Yaralı bir dünyada insan kalmak: Birhan Keskin şiirinin izinde

KİTAPLIK

Birhan Keskin’in şiiri, modern Türkçe şiirin en kırılgan ama aynı zamanda en direngen damarlarından birini temsil eder. Onun şiirinde insan yalnızca seven bir varlık değildir; aynı zamanda hatırlayan, katlanan, susan, öfkelenen, adalet arayan ve dünyanın ağırlığını kendi kalbinin içinde taşımaya çalışan bir varlıktır. Y’ol kitabı da tam bu yüzden yalnızca bir aşk kitabı olarak okunamaz. Bu eser, insanın çağımızdaki parçalanmış varoluşunu aşk, hafıza, öfke, merhamet ve gurbet üzerinden yeniden kurmaya çalışan büyük bir iç konuşma gibidir. Birhan Keskin’in şiir dili, modern insanın ruhsal yıkımını yalnızca anlatmaz; onu sesin, imgenin ve ritmin içine dönüştürür. Bu yüzden onun şiirleri okunmaz yalnızca; insanın içinde yankılanır.

Kitabın başındaki “sunu” bölümü bile Birhan Keskin poetikasının temel meselelerini açığa çıkarır. “Her gün bir kez bu kitabın başına geçtim” diye başlayan tekrarlar, sıradan bir ritmik tercih değildir. Bu tekrarlar, modern insanın içsel parçalanmasının ritmidir. Çünkü burada zaman çizgisel değildir; insan her gün aynı acıya yeniden uyanır. Her gün yeniden “neredeyim” diye sorar kendine. Her gün bir kuzey kişisi iner içine. Şairin şiirinde kuzey, yalnızca coğrafi bir yön değildir; insan ruhunun soğuyan tarafıdır. Bu nedenle onun şiirlerinde sürekli bir üşüme hissi vardır. Aşk bile sıcak bir sığınak değil; çoğu zaman insanın içini büyüten bir yalnızlıktır.

Birhan Keskin’in şiirinde dikkat çeken en önemli özelliklerden biri, duyguyu felsefi bir mesele hâline getirmesidir. O, aşkı yalnızca bireysel bir ilişki olarak ele almaz. Aşk onun şiirinde insanın dünyayla kurduğu ontolojik ilişkinin merkezine yerleşir. “Dünya ne ki sevgilim, benim sana yaptığım kubbe yanında?” dizesi tam da bunu anlatır. İnsan sevdiği kişi için dünyadan büyük bir iç ev kurar. Fakat bu ev güvenli değildir; “içinde yıldızlar patlar.” Birhan Keskin’de sevgi daima yıkımı da beraberinde taşır. Çünkü onun şiirinde seven insan, kendisini korumaktan vazgeçmiş insandır. Bu yüzden “Biz barbarlar buna” derken aslında aşkın medeni bir duygu değil, insanın en ilkel ve en çıplak hâli olduğunu söyler.

Şairin poetikasında “barbar” imgesi özellikle önemlidir. Modern dünya düzeninin dışında kalan, sistemin diliyle konuşmayan, kırılgan ama sahici insanı temsil eder bu barbar. “Fazla insansın sen sevgilim” derken kurduğu karşıtlık da buradan doğar. Bir tarafta düzen, hukuk, intikam ve mesafe vardır; diğer tarafta ise affetmeyi bilen ama yaralanan insan. Birhan Keskin’in şiirinde modern medeniyet sürekli sorgulanır. Çünkü ona göre çağımız insanı teknik olarak gelişmiş olsa da ruhsal olarak büyük bir çöküş yaşamaktadır. “Adaletin içinde bir zalim oturur” dizesi yalnızca bireysel bir kırgınlık değildir; bütün modern sistemlere yönelmiş büyük bir şüphedir. Hukukun, düzenin, toplumsal ahlakın içindeki gizli şiddeti fark eden bir bilinç konuşur burada.

“Öteki” şiiri bu açıdan kitabın en politik ve en sarsıcı damarlarından biridir. Şair burada sınıfsal ayrımı, kültürel kibri ve modern dünyanın görünmez dışlama biçimlerini doğrudan şiirin içine taşır. “Siz yükseleceksiniz hep bembeyaz / onlar aşağıda siyah kalacak” dizeleri, çağdaş insanlığın kurduğu hiyerarşik dünyanın şiirsel bir eleştirisidir. Birhan Keskin burada yalnızca duygusal bir şair değildir; aynı zamanda vicdanın şiirini kurar. Çünkü onun şiiri, merkezin değil kenarın şiiridir. Unutulanların, taşlara su tutanların, külde uyuyanların şiiridir. Bu yüzden onun dili zaman zaman sertleşir, bağırır, ritmini bozar. Şair burada estetik kaygıyı değil hakikati öncelemektedir.

Birhan Keskin’in şiir dünyasında hayvan imgeleri de dikkat çekici bir yere sahiptir. Çita, zürafa, keklik, su aygırı… Bunların her biri insan ruhunun başka bir hâlidir. “İçimde uzağa bakan bir zürafa var” dizesi, modern insanın erişemediği bir ufka duyduğu özlemi anlatır. Hayvanlar burada doğanın masum parçaları değildir yalnızca; insanın içindeki ilkel, korunmasız ve sezgisel tarafın dışavurumudur. Çünkü Birhan Keskin’in şiiri akılla değil, sezgiyle ilerler. Onun şiirlerinde düşünce bile hissedilerek kurulur.

Aynı şekilde ses de Birhan Keskin şiirinde anlam kadar önemlidir. Harflerin uzaması, kelimelerin parçalanması, bağıran ya da uzayan sesler tesadüf değildir. “Karrrrrrrrraaaaaaaaaaa” ya da “İnnnniiiiyor aşağı” gibi kullanımlar, dilin normal sınırlarını aşma çabasıdır. Çünkü bazı acılar artık klasik cümlelerle anlatılamaz hâle gelmiştir. Şair burada sözcüğü değil yankıyı büyütür. Bu yönüyle Birhan Keskin’in şiiri yalnızca okunacak bir şiir değil, işitilecek bir şiirdir. Ses, nefes ve kırılma onun poetikasının ayrılmaz parçalarıdır.

Onun şiirinde tasavvufî bir damar da sezilir. Ancak bu doğrudan mistik bir şiir değildir. Daha çok modern insanın kaybettiği hakikati aşk içinde yeniden aramasıdır. “Ben sana dünyanın değil yeryüzünün diliyle seslenmiştim” cümlesi bu açıdan çok önemlidir. Dünya burada modern hayatın mekanik düzenini; yeryüzü ise insanın daha kadim, daha sahici tarafını temsil eder. Birhan Keskin’in şiiri sürekli bu kayıp sahiciliğin peşindedir. Bu yüzden onun dizelerinde hem büyük bir şehir yalnızlığı hem de eski zamanlardan kalma bir iç titreyiş hissedilir. “Ya leyl…” diye başlayan seslenişlerde Divan şiirinin yankısı duyulur; ama bu yankı artık parçalanmış modern zamanın içinden gelir.

Birhan Keskin’in şiiri, çağdaş Türk şiirinde kadın duyarlılığını da farklı bir yere taşır. O, aşkı edilgen bir bekleyiş üzerinden kurmaz. Onun şiirindeki kadın özne düşünür, öfkelenir, sorgular, yüzleşir. Fakat bütün bunları yaparken kırılganlığını saklamaz. Çünkü Birhan Keskin’in poetikasında kırılganlık bir zayıflık değil, insan kalabilmenin son imkânıdır.

Y’ol, bu yüzden yalnızca bir şiir kitabı değildir. Bu eser, modern insanın iç sürgününün şiirsel kaydı gibidir. Aşkın, adaletin, öfkenin, gurbetin, sınıfsal yabancılaşmanın ve varoluşsal yalnızlığın iç içe geçtiği büyük bir ruh haritasıdır. Birhan Keskin burada insanın içindeki karanlığı estetize etmez; ona bakmayı öğretir. Belki de bu yüzden onun şiiri, çağımızın hızla unutan dünyasında hâlâ derin bir yankı uyandırmaktadır. Çünkü Birhan Keskin’in şiiri bize şunu hatırlatır: İnsan bazen yalnızca sevdiği için değil, hatırladığı için de yaralanır.

 

Yorum Yaz