Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
Yazan: Elvan Kaya Aksarı
Bazı yazarlar vardır ki şapkadan tavşan değil deve bile çıkarsalar kanonun gazabından kurtulamazlar. Onlara biçilmiş rol bellidir. Üstünkörü bir değerlendirmenin neticesine mağlup olarak belki kuşaklar boyu aynı vasıfla belleklere kodlanırlar. Heyhat, Ömer Seyfettin merhum da onlardan biridir. Hepimiz Seyfettin’i okumuşuzdur, hiç yoksa kulak dolgunluğumuz vardır. Ne ki, bu okuma, ilk ve orta mekteplerin müfredatlarında sıkışıp kalmıştır. Bize belletilen temel şiarlardan birisi Seyfettin’in çocuk edebiyatı dâhilinde okunması ve değerlendirilmesi gerektiğidir. Bu müfredatın müdafilerine göre sözüm ona Cin Ali’den farksızdır onun eserleri. Çocuk yazınından ne anlıyoruz belki bu başka bir bahistir lakin Ömer Seyfettin’i de buraya hapsetmek büyük bir yazarımızı haybeden ıskartaya çıkarmak demektir. Seyfettin öyle ceffelkalem silinecek bir kişi değildir. Düşünün ki, Hamlet ve Don Quichotte üzerine yazılar yazmış, İlyada ve Kalevala’yı tercüme etmiş, Türkçe üzerine düşünmüş ve önemli tespitler getirmiş, günlükler kaleme almış, dergicilikle meşgul olmuş, Gorki’den, Maupassant’dan hikâyeler çevirmiş bir kalemden bahsediyoruz. Ki eksiği var fazlası yok bu saydıklarımızın hepsini de takriben 36 senelik bir zaman diliminde yaptığını belirtmemiz insaf gereğidir. Bu bakımdan, Ömer Seyfettin’in hakkını teslim etmek adına onun iyi bir öykücü olmasının yanı sıra hakiki bir aydın ve eski tabirle bir Babıali efendisi olduğunu da ikrar etmemiz şarttır. Kaldı ki, onun birçok öyküsü bugün pedagojik saiklerle incelendiğinde çocuk yaş grubuna uygun da sayılmayabilir. Muhteviyatındaki şiddet, kan, tedhiş sebebiyle yetişkinlere hitap eden hikâyelerdir bunlar. Sırf bu yüzden dahi merhum yazarın hatalı tasnife kurban gittiği ortadadır.
İçimdeki bu ukdeyi aziz okurla paylaştıktan sonra, Ömer Seyfettin’in Türk edebiyatı dairesindeki yerini tek başına dahi kalsa müstesna kılacak olan Efruz Bey hakkında birkaç kelam etmeyi 36 senelik ömrümün bir ödevi olarak görüyorum. Efruz Bey, yarı aydın tiplemesinin nasıl bir distopik evren yaratabileceğine dair güçlü bir örnek. Az buçuk ilmi ve irfandan yana büsbütün nasipsizliğiyle mamul Efruz Bey, Dede Korkut Hikâyeleri’nde gördüğümüz isim kazanma geleneğinin bir devamı olarak Kanuniesasi’yi sahiplenerek, alkışların şehvetengiz sesi karşısında kendisine bu ismi layık görür. Öyle ya, Farsça bu isim, aydınlatan, ışık saçan, parlatan demektir. Kıymeti kendinden menkul hürriyet kahramanımıza başka bir isim düşünülemez. Gerçi Dede Korkut Hikâyeleri’nde kişiye uygun düşen ismi, başkaları layık görür ama işbu temayül hürriyetle birlikte değişmiştir. Efruz Bey, gayet tabii olarak Ahmet olan ismini, lügatten fal açarak, “aydın” manasına gelen yeni bir ada tahvil eder. Devr-i hürriyette her şey mümkündür, yeter ki alkışlansın. Mehmet Akif’in mısraları, bütün Efruz Beylerin amentüsünü izah etmez mi, “Kim ne söylerse, hemen el vurup alkışlayacak / -Yaşasın! / -Kim yaşasın? / -Ömrü olan. / Şak! Şak! Şak!” Alkış çok sesli bir koro gibidir. Gelgelelim akordu bozuksa kakofoninin nereye varacağı kestirilemez. Efruz Bey, fikirlerini (ya da herzelerini) bu gürültüyle mayalar. Alkıştan önceki tek/el devrinde soyunu bilmem hangi padişahın firari çocuğuna dayandırarak prensliğe yeltenen Ahmet Bey, eller çırpıştırılmaya başlayınca asabiyetten aristokrasiden medet ummayı bırakır. Şakşakların ve şakşakçıların ona verdiği yetkiye dayanarak, Türkçenin kelime dağarcığını, söz dizimini, kaidelerini bile değiştirmeye yeltenir. İş, son kertede bir yamalı bohçayı andıran kuşdiline döner. Babil Kulesi’nin lisanı alkışlardır en nihayet. Dile has bütün bu tandırname nutukları ister istemez Orwell’in 1984’ünü anımsatır. Lakin Seyfettin’in üslubu ve meşrebi asla karamsar değildir. Bütün bir metin boyunca absürdün var olan neşesi eksilmeden devam eder.
Ali Canip Yöntem’in naklettiğine göre, Ömer Seyfettin şarlatanları üç sınıfa ayırırmış: Namuslu şarlatan; namusla, namussuzlukla alakası olmayan şarlatan; alçak şarlatan. Namusla, namussuzlukla alakası olmayan şarlatana ise Efruz Bey’i örnek gösterirmiş. Bana kalırsa Efruz Bey, her devrin adamıdır. O, su katılmamış bir konformisttir. Böylesi aydınlar, rüzgâr nereden eserse ona göre konum almakta ustadırlar. İşe bakın ki, rüzgârın anlamlarından biri de dünyanın içinde bulunduğu devirdir. “Her devrin adamı” ifadesi TDK Sözlük’te bulunmazsa da halkın belleğinde kayıtlıdır. Yazar, hicvini mizahın tabiatına sığınarak seyreltir. Efruz Bey, saçma derecesinde bir adam olduğu için komiktir ve bizden uzaktadır. Asla kendimize ve çevremize konduramayız. O olsa olsa Karagöz oyunundaki Rezzakizade Tarçın Bey’dir. Hâlbuki saltanat lağvedilmiş ve fakat soytarılık kaldırılmamıştır. Alkışlarla yaşayan sureta aydın soytarının bukalemunvari bir hasletle her devre ve idareye uyum sağlayabilme özelliği vardır.
Kahraman-ı Hürriyet Efruz Bey, bütün dinî, millî, tarihî bağları reddeder. Hatta, “Vahi (saçma) fikirleri, batıl itikatları, vahşilere, yamyamlara bırakınız. Medeni olmaya çalışınız.” diyerek bütün sosyolojik sınıflandırmaları tahkir eder. Zabıta ve polis teşkilatına ihtiyaç görmez. Hapishaneleri boşaltmak ister. Zembereği boşalmıştır bir kere. Herkes müsavi yani eşittir. Bu kategori ve kurumların gereği kalmamıştır. Ağzına bir virt gibi doladığı “Yaşasın hürriyet!” sloganı, tüm soruların cevabı, bilcümle sorunların çaresidir. Bütün etnik ve dinî unsurları, birbirleriyle kucaklaşmaya ve Esperanto dilinde konuşup, tekmil kimlikleri reddetmeye ikna etmişken kendisinin de mensubu olduğu Çerkez halkını bu tokalaşma seremonisine ikna edememiştir. Yani herkes eşittir lakin bazıları daha eşittir. Orwell’ın “Hayvan Çiftliği” romanı zihninizde deveran etmekte, farkındayım. Neyse ki Ömer Seyfettin’in romanı mezkûr iki eserden de eskidir. Kozmopolitliğiyle maruf Efruz Bey, Mesih kompleksinin bir tezahürü müdür? Neden olmasın. Arz talep meselesi. Yine de bir günlük beylik beyliktir atasözüne itibar ederek Efruz Bey’in aforoz olmadan önceki hükümranlığının üç gün sürdüğünü düşünürsek belki bunun da alkışlanmaya değer bir “bahar rüyası” olduğuna ikna olabiliriz. Elverir ki insanın ikna olmaya gönlü olsun.
Yorum Yaz