Divan şiiri ile disco ritmini buluşturan isim: Ergüder Yoldaş

Köşe Yazıları

Divan şiirinin estetik dünyasından beslenerek modern Türk şiirinde özgün söylem inşa eden Attila İlhan’la Ergüder Yoldaş’ın yollarının 80’lerin başında bir başyapıt olan “Sultanı- Yedah”ta kesişmesi tesadüf değil aslında. Yoldaş, bir söyleşide “Gerek Halk şiirinde gerekse Divan şiirinde bizi Batı’ya özendirmeyecek biçimde büyük ozanlar çıkıyor ortaya” dedikten sonra kendi müziğinde, İlhan’ın şiire getirdiği formu takip eden bir yapıya yaslandığını belirtiyor (Attila İlhan- Röportajlar-1, 2004: 320). Dolayısı iki ismi birleştiren mesele “yerli olmak” kaygısı. 

60’lardan 70’lere sarkan zaman diliminde henüz yerli bir pop müzikten bahsetmek neredeyse mümkün değildir. Batı popüler şarkılarını söyleyen ve bir aşama sonra bu müziklere Türkçe söz yazılan bir süreçten bahsediyoruz. İlk yerlileşme çabalarına 70’lerin başından itibaren ciddi anlamda erişebildik ancak. Yoldaş daha 70’lerin başında, geleneksel müzik birikimimiz ile günümüz dünya müziğinin imkanlarının nasıl bir yöntem üzerinden sentezleneceğini ve müziğimizin, kimliğine uygun modernleşme pratiğinin ne şekilde yakalanabileceğini gören bir isim. Ancak Yoldaş’ın asıl kendi zirvesine ulaştığı zaman dilimi 1980’lerde şekillenir.  81’de çıkan “Sultan-ı Yegah”, 12 Eylül darbesi sonucu bütün verimini kaybetmiş, hemen bütün sanatçıların suskunluğa gömüldüğü, yapımcıların albüm prodüksiyonlarına girmediği müzik sektörüne meydan okurcasına sunulmuş bir çalışma biçiminde değerlendirilebilir.

Bu meydan okuma O’nun müziğinin zihni paradigmasını anlamamız açısından da önemli. Çünkü Nur Yoldaş’ın sesinde hayat bulan Ergüder Yoldaş besteleri baştan sona Divan şiirimizin örneklerinden ya da bu şiirin ruhundan izler taşıyan modern şair olarak Atilla İlhan’ın dizelerinden beslenmiş bir söz evreninde dolanır. “Sultan-ı Yegah”la beraber “Mihrimah”, “Saki”, Sadabad”, “Mahur”, “Defter-i Divanımız”, “Disko Segah” gibi 10 bestenin bulunduğu albümde Attila İlhan şiiri ve Yoldaş’ın kendi yazdığı sözlerin dışında Nedim’in, Abdülhak Hamit Tarhan, Seyyit Nesimi ve Pir Sultan Abdal’ın şiirlerinin tercih edildiğini görürüz. Ardından yayınlanan “Elde Var Hüzün”de(1984) de Baki, Neşati, Nevi gibi Divan şairlerinin dizeleri yanı sıra -yine- Attila İlhan’ın, Yahya Kemal ve Cahit Sıtkı Tarancı’nın şiirleri çıkar karşımıza. Yoldaş’ın gelenek ile bu kadar güçlü bağ kuran güçlü eserler çıkarmasının perde arkasında iyi bir şiir okuyucusu olmasının etkileri söz konusudur. 2007 yılında bir haber dergisine verdiği uzun söyleşisinde mesela Kadıköy’deki Gençlik Kitabevine sürekli uğradığını, A.İlhan ve Hilmi Yavuz’u o dönem tanıdığını, Divan şiirine ilişkin altyapısının ta lise yıllarında aldığı sağlam edebiyat dersi sayesinde şekillendiğini ve bu şiir sayesinde Türk müziğini çözdüğünü belirtir. Bu derin Divan şiiri bilgisi sayesinde İlhan’ın edebiyatta yaptığını Ergüder Yoldaş müzikte deneyerek yeni bir ses evrenine ulaşmıştır. Bahsettiğimiz bu iki önemli albümünde kullandığı ritm olan ve 70’lerin pop müziğini taşıyan disko ritminin de ayrıca ele alınması gerekiyor belki. Bu sentezin modern zamanlara koşut ruhunu taşıyan disko ritminin seçilmesi, yoğun ezgisel yürüyüş barındıran zor eserlerinin hem akıcılığını kolaylaştırdı hem de tanıdık bir ritm olması bakımından kitlelerce rahat algılandı.

Yorum Yaz