Suriyeliler ve Filistinliler üzerine önemli “Kayıtlar”

KİTAPLIK

Yazan: Zeynep Karaca

Yıldız Ramazanoğlu’nun “Kayıtlar, Suriyeliler ve Filistinliler” kitabı geçtiğimiz ay İz Yayınları’ndan çıktı. Suriye’de savaşın çıktığı 2011 yılından itibaren büyük bir insanlık dramı yaşanıyor. 7,5 milyon insan mülteci olarak yaşamak zorunda kaldı. Bunların büyük çoğunluğu ülkemize geldi. Ürdün, Lübnan gibi ülkelere de gidenler oldu. Başka imkanlar bulan dünyanın farklı ülkelerine gitti. Türkiye’ye gelenler hakkında en fazla duyduğumuz cümlelerden birkaçı; “Suriyelileri istemiyoruz”, “Demografik yapımızı bozuyor.” 

 

Peki Suriyelilerin hikayesinden ne kadar haberdarız? Mülteci olarak ülkemize gelen, çoğu sokakta, markette ve bir işyerinde karışlaştığımız Suriyeliler hakkında ne kadar bilgi sahibiyiz? Onların savaştan kaçıp gelmiş olmaları bizi ne kadar ilgilendiriyor? Yıldız Ramazanoğlu, savaş başladığından ve başlamadan önce Suriye’de defalarca bulunmuş, bunu kardeşliğimizin pekişmesi amacıyla yapmış. Bir entelektüel sorumluluk olarak onların hikayelerine her zaman duyarlı olduğunu kitapta okurken hissediyoruz. 

 

Kitapta satırları okurken bizi karşılayan en bariz şeylerden biri Suriyelilerin burada olmasına baktığımız bakışın ne kadar sakat olduğu gerçeği. Çünkü, bir çoğu; doktor, avukat, öğrenci, şair, yazar, ressam ve sinemacı. Suriye’de iyi bir hayat sürerken birden her şeyini kaybeden bu insanlar, ülkemizde yeni bir hayata tutunmanın yollarını arıyor. O yollar çoğu zaman düşük ücretlerle sömürülmeye çıkıyor. Dışlanmaya ve ötekileştirilmeye varıyor. 

 

Mağdurların dili tanıdık

 

Kadın ve çocukların mağduriyetlerine de balki ayrıca bir başlık açmamız gerekiyor. Suriye’den buraya gelen kadınlar, burada sahipsizlikten ikinci eş olmaya düşüyor. Savaşta taciz ve tecavüzden kaçanlar da ayrıca anılmalı. Taciz elbette kaçmakla bitmiyor, yeni geldikleri ülkede de devam ediyor. Çocuklar ise bizim çocuklarımızla karşılaştığında; iyi örneklere rastlasak da dışlanma ve yok sayılmayla karşı karşıya. 

 

Şu Suriyeliler diyerek dışladığımız, görmezden geldiğimiz, yok saydığımız bir rakam olarak gördüğümüz her mültecinin bir rakam olmaktan çok bir insan olarak hikayesi var. Kitap boyunca o hikayelere sıkça temas ediyoruz. Türkiye’de kardeşlik adına yapılan birçok olumlu faaliyet de var. Yıldız Ramazanoğlu, bunları savaş çıktıktan sonra özel olarak takip etmiş. Satır aralarında kendimizi bazen bir dramda bulurken, bazen bir şiirde ve sinema filminde buluyoruz. 

 

Suriyeliler diye ayrıştırdığımız bu kitleye yakından bakmak, biraz olsun bireysel olarak onların mağduriyetlerine odaklanmak elbette kardeşliğimiz açısından bize de iyi gelir diye düşünüyorum. Sezai Karakoç’un bir sözünde dediği gibi; “Hatay Suriyelilerindir. Diyarbakır, Konya, İstanbul Suriyelilerindir. Tıpkı; Halep’in, Şam’ın bizim şehrimiz olduğu gibi.” Sınırlar sunidir, önemli ve esas olan kardeşliktir. Bugün coğrafyada ihtiyaç duyduğumuz kardeşliktir. Kitap boyunca da buna temas ediyor yazar. Biz kardeşiz ve bunun sorumluluklarını karşılıklı olarak yerine getirmek zorundayız. 

 

Bu savaş yeni değil 

 

Kitabın ikinci bölümü; Filistinliler üzerine yazılardan oluşuyor. 7 Ekim 2023’te Hamas’ın İsrail’e saldırılarıyla başlayan süreçte; 40 binden fazla insan hayatını kaybetti. Bu soykırımda en fazla ölenler, kadınlar ve çocuklar oldu. Savaşın bölgeye yayılma hızı henüz sürüyor. Ama Filistinlilerin yaşadığı zulüm, 1948’de başladı. İsrail’in bölgede devlet olarak kurulduğu günden itibaren Filistiniler zulüm altında. İşgalci İsrail, Filistinlileri öldürmek, kaçırmak ve işgal etmek gibi eylemlerine ara vermeden devam etti. Bunları zamam zaman medyada gördük. Filistine gittiğimizde zulmün boyutuna birinci ağızdan şahit olduk. Geçtiğimiz ay Dostluk Kısa Film Festivali kapsamında ülkemize gelen Filistinli yönetmenlerden Darin j. Sallam, 7 Ekim’nden önce Filistin’de yaşanan zulmü anlatırken çok zorlanıyorduk, bize abarttığımızı söylüyorlardı. Ama 7 Ekim’den sonra dünya bize hak vermeye başladı, dedi. 7 Ekim elbette Filistin’in kaderinde milat olarak durmaya devam ediyor. 

 

Yıldız Ramazanoğlu’nun yazıları, 2010-2020 yılları arasında Filistinilerin yaşadıkları zorlukları anlatıyor. Diasporadaki Filistinlilerin ağzından yazılara yer verilen anlatılarda; uluslararası kamuoyunda Filistin’e destek çıkanların sözleri ve eylemleri yer alıyor. 

 

Bu bölümde de Filistin sinemasına da ayrı bir önem verilmiş. Filistin’i anlatan filmlerin incelendiği bölümde; sanat yoluyla sorunların konuşulması üzerine dikkate değer paylaşımlar var.  Sanat ve Filistin söz konusu olduğunda dünya genelinde birçok işten söz etmek mümkün. Türkiye’ye de uzanan bu yolculukta yapılması gerekenler üzerine de düşünmemize fırsat tanıyor metinler. 

 

Filistin’de bilinçli bir yok etmeyi kapsayan sürecin birebir tanıkları; İsrail tarafından çocukların ve gençlerin bilinçli olarak hedef seçildiği üzerinde duruyor. Çocukları gerekçe göstermeksizin öldüren İsrail’in bunu yapmasındaki en etkili aracın; onları gelecek açısından tehlike görmesi gerçeği vurgulanıyor. İsrail askerleri tarafından evi basılan bir kadına on çocuğundan beşini seçmesi ve onların öldürüleceği söyleniyor. Seçim yapmayan annenin gözü önünde İsrail askerleri beş çocuğu öldürüyor. 

 

Bunun gibi bitmeyen bir dram olan Filistin’in geçmişine her satırda temas etmek mümkün. Filistinli sanatçıların dünyanın çeşitli ülkelerine dağılması ve sanat aracılığıyla Filistin hafızasını güçlü tutması da ayrıca kitapta karşımıza çıkan anlatılar arasında. 

 

Yakınlaşma çabasına bir katkı

 

7 Ekim’den sonra elbette Filistin üzerine daha çok koşulucak ve dünyada yer bulacak. Ama buraya gelene kadar da Filistinlilerin hayatı güllük, gülistanlık değildi. Filistin'de zulüm her zaman kendini gösteriyordu. Buna zaman zaman siyasetçilerden, sanatçılara karşı çıkanlar oldu. Türkiye’de çoğu zaman, çeşitli vesilelerle Filistin’in gündem yapıldığını biliyoruz. 2010’da Filistin’e giden Mavi Marmara gemisine de değinen yazar; Türkiye’de ve dünyada Filistin üzerine yapılan her eylem ve sanatsal faaliyeti kayıt düşme çabasında. Yazarın çabasının önümüzdeki süreçte daha iyi anlaşılacağını var sayıyorum. Mültecilerle ve bölgesel yakınlığımız gereğince gelecek yıllarda Suriyeliler ve Filistinlilerden daha çok söz edeceğimiz düşüncesiyle; bu kitaba göz atmanızın, ilginizi pekiştireceği kanaatindeyim.

Yorum Yaz