Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi

Kasım ayına merhaba. Sonbaharın son ayındayız. Okuduğum kitaplar hakkında yazmayı seviyorum. Okumak hayatımda en önemli tutkularımdan biri. Okumasam yazabilir miydim? Sorusunu kendime çok sormuşumdur. Bu yazımda şiirleriyle bildiğim 2023 Uluslararası Booker Ödüllü Bulgar Yazar, Georgi Gospodinov’un son zamanlarda popüler olmuş, ilgi görmüş, anı-romanı Bahçıvan ve Ölüm’den bahsedeceğim. Gospodinov’un kitapları Metis Yayınları etiketiyle yayınlanıyor. İlk Basım Eylül 2025, Üçüncü Basım Ekim 2025’te yaptı.
Gospodinov, “Bir hikâye, yaşanmış ve kişisel olsa bile, bir kez dilden geçince, kelimelere bürününce artık bize ait olmaktan çıkar, o artık gerçeklik kadar kurmacanın da düzenine aittir.” cümlesiyle şiir yazıldıktan sonra nasıl artık okurunsa, bir romanın kişisel hayattan ilham alınarak yazılmış olsa bile gerçeklikten soyunarak işin içine kurmacanın da dahil olduğunu belirtmesi, okura, kitabı açar açmaz güçlü bir mesaj veriyor. Sonraki sayfada epigraflar var. “Bugün altında yattığı toprağı işlerdi bir zamanlar...” Yazar okuru heyecanlandırıp merakta bırakıyor, hemen 1.bölüme geçmiyor. Kitabın ilk sayfasında anlatıcı: “Hemen söyleyeyim, bu kitabın sonunda başkahraman ölüyor. Hatta sonunda bile değil, daha ortasında.” Okura, kitabın sonunun nasıl biteceği bilgisini en başta veriyor. Kitabın başkahramanı babası. Yazarın diğer eserlerinde de babasının yokluğunun hayatında bıraktığı derin izleri, o tarif edilemez baba yokluğunun verdiği acıyı, yazarak sağalttığını görmek mümkün. Annenin ölümü, dünyanın ölümü gibiyken babanın ölümü koca bir çınarın devrilişi, bir dağın yıkılışı gibidir. Yazar baba figürünü içimize işleyerek, içini açarak, akıtarak anlatıyor. Kişisel olarak etkilenmemek elde değil, bu tür eserlerde, edebi eser tahlillerinde dikkatli davranmak gerekiyor.
Gerçek kahramanın öldüğü birinci şahıs ağzından yazılan romanda “Sadece hikâyelerin anlatıcıları hayatta kalıyor ama onlarda bir gün ölecek. Sadece hikâyeler hayatta kalacak. Ve babamın aramızdan ayrılmadan önce yetiştirdiği bahçe.” Gospodinov’un babasını yaşatmak istediğini, yaşadığı uzun yasın, -babamdan önce ve babamdan sonra- diye ikiye bölünerek yaşadığını, hissettiği hüznün güçlü olduğunu, bizi roman boyunca hüznün duraklarında beklettiğini ama sayfalarda umutsuzluğu değil, ışığı görmek mümkün. Anlatıcı, kanser olan babasıyla anılarını, hastalık sürecini ve babasının ölümü sonrasındaki yası anlatıyor. Babasını kanserden kaybeden okur için, hastalık sürecindeki korkular tekrar hatırlanabilir, bu bağlamda duygusal bir anlatıya dönüşecektir. Bu noktada aklıma Cemal Süreya’nın “Sizin hiç babanız öldü mü?” şiiri geldi. Aynı duyguyu hissettim. İçerikle ilgili detaylara geçince; kitap 200 sayfadan 91 bölümden oluşuyor. Her bölümün 1-2 sayfa kadar kısa olması, güçlükle anı-roman okuyabilen insanlar için bile okumayı kolaylaştırabilir. Bölümlerde anlatıcı babasıyla anılarını kısa ama çarpıcı cümlelerle anlatıyor. Romanın yarısı babasının hastalık süreciyle, diğer yarısı yas süreciyle ilerliyor. Herhangi bir kronolojik sıralama bulunmuyor. Bir bölümde babasının hastalığından bahsederken diğer bölümde geçmişinden, babasıyla çocukluk hatırasından, başka bir bölümde cenaze merasimlerinden bahsediyor. Yazar anılarını hatırladıkça kaleme almış. Gerçekliğe kurgu eklemiş, kitap hakkında yazılar okudum, yazarın babasının bahçıvan olmadığı bilgisine ulaştım. Baba, Bulgaristan’ın bir köyünde tarım yapan bir işçiymiş. Burada kurgunun zemininin sağlam olduğunu görüyoruz. Bahçıvan, toprağa eken, türlü uğraş ve emeklerin sonunda yetiştiren, özveri ve sevgiyle büyütendir.

“Ölüm sensiz olgunlaşan bir kiraz ağacıdır”
Toprak kelimesinin hem somut hem derin anlamları var. Toprak hem doğayı hem insanın varoluşsal köklerini hatırlatır. Kelimenin çağrışım gücüne baktığımızda; vatan, memleket, ev, yuva, toprak parçası, doğum- ölüm, yaşam, bolluk ve bereket, bitkiler, filiz vermek, doğal döngü, canlılık, hayat kaynağı, yağmur, su, mitolojilerde başlangıç, temizlik ve saflık gibi kavramlarla bütünleşmiştir. Toprak; hayatın başlayıp sona eren yer olduğunu düşündüğümüzde, “topraktan geldik, toprağa döneceğiz.” anlayışı noktasında bahçıvanın yaşam- ölüm çizgisinde yaptığı işle, sürekli büyüttüğünü, yetiştirdiğini, yazarın kaybettiği babasını da hatıralarıyla canlı bir şekilde yaşattığını, yaşam ve ölüm döngüsündeki bağlantıyı tarım işçisi babasından esinlenerek, tarım, ürün, üretkenlik emek gibi kavramlardan yola çıkıp toprak, bahçe, bahçıvan üçgeninde kurmuştur. Yaşadığı acı kaybı, yası, kendini kaybederek, şikâyet ve isyan ederek değil, tıpkı toprak gibi sabırla, doğum ve ölüm farkındalığı içinde sükûnetle karşılıyor. Üslubu, şiirselliği de içine alan bir sürükleyicilikle ilerliyor. Metaforlar, tekrarlanan cümleler kitabı hafızamıza adeta işliyor. “Evet, babam bahçıvandı. Şimdi bir bahçe.”
Kelimeleri özgür bırakmış, ne de olsa şair, önce şiir kitabını yayınlamış diye düşünmeden edemiyorum. Kitapta yazarın Hüznün Fiziği, Zaman Sığınağı romanlarından alıntılar, Honorê de Balzac’ın Tılsımlı Deri başlıklı romanına gönderme, Homeros, Odysseia’dan alıntılar var. Popüler kültürün hızla değişip tüketilmesinden dolayı popüler kitaplar hakkında yazarken çekimser yaklaşmışımdır. Ama yazar duygularını okura hissettirme konusunda oldukça başarılı. Bahçıvan ve Ölüm, insanı sarsan, hüzünlendiren, yazarın belirttiği gibi: “Bu kitap ölüm hakkında değil, sona eren bir hayat için duyulan hüzün hakkında.” Bir babaya olan hayranlık ve derin sevgiyi anlatan, hüzünlendiren ve buna değecek etkileyici bir roman. Gospodinov 91. Son bölümde: “Babam öldü. Ne yapacağımı bilmiyorum.” İnsanın ölüm karşısındaki çaresizliği, acziyeti ve boşluğu dile getiriyor. Kitabın son cümlesinde ise babasının hayattayken çok sık söylediği “Korkacak bir şey yok” ile bitiriyor.
Yorum Yaz