Esenler’in “Veliahtı”

Köşe Yazıları Güncel

Televizyon dizileri, çoğumuz için yemek yaparken ve dikiş dikerken bir arka fon işlevi görüyor. Yalnız yaşayanlar için ise, sessizliğin seslerini bastıran bir söz karmaşası. Bir dizi bazen bir sahnesiyle yakalar sizi veya uzaklaştırır kendinden. Ne iyi oyunculukların bir garantisi var ne ilginç konunun. Birçok olumlu faktörün bir araya geldiği bir dizi dahi ertesi sezonun garantisini veremez, çoklu ekranların izlenme oranı yarışında. İstisnalar elbette var.  Veliaht yayımlandığı birkaç bölümden itibaren bu istisnalardan biri olabileceği izlenimini veriyor.

 Neredeyse alanında bir ilki gerçekleştiriyor dizi ve ağırlıklı olarak bir otogarda geçiyor, Esenler Otogarı olarak bilinen Büyük İstanbul Otogarı’nda. Bu sırada sürekli bir Esenler atfı var otogar üstünden. Oysa, Bayrampaşa sınırları içinde inşa edilen proje, 1994’te Büyük İstanbul Otogarı adıyla hizmete açılmıştı. Ancak otogara gelip giden yolcular Bayrampaşa’dan çok Esenler’e yöneldiğinden zamanla bu ad unutuldu. İnsanlar otogara, Esenler adını yakıştırdılar. 2000’lerin başlarında Karabayır’da çetelerin yol açtığı olaylar, medyada zamanla otogardaki bakımsızlıkla oluşan kirli işlere dair haberlerle buluşturuldu. 

Böylelikle dizide sık sık “Ee, burası Esenler,” şeklinde bir vurgulama çıkıyor karşımıza. Otogara hizmete açıldıktan sonra yıllarca hakim olmuş tekinsizliğin vurgusu bu. Her an bir hadise çıkabilir, her köşe bucaktan bir bela yağabilir. 

Gerçi dizi ilginç ve kendini seyrettiriyor. Oyuncular başarılı, akış sıkmıyor, şimdilik. Karakterler de Mars’tan gelmiş gibi görünmüyorlar genellikle. Otogar şirketlerin sürekli bir çekişmesine sahne oluyor. Ercan Kesal, Esenler’deki otobüs şirketleri arasında en ağırlıklı güce sahip karakteri oynuyor. Çocukluk travmasına bağlı açık alan korkusuyla mustarip oğluna bırakamayacağı tahtı için, mobil tamircilikle ailesini geçindiren bir genci veliaht adayı olmaya mecbur ediyor.  

Bu zamanda ne krallığı, ne veliahtı deyip geçemiyoruz artık. Hoş Esenler’in mazisi de yabancı değil taca tahta. Bizans döneminde kralların sayfiye yeriymiş. Havası temiz, suyu güzel ve insani açıdan da değerli özellikleri haiz tepeye bu nedenle Aretai denirmiş, Yani Faziletler Tepesi. Osmanlılar çağında ise bu yerde gelişen Litros köyü hem sürsat vergisine tabiydi hem de suyolcu vergisine. Sürsat, askeri birliklere yem, yiyecek ve yakacak temin etme faaliyetiydi. Suyolcu ise, İstanbul’un suyollarının bakımıyla uğraşan, bunlarla ilgili kuruluşu yöneten kimse veya kesimlerdi.  

Litros, mübadeleyi takiben aldığı göçlerle Osmanlı ahalisini barındıran bir yerleşim kültürüne sahip oluyor zamanla. Konukseverliğiyle Anadolu göçünde de akla gelen ilk adres haline geliyor. 1939’da birçok köy gibi adı değişip Esenler oluyor.  

Gelgelelim Veliaht, Esenler’le Otogar arasındaki zemin farkına asla temas etmiyor. Dizinin zamanı, 2000’lerdir sanki. Esenler 2000’lerde yoğun nüfuslu, suç oranı yüksek bir ilçeydi. 2010’da sonra ise nüfusu kentsel dönüşümle azalırken suç oranı düşük ilçeler arasında anılır oldu adı. 

Otogar’daki gıllıgışlı işler ise şaşırtmıyor. Maalesef otogar hem proje aşamasında hem inşa sürecinde sakatlamalara maruz bırakılarak tamamlanabilmiştir.  Otogarın Müellif Mimarı, hocam Prof. Mehmet Çubuk, 2019’da otogardaki bürosunda ziyaretim sırasında anlatmıştı: Orijinal projeye önce Bedrettin Dalan müdahale etmiştir, birkaç yıl sonra da Nuretttin Sözen. Dalan tamamlamış projedeki 34 birimi ana kütle olduğu gibi dururken iki katına çıkarmış, Sözen ise kalkış peronunu iptal ettirmişti. Bu müdahaleler, otogarda bir sıkışma ve yoğunlukluk oluşacağı bilinerek yapılmıştı. Mekan insanları ve faaliyetleri biçimlendirir. 

Plato Otogar ve gerçek Otogar, Plato Esenler ve gerçeği… Bir hayli ironik bu da: Ne Esenler 2000’lerin Karabayır’ından ibaret ne de otogarın arazisi bu ilçenin sınırları içinde. Bu şekilde olumsuz vurgular Esenler halkını değil sadece gerçekliği de incitebilir.    

Yorum Yaz