Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
Said Yavuz. Şair. Edebiyat dünyası onu iyi biliyor. Kuşağının iyi şairlerinden. İyi bir şair aynı zamanda iyi bir insan mıdır sorusu ona bakılıp cevap verilseydi, muhtelemen aynı görüş hakim olurdu: Evet. Bu kadar keskin sözün altında imtiyaz yok. Onunla sadece üç kere bir araya geldim. Toplasansa, üç saat etmez. Ama bir tanesinin etkisi üç asır geçmez, zaten buna da ömür yetmez. Kerametti; Eyüp Sultan Hazretleri, bir olay silsileri ışığında bizi huzurunda buluşturmuştu. Benim için olağandışı, onun için olağan bir durumdu…
Şiirden sonra bir deneme kitabı
Said Yavuz’un yeni kitabı Muhit kitap etiketiyle yayınlandı: Hatırlama Bahçeleri. Her şey ortadayken şaşırmak nafile sadece hatırla diyor. Bunu ilk kez de yapmadı. Şimdiye kadar yayınlanan üç şiir kitabıyla (Yüzümün Çocukluğu, Yürüyüş Atlası, Üşüyen Eller Divanı) bunu başardı. Sanat dalları içinde en yüce ve zor olanına, şiirin haysiyetini koruyarak görüşlerini nakşetti. Üç şiir kitabından sonra, üç bölüme ayırdığı deneme kitabıyla okuruyla artık doğrudan konuşmaya karar verdiğini görüyoruz.
Kitabımız, Sâd Suresi’nin 17, 18 ve 19. Ayeti ile açılıyor: “(Habibim!) Onların söylediklerine karşı sabret ve kudret ve saltanat sahibi kulumuz Dâvûd’u hatırla! Doğrusu o, çokça Allah’a yönelip gönül veren biriydi. Kendisiyle birlikte akşam sabah tesbih etsinler diye; biz, dağları ve toplanıp gelen kuşları Dâvûd’un emrine verdik.Onların her biri Allah’a yönelmişlerdi.” Diyanet İşleri Başkanlığının tefsrinin bir kısmında şu ifade yer almaktadır: “Hz. Peygamber’e sabırlı olması öğütlenmekte; ayrıca İsrâil peygamberleri içinde özellikle dünyevî gücü ve iktidarıyla tanınan Hz. Dâvûd’u hatırlaması istenmektedir. Burada o gün putperest muhaliflerinin kendisini ciddiye almadıkları, mesajıyla alay ettikleri Hz. Muhammed’in de bir zaman sonra Dâvûd aleyhisselâm gibi muzaffer ve muktedir bir konuma ulaşacağına ima vardır.” Alemlerin O’nun hürmetine yaratıldığı, sevgili Peygamber Efendimize ayet ile hatırla deniyorken; Hatırla Bahçeleri kitabının şiarı da belli, insanlara hak ve hakikat için bir kıvılcım olmak.
Konunun pekişmesi ve kitap içeriğinin daha iyi anlaşılması için şunu da “hatırlatmakta” fayda var: “Ebû Rukayye Temîm İbni Evs ed-Dârî (ra)’den rivayet edildiğine göre, Nebî (asm); ‘Din nasihattır’ buyurdu. Biz kendisine: Kimin için nasihattır, dedik. Peygamber Efendimiz: ‘Allah, Kitabı, Resûlü, müminlerin yöneticileri ve tüm Müslümanlar için nasihattır’ buyurdu. (Müslim, İman 95.)
Ayşe Rahşan Gürel’in önsöz niteliğindeki “Bir Kitap Okudum “Ötürü” yazısı kitabımızın mahiyetini özetliyor, Said Yavuz da yazıdaki marifetini ilerleyen sayfalarda gözler önüne koyuyor. Tam da şöyle: “Şırıl şırıl berrak sular akıyor kelimelerin arasından. Marifet meyveleri vermek üzere salkım salkım bağlar bahçeler gibi; Hatırlama Bahçeleri. Her kelimeden sudûr eden rızanın huzuru ve fakat daha iyi kavrama susuzluğunun gerilimi de beraberinde, mezc olup keskin bir rayiha gibi yayılıyor dimağa. Geldiği kalbin kokusunu taşır elbet kelimeler. Ve hak bir kelam, bir kelimeden daha fazlasıdır her zaman.”
Birinci bölümün ismi: “Hatırlama Bahçeleri”. İçerisinde aynı başlıkla bir yazı var. Hem bölüme hem kitaba ismini vermeye mazhar olmuş bu yazıyı irdelemek gerekir: Kitabımızdaki her cümle şairimizin hangi bilinçle hareket ettiğini gösteriyor. Bu bilinci oluşturan parçalar belli ki farklı zamanlarda zamanlarda, farklı yerlerde kağıda dökülmüş gibi. Akabinde iki kapak arasında karşımıza çıkmış. Yanlış anlaşılmasın, fihakika belli bir bütünlük var. Lâkin kitabımızdaki her yazının temeli burada saklı: Allah ve Peygamber sevgisi. İşte, bu bölümde de bunu doğrudan söylüyor şairimiz. Diğer yazılarında yer verdiği gibi örneklerle zenginleştiriyor. En etkilisi bence sözün özlerini oluşturanlardan bir tanesi: “Sahabi o denli Peygamber Efendimizin sevgisiyle doluydu ki onların her yapıp ettiğinde ondan bir işaret bulabiliriz. Onun hayat-ı seniyyesine dair hiçbir bilgimiz olmasa bile sahabilerin hayatlarında gördüğümüz şeyler bize onun hakkında ciddi bilgiler verecektir. Onlar Efendimizi ve onun mübarek yolunu çağrıştıran o hatırlama bahçesinden hiç ayrılmadılar. O bahçedeki her bir oluş, onlara daha önceki oluşları hatırlattı. Ebû Zerr’in (ra) ‘Hz. Muhammed (sav) bizi bıraktığında (vefat ettiğinde) gökteki kuşun kanatlarını hareket ettirmesi bile onun bize verdiği bir bilgiyi hatırlatırdı’ ifadesi onunla dopdolu oluşun şiiri gibi gelir bana.
Kıymetini bil her anın diyor
Kitabımızın içerisinde birçok şairin, yazarın, alimin, arifin, evliyanın, sahabenin ve peygamberin ismini görmek mümkün. Onların sözleri ve insanlığa örnek davranışlarının yansımasını şairimiz kendi düş ve düşünceleriyle harmanlamış. Kıymetini bil her anın diyor, John Berger misali değil, Said Yavuz misali; Müslüman ahlakıyla ve sorumluluğuyla. Çünkü bu kitabımızdan mülhem onun, şunun farkında olduğunu söyleyebiliriz (ki bu kitabın benim için özetidir de): Her anın içinde Hak ile olan geçtiği her yolu güzelleştirir. O yol kendinden sonra geleceklere de ilham olur, o yolu bulanlar ahiret yurdunda mükâfatını alır. İnşallah. Bakın ne diyor şairimiz: “Bir doktorla tanışmıştım. O, hastalıkların çoğunun psikolojik olduğuna inananlardandı. Bu nedenle hastalarına reçete olarak yanında çoğaltıp hazır bulun durduğu Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın Tefvîznâmesi’ni veriyordu: “Mevlâ görelim neyler / Neylerse güzel eyler.”
Kitabımızın, konulara Ehli-Sünnet çizgisi ve hassasiyeti ile yaklaşması, tasavvuf konusunda yanlış anlaşılır düşüncesiyle pek dile getirilmeyenleri rikkatle dile getirmesi hasebiyle Mehmed Şevket Eygi’nin yazılarını da bende çağrıştırdığını söylemeliyim. Üslup olarak değil ama içerik olarak.
Said Yavuz’u yakından tanıma imkânı sağlıyor
Kitabımızın bir önemi de şu: Said Yavuz’a daha çok yaklaşmış oluyoruz. Şiirleri ve söylemleri dışında. Onun uzun yıllardır Afrika bölgeside yaşadığı bilinmekte (umarız buradaki yaşanmışlıklar ve gözlemler de bir gün kitaplaşır). Bunun dışında nasıl bir aileden geldiği ve nasıl bir çevreyle hemhâl ettiğini görebiliriz. Bunları çoğu zaman doğrudan söylemiyor, satır arasında bıraktığı izleri takip ederek tahayyül etmemizi sağlıyor. “Babam, ben çocukken kâğıdın üstüne oturduğumda bana kızar ve “Kâğıda hürmetsizlik olmaz. Çünkü Allah’ın kitabı ona yazıldı.” derdi. Yine abdest alırken ibriği tutar, ona yardım ederdim. Sıra ayaklarına geldiğinde ibriği benden alır ve kendisi dökerdi ayaklarına. Çok sonradan anladım bu davranışının ne demek olduğunu. Bir edep vardı burada. Ayağını kimselere yıkatmamak. Ayağa eğdirmemek.”
Namaz, rabıta, edep, dost, çile, zikir gibi maneviyat ekseninde şekillenmiş yazılar şiirsel bir üslupla kaleme alınmış.
Bölümler, insan ömrüne benziyor
İkinci bölüm: Hatırlama Seanları. İçeriği de adıyla müsemma. Daha kısa söz ve örneklerden oluşuyor. İlk bölümün yoğunluğu yok ama vuruculuk aynı. İlk bölümdeki gibi örnekler de var, bu bölümün alametifarikası aforizmalar. Bahsettiğimiz ikinci bölüm; çoğu insanın ömrünün ortası gibi. İlk dönemde idrak edilenler, bu dönemde pekişebiliyor. Son bölüm ise ölüm yani Allah’a kavuşmadır (müminler içün). Belki bundandır ki şairimiz de okurunu bir şiirle-münâcat ile yolcu ediyor.
“Unutanlar İçin Münâcât” bölümünde yer alan bu şiirin isminin “Unuttum, Sen Hatırlat Bana” olması şairin kendini herkes gibi gördüğüne işaret ediyor. Şiirin sondan başa-baştan sona okununca esasen iki farklı şiir olması ise doğum ve ölüm arasındaki ilişkiyi simgeliyor. Bitti gibi gözükse de yeni bir başlangıç vardır. Yukarıdan aşağıya okunuca dünya hayatı, aşağıdan yukarı okununca (dünya hayatında yapılanların karşılık bulacağı) ahiret hayatı ortaya çıkıyor. Kitabın sonunda ise şu Â’lâ Suresinin 6. Ayetinin yer alması da manidar: “Sana okutacağız; bir daha unutmayacaksın.”
Yorum Yaz