Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi

Rahibin kütüphanesinden sesler sızıyordu kapının altından. Çoğu zaman fısıltıyla konuşsa da çocuklar, ara sıra heyecana kapılıp yükseltiyorlardı seslerini. Heyecanlanmamak mümkün değildi çünkü Charlotte, Branwell, Emily ve Anne Brontë hayalî bir krallık kurmuşlardı ve her gün biraz daha geliştiriyorlardı o yeri. Adına “Gondal” demişlerdi bu Camelot benzeri krallığın. Ancak Gondal her bir çocuğun zihninde ölünceye kadar varlığını koruyacak ve özellikle de kızlara hayal etme ve yazma kabiliyeti bahşedecekti.
Kızlar için yazmak, hayati bir mesele olacaktı ama Emily diğerlerinden çok daha ileri bir seviye yakalayacaktı. Tipik erken Viktorya dönemi kızları gibi büyümüş olsalar da her biri sıra dışı olacak ve üçü de isimlerini romanlarıyla ölümsüzleştirecekti. Fakat kolay değildi o zamanlarda bir kadının yazması; ismiyle kitap bastırmasıysa imkânsız denecek bir olaydı. Vazgeçmediler ve her iki cinsiyet için de kullanılabilecek isimlerle kitap dosyalarını yayınevlerine gönderdiler. Üçünün de romanları, ilk baskılarında takma isimlerle çıktı. Yazarların kadın oldukları belli olunca gerçek adlarını kullandılar ama Emily takma isminde ısrar etti.
Emily’nin her konuda ısrar etmesi, yeni bir durum değildi. İnat derecesindeki kararlılığı bütün aile için zorlu bir sınavdı. Özellikle de evin işlerini ve mali durumunu kontrol eden o olunca. Annelerinin erken yaşta ölmesiyle rol dağılımı bambaşka bir hâl aldı ailede. Neticede ortanca kız, evin reisi olmakla kalmadı, tek romanı Uğultulu Tepeler’in kadın karakteri Catherine gibi bir zorbaya dönüştü.
Sıra dışıydı Emily. Dönemin genç kızlarının aksine o, hayvanlarla ilgilenmeyi, yürüyüş yapmayı ve tabiatı izlemeyi seviyordu. Tabiata o kadar düşkündü ki henüz otuz yaşındayken zatürreye yakalandığında tedavi olmayı da hekim ziyaretini de kabul etmeyip “tabiatın akışına izin vermek” gerektiğini savundu. Son gününe kadar hasta yatağında yatmadığı gibi evin idaresini de bırakmadı. Ablaları Charlotte sonraları bir mektubunda Emily’nin ölümünü anlatırken “korkunç bir olay” kelimelerini kullanacaktı.
Charlotte’ın kız kardeşi için söyleyecekleri bununla sınırlı kalmayacak, bir romanın ön sözünde onu “naif bir tabiat çocuğu” olarak nitelendirecekti. Bu ifadeleri ne yazık ki Emily’nin üzerinde hep gölgesini gezdirecek, eleştirmenler “dünyadan bihaber taşralı rahip kızı” olarak onu göreceklerdi uzun zaman.
Oysa Emily’nin kalemi öylesine güçlüydü ki zaman onu savunmakla kalmayacak, hak ettiği üne kavuşturacaktı. Nitekim tek romanı Uğultulu Tepeler’de modern bir anlatım yakaladığını süreç gösterdi. Edebiyatta ilk defa kötü bir karakter -yani Heathcliff- bir kahraman oldu. Eserdeki birçok karakterine verdiği gerçekçi özelliklerle ve kurgusuyla, kız kardeşlerinden çok daha yüce bir edebiyat makamına ulaştı.
Görünüşe bakılırsa hayalî krallık Gondal, kraliçesini daha o kütüphane günlerinde seçmişti ama bunu ne kardeşleri bilecekti ne de o yılların okurları. Onu sonraki çağlar bir kraliçe olarak kutlamayı bilecekti.
Yorum Yaz