Meraklısı için öyle bir hikaye

Köşe Yazıları KÜLTÜR SANAT

Bir insanı sevmekle başlar onun hikayesi.

Ses gelir hikayelerinden, "hişt, hişt!!!" der dönüp bakarsınız kimsecikler yoktur.

Birdenbire gülümsersiniz ve aklınıza hemen o gelir. Tabii ki sevdiğiniz söz ustası Sait Faik gelir. İyi ki de gelir ve bir daha da gitmez. 

Yaşasın Sait Faik'in kuşları, çiçekleri, böcekleri ve yaşasın edebiyatı.

Türk edebiyatının rüzgargülü Sait Faik'in bu sezon İstanbul Devlet Tiyatroları repertuarında "Meraklısı İçin Öyle Bir Hikaye" eseri oynuyor. Rahmetli tiyatro sanatçısı Savaş Dinçel'in, Sait Faik öykülerinden ve anılarından yola çıkarak yazdığı tiyatro oyunu uyarlaması aslında İstanbul Şehir Tiyatroları tarafından yaklaşık 33 yıl önce Macit Koper rejisi ile Savaş Dinçel tarafından prömiyer yapmış. Uzun yıllar hem kurumsal hem de özel tiyatrolarda kapalı gişe oynanmış ve hala oynamaya devam ediyor. 

Bu yıl Devlet Tiyatrolarında yine Sait Faik rüzgarı esiyor.

Tek perdelik yaklaşık 60 dakikalık oyun özellikle stüdyo tipi küçük salonlarda seyircisiyle buluşuyor. Yönetmeni Ozan Uçar Oyuncusu Taner Turhan tarafından Sait Faik'in hikaye kahramanlarıyla ve gizemli dünyasının dehlizlerinde edebiyatı duyumsayarak sahneleniyor. 

Küçük salonun dekor kullanılan mekanı sahne trafiği ile o kadar güzel buluşuyor ve seyirciye anlatılıyor ki 60 dakika bu dünyadan uzaklaşıp Sait Faik'in dünyasında bizleri keyifli yolculuğa çıkartıyor. 

Oyuncumuz Taner Turhan ustalığı ve Sait Faik'in sıcacık insani yönlerini sahneye taşımakta büyük çaba sarf etmiş oyunun sonundaki alkış sesleri kendisinin ne kadar başarılı olduğunu kanıtlıyor. Alkışı fazlasıyla hak ediyor.

Oyuncuyu sahne üzerinde rejisiyle rahatlatan yönetmen Ozan Uçar yönetmen koltuğunda son derece başarılı yönetim gösteriyor.

Sahneye basit olanı taşımak en zorudur der ustalar. Elbette hakları var. Kolay olanı oynaması ve sahnelemesi her zaman zor olur. Bu oyun bunun en güzel kanıtı. 

Taner Turhan oyunu sanki bir dost meclisinde sohbet eder gibi sunarken seyirciyi hemen içine alabiliyor. Küçükcük sahnenin içini kocaman öyküler ve hayallerle dolduruyor. Tabii buna müsade eden Ozan Uçar oyunun dramaturjisi yani kurgusunu dantel gibi işleyerek ince işçiliklerle sahneye koyuyor. 

Oyunun müziği kullanılan aksesuarları oyunun kostüm seçimleri dönem göz önünde bulundurularak karşımıza çıkıyor. O döneme zamanda yolculuk yapıyoruz. Oyunun ışık tasarımcısı Serhat Akın hem yönetmene hem de oyuncuya o kadar güzel dünyalar sunmuş ki bir oyunun sahlemedeki ışığın öneminin ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha anlıyoruz.

Öykü kitaplarını okuduğumuz ustanın altını çizdiğimiz satırların sahne üzerinde ete kemiğe bürünmüş halini izlemek bir seyirci açısından ne büyük şans. Bu oyun bize bu şansı tanıyor. 

Tiyatro da bir "hişt! hişt!" sesi işitmek isterseniz bu oyun tavsiyemdir. Gidin ve bu ayrıcalığı yaşayın isterim. Dünyayı gerçekten ne para ne hırs ne başka bir şey, yalnızca güzellikler kurtaracaktır. 

Yazmasaydım deli olacaktım diyor yazar. Mezarlıkta, yağmur altında, Beyoğlu'nda, Ada'nın sokaklarında her yalnızlığı bizlerle paylaşıyor ve paylaştıkça çoğalıyor. 

Yalnızlığını kendisinin yaşadığı yetmezmiş gibi bizlere de yaşatıyor.

Edebiyat eserlerinin tiyatroya uyarlanması harika! İnsana şşşttt şşşttt...derdirten bu sıcacık oyuna şapka çıkartıyorum. Hikayeler bitmesin perdeler kapanmasın...  

Yorum Yaz