Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
Ali Şeriati 1979’da Londra’da ölmeseydi, 18 Kasım’da 91 yaşına basacaktı. Savak tarafından şehit edildiği yaygın bir kanıdır. Biyografisinin yazarı Rahnema’ya göre ölüm sebebi kalp kriziydi. Her şekilde, kısa hayatında verdiği mücadeleyle bir şehit saygısı kazandığı söylenebilir. Rahmetli Asım Gültekin Kitap Postası’nda kitaplarının ülkemizde dünyanın başka bir yerinde olmadığı kadar okunmasını konu alan bir yazı yazmıştı. Türkçe’ye çevrilen ilk kitaplarından biri olan “İslam Sosyolojisi Üzerine” (1980)’den bu yana, eserleri Farsça’dan defalarca tercüme edildi. Fecr Yayınları 2010’lu yıllardan itibaren bütün eserlerini yeniden bastı.
Türkiye’de niye bu kadar çok sevildi Şeriati? Her şeyden önce fikirleriyle İran Devrimi’ni etkileyen bir şehit olarak tanınıyordu. Bunun yanı sıra gerek dili gerekse işlediği konularla, moderniteyle geleneksel kabuller arasında sıkışmış genç kuşakların ufkunu açıyor, onlara yol yordam gösteriyordu. Rahnema’ya göre Şeriati, bütün müslümanların kelime haznesindeki yaygın olarak kullanılan her terimi alarak sakin ninniler elektrik akımlarına dönüşene kadar yeniden yorumluyordu. İslami kavramlara getirdiği derinlikli ve radikal yorumlar, tarihi ve toplumu bir de tarih dışında tutulanların, yenilenlerin, ezilenlerin açısından okuma gibi bir kaygıyla şekilleniyordu.
Elimde Şeriati üzerine yazılmış zengin içerikli, Bülent Şahin Erdeğer imzasını taşıyan bir kitap var: “Öğretmen Ali Şeriati ve Sonrası” (Fecr Yayınları). Şeriati’nin hayat hikayesi kitabın zengin içeriğinde İran İslam Devrimi’nin hikayesiyle bütünleşiyor. Erdeğer büyük emek işi bu kitapta pek çok Farsça kaynaktan yararlanmış. Sunuş bölümünde, Şeriati’nin ülkemiz İslamcı gençleri için Batı’ya açılan bir pencere olduğunun altını çiziliyor: ‘‘Marksizm, Anarşizm ve Egzistansiyalizm gibi, güçlü felsefi altyapıları olan söylemlerle karşılaşma, anlama, faydalanma ve yeri geldiğinde hesaplaşma/cevap verme için genellikle İslamcı düşünürler yetersiz kalırken; Şeriati ise güçlü bir söylem geliştiriyordu. Öte yandan Şeriati, Sünni-Şii geriliminde sakinleştirici, birleştirici ve başka bir ufku işaret eden İslami dünya görüşüne vurgu yapan bir düşünürdü.’’
Birinci bölümde ise Erdeğer, Hamid Algar’a atfen, Şeriati’nin gençlik üstündeki etkisini, hem Batı merkezli bakış açısının hem de Doğu merkezli yozlaşmış geleneğin tutarsızlıklarını gösteren, Batılı eğitim almış ender İslamcı aydınlardan biri oluşuyla izah ediyor.
Kısacık ömrüne böylesine etki oluşturacak bir düşünce ve eylem serüveni sığdıran düşünürün yetişme şartları ve beslendiği kaynaklar üzerine bir hayli zengin bilgiler yer alıyor kitapta. Yazarın üzerinde durduğu bir hususun altını çizmek isterim: Şeriati, Batıcı ve Batılılaşma hastalığına tutulmuş entelektüellere yönelttiği eleştiri oklarından daha fazlasını dinin asli mesajından kopmuş taassup içindeki mollalara yöneltmişti. Halkın İslam’dan uzaklaşmasından çok, geleneksel çevrelerin dini yanlış tanıtıp genç kuşaklara mal olmasını engellemelerine dönüktü eleştirileri. Fikri namusunu koruduğu için de düşünceleri başta gençlik kesimleri olmak üzere geniş halk kitlelerince benimseniyordu. (sf. 34)
"Öğretim görevlilerine ihtiyacımız olsa da hocalarımız yalnızca kamusal öğretim görevlileri değiller,’’ der Deleuze, “Issız Ada”da ve hocasız kuşakların mahzunluğundan söz eder. Onun "özel düşünür" diye nitelediği hocalar, iki vasıflarıyla tanınırlar: ‘‘Her durumda onlara ait kalan özel bir yalnızlık ama aynı zamanda içinde belirdikleri, içinde konuştukları dünyanın bir dağınıklığı hareketliliği.’’
Şeriati’nin yöntemi, konu olanı tanıma ve öğrenme yoluyla aşmaktı. Öğrencileri gibi okurlarına da sahip olduğu öğrenme coşkusunu, çarpık olguları sorgulama sorumluluğunu ve adalet aşkını iletmeyi başardı. Şahin’in kitabı kuşağı adına bir vefa eseri olarak da değerlendirilebilir.
Yorum Yaz