Gelenek ve müzik

Köşe Yazıları Güncel

20. yüzyılın avangart bestecilerinden biri olan Morton Feldman’ı çok seviyorum. Sekizinci Cadde’ye Selamlar adlı kitabını iki defa okudum. Bestelerini hayranlıkla dinledim. Özellikle 1980’lerin ortasında, altı saat süren bir yaylı dörtlü yazmış olması bende ayrı bir hayranlık uyandırıyor. Kitabını okurken defterime not ettiğim şöyle bir bölüm vardı: “Dünya müziği teknolojik gelişmeyle birlikte her ne kadar kendini başka müziklerle kaynaştırsa da artık tamamen geleneksel müzik yapan birilerini bulmak zor dünyada.” Benzer bir ifadeyi dünyaca ünlü Hintli tabla ustası Zakir Hüseyin’in Uluslararası Konya Mistik Müzik Festivali’ndeki söyleşisinde de dinlemiştim. Şöyle demişti: “Batı’da Hint müziği yapan çok insan var ama geleneksel Hint müziği yapan yok. Maalesef ben de geleneksel Hint müziği yapamıyorum artık.”

Feldman’ın kitabının ardından Derek Bailey’nin Doğaçlama kitabını okudum. Aklıma hemen Feldman’ın kitabını okurken defterime not aldığım bölüm geldi. Şöyle diyordu Derek Bailey:“Yeni müzik, 1980’lere damgasını vuran ciddi kültür düşmanlığından kaçtıktan sonra bambaşka bir görünüme büründü, bir zırh kuşandı adeta, herhalde bunun zamana daha uygun düşeceğine inanarak. Artık geçerli olan kilit sözcükler; idare, tekrar, geçmişe dönüş, yeniden canlanma ve buna ilaveten hepsinin üstünde: ulaşılabilirlik.”

David Hendy’nin Sesin Beşeri Tarihi adlı kitabındaki “İnsanlar kulaklarına yeniden ayar veriyor” cümlesi de bende Feldman ve Bailey’nin ifadeleri gibi bir etki bırakmıştı. Müziği modern yaklaşımlarla yorumlayan besteciler, bir yandan da müziği yoksullaştırdıklarının farkında değiller. Müzik yirmi ya da otuz yılda bir değişiyor. Hatta bu süre daha da kısaldı. Artık geleneksel müzik icra eden müzisyen sayısı çok azaldı dünyada. Sürekli modernleşen müzik, “yap, üret, tüket” mantığıyla var oluyor. Kulaklarımız durmadan kendine yeniden ayar veriyor. Bu gidişle bir yerden sonra pes edecek bence. Geleneksel olan ile modern arasındaki farkı anlatacak en güzel tanımı, çok sevdiğim besteci Mahler yapmış olabilir: Şöyle diyor: “Gelenek küllere tapmak değil, ateşi (közü) korumaktır.”

Teknoloji ilerlemeye devam ettikçe müzik de bütün sanatlar gibi değişime uğruyor. Kayıt teknolojisinden önce besteciler bestelerini kaydedemediği için müzik, yalnızca müzik yazabilen kişilere aitti. Yani bestelerini notaya döküp yayınlarlardı. Bir besteci müziğini kaydettiğinde artık o, dünyanın her yerindeki dinleyiciye kolaylıkla ulaşır ve bestecinin olmaktan çıkar. Teknoloji, geldiği noktada, nitelikten kısarak niceliğe korkunç bir hız verdi. Teknoloji bizi hızlandırırken detayları daha sık gözden kaçırmamıza sebep oldu. Mesela Instagram Reels videolarında, videonun ortalama izlenme süresi on saniyeye kadar inmiş. Robotlar ve yapay zekâ ile besteler yapılabiliyor artık. Öte yandan şunu da unutmamakta fayda var: kafamıza bir cihaz takılacak olsa bile bir enstrümanı elimize alır almaz müzisyen olamayız. Bir yapay zekâ ya da robot, Keith Jarrett’ın Köln konserindeki performansını asla sergileyemez. Jarrett’ın bu albümünde cazın tüm ses renkliliğini duyabilirsiniz. Zaman içinde yapay zekânın ve bilgisayar müziklerinin varoluşsal bir çıkmaza gireceğini, hatta şimdiden girmeye başladığını düşünüyorum. Müzik, duygulardan beslenerek yapılır çünkü. Teknoloji bir şeyi kolaylaştırdığı anda birçok alternatifi karanlığa gömer. Teknolojinin kulağa hoş gelmeyen müzikleri dinlememizde payı büyüktür. Teknoloji ile değişen sadece ses değil, sese dair algıdır aynı zamanda.

 

Yorum Yaz