Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
“Oyun oynamayı bıraktığımız için yaşlanırız,
yaşlandığımız için oyun oynamayı bırakmayız.”
George Bernard Shaw
Dünya yaşlanıyor, duygular yaşlanıyor. Hayat hızlandıkça, yavaş kalanlar görünmez hâle geliyor. Yaşlılık, bugün sadece bedensel bir süreç olmaktan çıkıp, toplumdan geri çekilmek zorunda kalınan bir hâle dönüşüyor. Geri çekilmek ya da oyun dışı bırakılmak… Evet, her şeyin hız üzerinden ölçüldüğü bir çağda, yavaşlık neredeyse bir kusur gibi görülüyor.
Yaşlıları çoğu zaman yüzlerinden tanıyoruz, oysa asıl hikâye ellerinde duruyor; hem de göz göre göre!.. Yüz, zaman zaman kendini toparlayabiliyor, el bunu yapmıyor. Hayat ne verdiyse izini orada bırakıyor. Çatlaklar, çizgiler, hafif titremeler… Hepsi uzun bir yolun sessiz tanıkları ve en az gözler kadar yalan söylemeyen bir duruş bu. Gözler nasıl yalan söylemiyorsa, eller de zamanın silip süpüren rüzgârını inkâr etmeyip, olduğu gibi devam ediyor hikâyeye.
Her yerde rastlıyoruz onlara. Bizler de adayız… Yaşlanma/ihtiyarlama adayı. Geçen gün yaşlı bir amca dikkatimi çekti. Elindeki poşeti iki eliyle tutuyordu. Hafif bir titreme vardı ama düşürmemek için gösterdiği özen dikkat çekiciydi. O an şunu düşündüm: Bu eller bir zamanlar yalnızca poşet taşımadı. Ev taşıdı, yük taşıdı, insan büyüttü; günlerce yoruldu, yıllarca sustu, kimseye belli etmeden devam etti. Bu eller çocuk kaldırdı, sofra kurdu, kapı tuttu; bir evin düzenini ayakta tuttu, bir ailenin yükünü sırtlandı. Çalıştı, üretti, sabretti. Parasız kaldı belli etmedi canı acıdı belli etmedi ne de olsa o bir baba, eş, oğul ve erkekti! Kimseye yük olmadan yaşamayı ilke edindi. Bugün aynı eller daha yavaş hareket ediyor. Bu yavaşlık güç kaybından çok, ölçüden ve temkinden geliyor. Hayata dikkatle yaklaşmanın bir sonucu. Bir nizam, bir intizam, bir tekmil…
Bu arada bu yaşlı amca üzerinden girdiğim erkekler yansımasından, kadınlara çok da geçiş yapmayacağım. Onların hikâyesi derin, çok derin. Kuyuya atılan taşın sesi kadar özgün, kutlu bir derinlik ve sızı onlarınki…
Sorun, yaşlıların yavaşlaması. Sorun, dünyanın bu yavaşlığa tahammül edememesi. Evet, her şey aceleyle yapılırken bekleyenler arka planda kalıyor. Otobüste sıraya giren, bankta oturup etrafı izleyen, cümlesini tamamlamak için zaman isteyen yaşlılar, çoğu zaman fark edilmiyor; fark edilseler bile tahammül edilmiyor. Asıl zor olan da bu. Güç kaybı bir noktada kabulleniliyor. Görülmemek ise insanı içten içe tüketiyor. Yardım istemeye çekinen, “zahmet olmasın” demeyi alışkanlık hâline getiren pek çok yaşlı var. Taşıdıkları yük eşya ya da iş yükü olmuyor; sessizlik oluyor.
Bir gün herkes yavaşlayacak. Hepimiz bir eşyayı daha dikkatli tutacak, gideceğimiz yere daha geç varacağız. O gün geldiğinde, bugün yanından hızla geçtiğimiz o ellere bakmayı hatırlayacağız. Çünkü o eller, bir zamanlar her şeyi taşıdı.
Yaşlıların dünyasına giren bu iç sesimiz, bu kadar tanıdık cümleler nasıl mı kuruyor? Kim bilir?!.
Yorum Yaz