Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
Hayatın alabildiğine güçlü aktığı yerin, yani Wall Street’in tam ortasına düşüveriyor edebiyatın en büyük asisi. Asi dediysem eylemleriyle hak etmiyor bu ünvanı; hiçbir şey yapmayıp sadece var olarak ve bütün görevlendirme girişimlerine verdiği efsanevi cümlesiyle hak ediyor bunu: “Yapmamayı tercih ederim.”
Bir yanda kapitalizmin en büyük nehri akıyor, diğer yanda Antik Yunan’ın abidevi hatibi Cicero’nun büstü mekânı süslüyor. Konuşmanın ve yaşamanın sahnesidir burası ama Melville hepsinin ortasına tek kelime sarf etmekten kaçınan kahramanını, Kâtip Bartleby’yi yerleştiriyor büyük bir zıtlık olarak.
Çalıştığı hukuk bürosunun düzenine uyum sağlamak yerine kendi tuhaf alışkanlığını dayatıyor Bartleby. Patronu olan avukatla okur da bir uçtan bir uca savruluyor. Kâtip, temize çekilecek yazıları “Yapmamayı tercih ederim,” diyerek reddettiğinde, ofise iyiden iyiye yerleşip geceleri bile orada kaldığında, patronu bunu fark edip geç saatte ofisin kapısını çaldığında ve içeriden gelen “Şimdi müsait değilim,” karşılığıyla hayretler içerisinde kaldığında, sırf onu gönderemediği için ofisini başka yere taşıması gerektiği hâlde Bartleby’nin orada kalmayı sürdürdüğünde yaşar okur şaşkınlığını. Ona kızmak ve acımak arasında gider gelir.
Kâtip’in durumu akıl kârı değildir ancak sessiz direnişinin mantığını bir türlü çözemez okur. Artık bir yerden sonra avukat gibi o da ağzı açık seyreder Bartleby’nin akıl almaz tutumunu. Ama nasıl başardığını kimse bilmese de hem patronunda hem de okurda kendisine karşı mantık dışı bir merhamet devreye sokar. Hapse atıldığında sivil itaatsizliğini doruğa çıkarıp verilen yemeğe bile “Yapmamayı tercih ederim,” cümlesini kullanarak ölüm diyarına geçtiğinde acıma hissi doruğa çıkar. Bir anda okur tuhaf bir adamın varlığını çözememişken yokluğuyla karşı karşıya kalır. Bartleby ne var olmuştur ne de yok.
Okur kendini, avukatın yanında çalışan diğer tuhaf üç karakter gibi davranırken bulur. Lakapları Zencefil, Cımbız ve Hindi olan üç çalışanına benzer bir yerden sonra. Gündüz biri tuhaf davranır, öğleden sonra bir diğeri zıt ruh hâline bürünür; okur da Bartleby’ye göstermesi gereken tavır karşısında aynı durumdadır. Baştaki okurla sondaki değişir. Diğer çalışanlarının tavırları gösteriyor ki avukatın nasibinde “normal” çalışan yokmuş. Onların tuhaflıkları, Bartleby’nin tutumu karşında gölgede kalıyor. Bütüne baktığımızda ofiste sıradan ve mental olarak sağlıklı birinin olmadığı da gözden kaçmıyor.
Hikâye, Bartleby’nin ölümüyle noktalanıyor zannedilse de yazar yepyeni bir kapı açıyor bir anda ve Kâtip hakkında sıra dışı bir bilgi ortaya çıkıyor. Sahipsiz Mektuplar Ofisi’nde bir zamanlar çalışmış olan Bartleby’nin hikâyesi zenginleşince okurun ona karşı merhameti daha da büyüyor. Ama sadece zenginleşmiyor; bu bilgi okurun zihnindeki taşları alt üst ediyor.
Bartleby’nin ofisi terk etmeyişini hatta gece bile oradan ayrılmayışını sahipsiz mektuplarla ilişkilendirmeye çalışıyoruz. Birkaç fikir aklımıza gelse de her biri tahminden öteye geçmiyor. Sonunda Bartleby’yi sahipsiz, teslim edilemeyen hatta gecikmiş bir mektup olarak değerlendiriyoruz. Ötesini “Yapmamayı tercih ediyoruz.”
Yorum Yaz