Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
“Boya sandıklarının en güzeli bu delikanlınınkidir. Arayın İstanbul’u, bu sandığı bulabilirseniz, önce, dünya yüzünden kalktığını gördüğünüz zaman bayramlar edeceğimiz bir hakir sanatın -potin boyacılığının- sizden bin kere zevk ehli bir ehline utanarak -yaptığınızın kefaretini sevgi ile ödeyerek- potinlerinizi boyatın, sonra çömelin sandığın karşısına, ‘Gün olur harman olur’ tablosunu seyredin. Bayılmazsanız ‘Hülyam’ kotrası ile Atlantik’i geçmeye gidin. Uğursuzluklar başınızda olsun.” dedi Ustam ve ben de öyle yaptım.
Odur:
Madem potinlerini gidin, uzat ayağını da Mercan Usta’nın elinden çıkma bir boyacı sandığına.
“Nice yorulduğum ayaklarımdan değil ayakkabılarımdan belli” diyorsun öyle mi?
Ya “Nalınlarını çıkar” nidâsı?
“Allah’ın boyasından boyası güzel olan kim vardır” diyecek oluyorum ben de, yani Kitâb’ı yutmuş olsam öyle derdim…
O çocuğun boyası da Allah’ın boyasından bir cüz.
Şair, “İşim gücüm budur benim/Gökyüzünü boyarım her sabah/Hepiniz uykudayken/Uyanır bakarsınız mavi.” diye yazmamış mıydı? Hem de nasıl yazmıştı!
Boyanan gökyüzünün altında iskarpininizi boyayan masmavi gözlü bir çocuktur, hepiniz hülyâlardayken. Uyanır bakarsınız ki ayna.
Demek sır da var boyacı sandığında. Boyacı sandığında…
Boyacı sandığı diyorsak lâfın gelişi boyacı sandığı. Aslında bir dünya, kâinat belki.
Yüzü sedef kakmalı, inci gözleri sen hayâl ediyorsun.
Yumurta, arslan, güneş tekerleği… Temâşâ edilecek bir şiir.
Kendi izinin peşinde bir geyik mi o? Ya köpükten doğmuş şu at, insan yüzlü arslan? Aya ürkek ürkek mi bakıyor tavşan? İşte, uçurum otelinde bir keçi. Ve illâ tavus.
Hepsinin tüylerini okşayan el; usta-çocuğun eli… Hanımeli kokan parmaklar…
Boyacı sandığı hangi ağaçtan? Damarları görünüyor ya ağacın, o yeter bana.
Hangi ağaç olduğunu bilmesem de olur. Hem “Bilmemek bilmekten iyidir.”
Ud olmayı değil boyacı sandığı olmayı tercih etmiş bir ağaç. Ama bu boyacı sandığının da akordu var, hanımeli parmaklarla dokunulan.
Ellere bakıyorum, iskarpine bakıyorum ve boyacı sandığına. Aynı anda.
İşte ‘hayat ağacı’, o gökte yapılmış Divriği Ulu Camii’nin cennet kapısından uçup gelmiş. Uçmak bu işte.
Oğlaklar teferrüç eyliyor, tasvirlerin gözleri oynuyor, süt gölünde konaklıyor turnalar…
Nice çocuklar doğmuştur bu boyacı sandığının yapıldığı ağacın kovuğundan… Nice sarışın ve yağız çocuklar…
O çocuklardan biridir elbet, bu parmakları hanımeli kokan boyacı çocuk da.
Hilâl, güneş, yıldız… Bir gözlemevinden yazıyorum bu satırları size belki de.
Çıpa ve balık. Tam da koldüğmelerimdeki gibi, Rus çarı tarafından özel görevle görevlendirilmiş on kişi için hazırlanmış on çift kol düğmesinin bir çiftini seneler evvel hediye etmişti çocuklar bana.
İskarpinimde (neredeyse iskorpit diyecektim) kol düğmelerimin yansımasını görüyor boyacı çocuğun gözlerindeki balık ki istrongilostur.
Geyik boynuzundan bir borazan mı yapmalıyım?
Cümle nebâtâtı, hayvânâtı uyandırmalıyım belki de.
İki geyik birbirine bakıyor; boyacı çocukla gözgöze geliyorum.
Gözümün bebeği büyüyor, iskarpin zühre yıldızı gibi…
Çocuk-ustanın yüzünde gizli bir yüz beliriyor…
Yorum Yaz