Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
Cemil Meriç’in yayımlanmaya hazırlanan 13. Kitabı, yazarın düşünce dünyasına yeni bir pencere açıyor. Eseri dijital ortama taşıyan Kübra Demir ve editörlüğünü üstlenen Nursena Soylu ile, fikir mirasının geleceğe aktarılma sürecini konuştuk.
Bir yazarın ölümü, fikirlerinin sustuğu anlamına gelmez. Bazı kalemler vardır ki aradan yıllar geçse de satırları yeni okurlara ulaşmaya, yeni sorular sordurmaya ve yeni tartışmalara kapı aralamaya devam eder. Türk düşünce hayatının en önemli mütefekkirlerinden Cemil Meriç de bu isimlerden biri. Vefatının ardından yayımlanmaya hazırlanan 13. Kitabıyla Meriç’in düşünce mirasına yeni bir halka ekleniyor. Topluma, kültüre, medeniyete ve insanın kendini anlama çabasına dair ortaya koyduğu eserler, yalnızca kendi dönemine değil, bugün de okurlarına ışık tutmayı sürdürüyor. Bu nedenle bir yazarın vefatının ardından geride bıraktığı çalışmaların gün yüzüne çıkarılması ve yeni kuşaklarla buluşturulması yalnızca edebiyat dünyası için değil, toplumsal hafızanın korunması açısından da büyük önem taşıyor. Cemil Meriç’in düşünce dünyasına yeni bir pencere açan eserin dijitalleştirme sürecini yürüten Kübra Demir ve kitabın editörlüğünü üstlenen Nursena Soylu, titiz bir çalışmayla önemli bir fikir mirasının yeniden okurlarla buluşmasını sağlıyor.
Arka bahçenin anahtarını teslim aldım
Cemil Meriç’in mirasını dijital dünyaya taşıyan Kübra Demir, bu büyük entelektüelin eserlerini koruma ve erişilebilir kılma yolunda önemli bir adım atıyor. Demir ile bu dijital arşivleme sürecinin nasıl doğduğunu, motivasyonlarını ve bu süreçte karşılaştığı zorlukları konuştuk.
Cemil Meriç ve düşünce dünyası size ne ifade diyor?
Cemil Meriç, "Düşünce şüpheyle başlar. Düşünce, tezatlarıyla bütündür." diyerek belli kalıplara hapsedilmeyi reddeder. Doğu ve Batı klasiklerine yönelmiş, İslam düşüncesi ve Hint edebiyatını ele almış fakat hiçbir ideolojinin işçisi olmamıştır. O, sağın da solun da ötesinde, sadece "hakikatin işçisi" olmayı tercih etmiş bir münevverdir. Bana ifade ettiği en güçlü değer, özgür düşüncenin yüceliğine verdiği önemdir.
Cemil Meriç’in yazılarının dijital arşivini oluşturma fikri nasıl ortaya çıktı?
Cemil Meriç'in eserlerini titizlikle yayına hazırlayan oğlu Mahmut Ali Meriç’in vefatından sonra bu büyük düşünce hazinesinin sahipsiz kalmasına müsaade etmeyip bu muazzam entelektüel mirasa büyük bir vefa yüksek sorumluluk bilinci ve aydın duruşuyla sahip çıkan Cemil Meriç'in kızı Ümit Meriç, babasının entelektüel dünyasının mutfağını oluşturan ne kadar belge, mektup, çalışma notu, el yazması varsa tüm kişisel arşivini dijitalleştirmek üzere Cemil Meriç’in eserlerinin yayınlandığı İletişim yayınevine teslim etmiştir. Dijitalleştirme çalışmalarından sonra ise bu belgeler, üzerinde çalışmam için Ümit Meriç tarafından bana verildi. Dijital arşivin anahtarını bana teslim ederek Cemil Meriç’in kimselerin bilmediği arka bahçesine girebilme imkânı sağlayan Ümit Meriç Hocama müteşekkirim.
Arşivin haritasını çıkardım
Peki, arşivi dijitalleştirme sürecini nasıl yürüttünüz?
Dijital ortamda bulunan tüm evrakı tasnif etmeye çalışıyorum. Bir metnin dili, yazı tipi, hacmi gibi bilgilerin yanında yazıldığı tarihi aşağı yukarı tespit etmeye gayret ediyorum. Bazen dergide yayınlanan makalenin tarihi, metnin kenarına düşülen not, bazen ise Meriç’in eserinde dile getirdiği bir kelime bu anlamda yol gösterici olabiliyor. Daha sonra metnin kısa bir özetini ve anahtar kelimelerini çıkartıyorum. Özellikle okunaklı olmayan el yazısı metinler bu anlamda oldukça zorlayıcı oluyor. Sıradaki işlem ise evrakların bir dergide, gazetede, Cemil Meriç’in eserinde kullanılıp kullanılmadığının tespit edilmesi. Burada da bir yazının bölünerek kitabın iki farklı yerinde kullanılması, sadece bir paragrafının eserde kullanılması, bazı paragrafların kullanılmayarak kitaba alınması, yazıya çeşitli eklemeler yapılması ya da daha önce hiç yayınlanmamış olması gibi değişik kullanımları görmek mümkün. Bu yüzden tespitlerimi not ediyorum. Şayet metin daha önce kullanılmışsa yazının referansını veriyorum. Bazen yazıların önce bir dergide daha sonra ise Meriç’in eserinde yer aldığını görüyoruz, bu durumlarda da tüm referansları yazıyorum.
Bu süreçte karşılaştığınız en büyük zorluk neydi?
Cemil Meriç 1954’te gözlerini kaybettikten sonra eserlerini tek başına yazamamış, başta eşi Fevziye Meriç, oğlu Mahmut Ali Meriç ve kızı Ümit Meriç yazarın gören gözü olmuş, insanüstü bir gayret göstermişlerdir. Dönemin entelektüelleri, öğrencileri için Meriç’in evi adeta bir nöbet yeri haline gelmiştir. Külliyatının çok büyük bir kısmını Remzi Öcalkardeş, Ahmed Akad, Mustafa Özel, Cevat Özkaya, Berke Vardar, İzzet Tanju, Ali Özgüven, Nadir Demirel, Halil Açıkgöz gibi birçok isme kitap okutarak ve dikte ettirerek oluşturmuş. Hâl böyle olunca dijital arşivde birbirinden farklı birçok el yazısını görüp okumak oldukça zor oluyor.
Yeni kitapları yolda geliyor
Arşiv çalışmaları sırasında sizi en çok heyecanlandıran keşif ne oldu?
Meriç, yalnızca bir tercüme yapmamış, bilgiyi en yüksek estetik ve semantik formda sunmak istemiştir. Meriç’in arka bahçesinde tercüme faaliyetine yakından şahit olmak ve güzel bir Emile tercümesi okumak benim için oldukça keyifliydi.
Arşivde hala gün yüzüne çıkmayı bekleyen başka çalışmalar var mı?
Meriç’in henüz okuyucu ile buluşmamış çalışmaları mevcut. Bunlardan ilki İlk Yazılar (1930-53) ve Fevziye’ye Mektuplar adıyla İletişim yayınlarından yakın zamanda çıkacak. Yukarıda bahsettiğim Emile tercümesi henüz yayınlanmamıştır. İleri derece Fransızca bilgisinin bir sonucu olarak Meriç, 1959 yılında Fransızca ögrenecekler için yirmi dokuz derslik, 103 sayfalık bir gramer hazırlamış fakat aynı şekilde okuyucu ile henüz buluşmamıştır.
Gözlerini kaybetmesi yazmasına engel olmadı
Cemil Meriç’in notları ve müsveddeleri arasında sizi en çok etkileyen şey ne oldu?
Bir yazarın kendi el yazısına şahit olmak, bir eseri tercüme esnasında dönüp kelimeleri ya da cümleleri değiştirtmesi, hangi kelimenin hangi kelimeye tercih edildiği ya da bir cümlenin daha da şairane yazmak adına nasıl bir değişim yaşadığı son kertede okuyucun görmediği fakat okurken beni çok etkileyen şeylerdendi. En çok da tüm dünyası okuma ve yazma olan bir münevverin gözlerini kaybettikten sonra kendi yazmaya çalışması beni derinden etkiledi.
Arşiv çalışmaları, Cemil Meriç’in çalışma disiplini hakkında size neler öğretti?
Arşiv çalışmalarında bir yazının tüm evrimini görebiliyoruz. Meriç’in dikte ettiği metinler kimi zaman el yazısıyla yazılır kimi zaman ise daktilo edilir. Bir diğer aşama yazının yayınlanmasıdır. Yalnızca bir yazının serencamını gördüğümüz bu düzen yoğun çalışma temposunun meyveleridir.
Arşivinizde Meriç’in hiç yayınlanmamış bir metni manifesto niteliğinde, zamansız bir mesaj olarak yorumladınız mı?
Cemil Meriç’in hangi yazısı çağının gerisinde? Onun eserleri daha dün yazılmışçasına geçerliliğini korumakta. Yayınlanmış ya da yayınlanmamış tüm eserlerinin zamansız olduğunu kanaatindeyim. Bu nedenle gelecek kuşaklarca da eserleri okunmaya devam edecek.
Eşine olan aşkı henüz keşfedilmedi
Cemil Meriç’in düşünce dünyasında hala keşfedilmemiş alanlar var mı?
Cemil Meriç’in 1963 yılında Antakya’da tanıştığı Lamia Hanım’a yazdığı mektuplar bugün dahi aşıkların dilinde dolaşmaktadır. Fakat herkesin henüz keşfetmediği yanı ise eşine olan büyük aşkı. 19 Mart 1942 tarihinde Fevziye Hanım ile evlenen Cemil Meriç, aradan çok geçmeden, eylül ayında, stajyer Fransızca öğretmeni olarak Elaziz’e gider. Tarih-Coğrafya öğretmeni olarak Fevziye Hanım da onunla gitmek istese de ne yazık ki tayini gerçekleşmez ve çift bir dönem ayrı kalmak zorunda kalır. Cemil Meriç, Fevziye Hanım’ın sesine, kokladığı havaya, nikbîn tesellilerine, sevgisine, şefkatine muhtaç bir şekilde ona mektuplar yazar. Fevziye Hanım, Meriç’in ruhu, meleği, ma’budesi, halîlesi, anası, sevgilisi, yavrusu, kızı, kardeşi, dişi... her şeyidir. Eşini, Lamia Hanım’dan daha fazla taltif etmiş, çok daha tutkulu ve özlem dolu mektuplar yazmıştır.
Arşivinizde Cemil Meriç’in sesini duyduğunuzu hissettiğiniz bir an oldu mu?
Onun sesini bir an değil, tüm satırlarda her daim, gür bir seda ile duydum.
İsrail soykırımına sessiz kalmazdı
Sizce Cemil Meriç bugün yaşasaydı hangi meseleler üzerine yazardı?
İsrail’in Filistin’e uyguladığı soykırım hakkında kesinlikle sessiz kalacağını düşünmüyorum. Hakeza İran-Amerika meselesinde de durum aynı. Batı dünyasının bu katliamlara ve işgale karşı sessizliğini kendi ifadesiyle "Avrupa'nın maskeli hümanizmi" olarak değerlendirirdi. Batı'nın insan hakları söyleminin yalnızca "kendinden olanlar" için geçerli olduğunu, Filistin söz konusu olduğunda ise bu değerlerin nasıl iflas ettiğini sosyolojik bir çıplaklıkla çekinmeden yüzümüze vururdu. Meriç'in eleştirisi yalnızca Batı’ya değil, sessiz kalan İslam dünyasına da olurdu. Doğu aydınının bir kısmının bu zulme karşı takındığı tarafsız ya da Batı ağzıyla konuşan tavrını, hafızasını kaybetmiş "aydın yabancılaşması" olarak değerlendirir ve onları kendi coğrafyasının acısına kör kalmakla suçlardı.
Aradan geçen yıllara rağmen Cemil Meriç’in sesi hala duyuluyorsa, sizce bugün bize en çok hangi konuda sesleniyor?
Bu denli çok yönlü bir münevverin yalnızca bir konuda seslenmesi beklenemez. Belki de Türk Dili ve Edebiyatı mezunu olmam hasebiyle dil hassasiyeti diyebilirim.
Dil sevdalısı Meriç’in on dört yaşındaki yazısından son yazısına kadar kelimeleri özenle seçmesi dikkat çekicidir. Dilin yozlaşmasını, kavramların içinin boşaltılmasını toplumsal hafıza kaybı olarak görür. Onun düşünce dünyasında her bir sözcük, tarihin ve kültürün taşıyıcısı birer kale, bir medeniyetin namusudur. Türkçenin ne denli zengin olduğunu bize yeniden hatırlatır, dil bilincini ve kelimelere saygı duymayı öğretmeye devam eder.
Son olarak, vefat eden bir yazarın dijital arşivini oluşturmak sizin için nasıl bir tecrübeydi?
Tarif etmek zor. Yalnızca teknik bir çalışma değil, kültürel, entelektüel, kişisel anlamda derin izler bırakan bir yolculuğa çıkardı. Bir fikrin Meriç’in zihninde nasıl doğup olgunlaştığına tanıklık etmek, yazının tüm serencamını görmek beni hem çok duygulandırdı hem de çok geliştirdi. Meriç’in görmeyen gözlerine, fiziksel engellerine rağmen kaybetmediği, uzun saatler süren çalışma azmi, sabrı, odaklanması, güçlü hafızası, entelektüel anıt inşa etmesi, kendi çalışma saatlerimi sorgulattı.
Mektuplar çok kıymetli
Dijital arşivin kapıları aralandıktan sonra sıra, bu büyük birikimin okurla buluşacağı kitaba geldi. Cemil Meriç’in notlarını, mektuplarını ve çalışma evrenini titiz bir editoryal süreçten geçirerek yayına hazırlayan Nursena Soylu ile, bu özel çalışmanın arka planını konuştuk.
Kitabın editörlük sürecine nasıl dahil oldunuz?
Kitap üzerinde çalışma sürecim sevgili Prof. Dr. Ümit Meriç’e asistanlık yaparken başladı. Temel görevim Ümit Hoca’nın kitaplarının hazırlık sürecinde kendisine destek olmak ve kitaplarının editörlüğünü yapmaktı. Böylece üçü yayınlanmış altı kitapta Ümit Hoca ile çalıştık ve hali hazırda da devam ediyor çalışmalarımız. Ümit Hoca, zaman zaman Dücane Cündioğlu Bey’in kendilerine teslim ettiği ve eski asistanının da üzerinde çalıştığı bir “İlk Yazılar” dosyasından bahsediyordu. Ancak çalışma muhtelif sebeplerle hitama erememişti. Ümit Hocam, 2024’ün 16 Aralık gecesi bana İletişim Yayınları’ndan kendisine verilen “Cemil Meriç’in Dijital Arşivi Hard Disk”ini incelemem için verdi. Çok kapsamlı bir terekeyle karşılaştım tabii. Ancak algıda seçicilik de olabilir elbette, ilk dikkatimi çeken dosya “Elaziz’den Mektuplar” dosyası oldu. Jurnal’deki mektuplardan haberdardım fakat Elaziz’deyken yazdığı mektuplarını bilmiyordum Meriç’in ve arşivde o dosyayı açmış oldum ilk olarak. Yaklaşık 40 sayfalık olan bu dosya Latin harfleriyle yazılmıştı ve bolca “……” şeklinde boşluklar içeriyordu. Bir çeviri denemesi olduğunu anlamak zor değildi. Bazı cümleler de anlamsızdı ancak muhteva gurbetteki yeni evli delikanlının, hasretini çektiği eşine yazdığı aşk mektuplarıydı. Hocaya “Hocam babanızın, anneniz Fevziye Hanım’a yazdığı mektuplar da oldukça güzelmiş, neden hiç bahsetmediniz bana?” diye sorduğumda Hoca şaşırdı, çünkü bu mektuplardan hiç haberi yoktu. Sonradan anladık ki abisi Mahmut Ali Bey, Cemil Meriç külliyatı üzerinde çalışırken bu mektuplara rast gelmiş ve kim olduğunu bilmediğimiz bir zata tercüme ettirmişti. Başarısız bir girişim olarak kalmıştı bu da. Ardından tabii mektupların orijinallerine ulaşmak için biraz beklememiz gerekti. Cemil Meriç’in torunları vasıtasıyla ulaştık ve ben orijinaller üzerinden yeniden bir çeviri yaptım. Mektuplar öyle değerliydi ki aileye kalmasına Ümit Hoca’nın gönlü razı gelmedi ve yayınlamak istedi. Böylece “İlk Yazılar” dosyasıyla mektupları birleştirmeyi teklif etti. O dosyaya erişimim de olunca bazı yazıların eksik olduğunu, bulunamadığını ya da dosyaya sebebini tayin edemediğim şekilde eklenmediğini gördüm. Böylece o dosya için de bir arşiv taramasına giriştim.
En çok hangi noktada hassasiyet gösterdiniz ve zorlandınız?
Aslında ikisi de aynı diyebilirim. Yazılar 1933-1953 yıllarında farklı dergilerde yayınlanmış oldukça değerli eleştiri yazıları. Alanımdan dolayı her çalışmada mümkün mertebe yazara sadık kalınmasını savunuyorum. Ancak bazı kelime tercihlerinin Cemil Meriç tarafından mı yoksa dergiler tarafından mı yapıldığını kestirmek zordu. Bilhassa eser ve yazar isimleri bizi en zorlayan hususlar oldu. Çünkü her yazıda farklı tercihler vardı. Bariz redaksiyon hatası olan yazımlar da mevcuttu. Son kertede tutarlılık adına önceki 12 kitapla uyumlu hale getirilmesine karar verdik. Bununla birlikte elimizdeki orijinal mektuplar karmaşıktı, bir tarih sırası yoktu. Kronolojik hale getirmek için uzun mesailer yapmamız gerekti. Ümit Meriç hoca rehberliğinde bir sıralama yaptık.
Cemil Meriç’in üslubunu korumak adına nasıl bir editoryal yaklaşım benimsediniz?
Olduğu gibi yayınlanacak mektuplar. Ancak İlk Yazılar’da yayıneviyle de iletişim kurarak zamanında Meriç külliyatında mezkûr kelimeler nasıl tercih edilmişse oradan ilerlemeye karar verdik. Yolun sonunda 13 kitapta da aynı tercihler yapılmış olacak.
Her zaman doğruya yönlendiriyor
Cemil Meriç’in hangi sözü ya da yaklaşımı size bambaşka bakış açısı kattı?
Özellikle 1944 tarihli “Eserlerini Nasıl Hazırlıyorlar” yazısı genç bir araştırmacı olarak beni çok şaşırtır ve heyecanlandırır hep. Bu yazıda Hilmi Ziya Ülken gibi prestij sahibi bir profesörün intihalini ifşa ediyor. “Hilmi Ziya kendisinden ciddi ve olgun eserler beklediğimiz bir kabiliyettir. Manevî bir intihar diye vasıflandıracağımız bu feci intihal bize bir tek duygu telkin etti: Acı.” diyor. Bu satırlardaki hayal kırıklığı ama yine de akademik ve entelektüel ahlaktan ödün vermeyen tavır aslında tüm yazılarda mevcut. Meriç’in muhatabını her zaman daha iyi ve doğruya yönlendirme çabasında olması tüm kalem sahiplerine örnek olacak nitelikte.
Dağınık notlar veya eksik bölümlerle karşılaştınız mı?
Dağınık not değil ama İlk Yazılar’da orijinaline ulaşmadığımız bazı yazılar oldu. Meriç’in Karagöz Dergisi’nde “Fırsat Yoksulu” mahlası ile kaleme aldığı gençlik şiirleri bunlardan bir tanesi. Gelecek yıllarda farklı araştırmacıların ve koleksiyonerlerin dikkatiyle bunların da tamamlanmasını umuyoruz. Mektuplar da ise iki karalama sayfası harici bir eksiğimiz yok. Tercümeye müsait değil bu sayfalar bizim değerlendirmemize göre. Ama bu karalamaları da görsel olarak kitaba ekliyoruz ki okuyucu nasıl bir zorluk yaşadığımızı görsün.
Ablasına mektupları beni çok etkiledi
Kitabın hazırlık sürecinde sizi en çok etkileyen pasaj hangisiydi?
Meriç’in Fevziye Hanım’a değil ancak evliliklerinden iki ay sonra ablası Zehra Hanım’a içini döktüğü bir mektuptan pasajları diyebilirim. Çünkü henüz yirmi beş yaşındaki yeni evli birisi olarak Meriç bazı şüpheler taşıyor. Zihnine ve gönlüne bir medcezir hâkim. Kendisi için şöyle bir durum tespiti ve tahlili yaparak başlıyor mektubuna “Muztaripdim, yalnızdım, perîşândım. Enerjim, zekâm, mesâim serseri bir hayatın çamur dolu kucağında kirleniyor, velûdiyetini kaybediyor, endişe verici istikâmetlere teveccüh ediyordu. Bir taraftan büyük işler yapmak, şahsiyetimi ebediyete damgalamak îmanı, istidâtlarıma, üstünlüğüme olan sarsılmaz kanâatim. Diğer taraftan melûn, müstekreh ve her adımında bir inkisâr pusu kuran bir hayat şekli…” Bu satırlar Meriç’in bence ömrü boyunca yaşadığı tüm medcezirlerin, dilemmaların, gencin özeti niteliğindedir. Buradaki potansiyelini bir türlü gerçekleştirme imkanı bulamamış genci nacizâne çok kıymetli buluyorum.
Kızı Ümit Meriç annesine yazılan mektupları görünce nasıl tepki verdi?
Cemil Meriç’in eşi Fevziye Hanım’a yazdığı bu aşk ve hasret dolu mektupları okudukça kızları Ümit Hoca’nın zaman zaman “Nursena, babam annemi çok sevmiş.” dediği o farkındalık anları çok çok değerliydi. Ümit Hoca o anlarda adeta bir kız çocuğu sevincinde oluyor çünkü.
Yıllar geçtikçe sesi daha da gürleşti
Bu kitabın Cemil Meriç külliyatındaki yerini nasıl tanımlarsınız?
Kitabın en önemli özelliği Meriç’in kitaplarını yayınladıktan sonra duyulmaya başlanan ve yıllar geçtikçe daha da gürleşen sesinin ilk titreşimlerini duyurmasında bence. Dikkatli okur neredeyse İlk Yazılar’ın her satırında Bu Ülke’yi, Mağaradakiler’i ya da Kültürden İrfana’yı yazacak olan kalemi görecektir. Her şiirin dizesinde ve her mektupta da Jurnal’deki Cemil Meriç’i hissetmek mümkün. Tam da bu sebeple bu kitabın ilk baskısı külliyatın 13. kitabı olacak. Ancak bu baskılar tükenip Cemil Meriç külliyatı yeni bir çehreyle okuyucu ile buluşurken İlk Yazılar ve Şiirler & Fevziye’ye Mektuplar eseri külliyatın yani Cemil Meriç’in ilk kitabı olarak okuyucuyla buluşacak.
Bu çalışmanın sizde bıraktığı etki ne oldu?
Kendimi bu süreçte oldukça şanslı hissediyorum. Çünkü Ümit Meriç Hoca’nın rehberliğinde çalıştım. Onun hem Cemil Meriç’in kızı hem de uzun yıllar boyunca en yakın çalışma arkadaşı olması, benim metinlere yaklaşırken daha dikkatli, daha kontrollü ve daha sorumlu davranmamı sağladı. Göçmüş ancak mirası oldukça canlı bir yazarın yeni kitabı üzerinde çalışmak, edebiyat ve tarih çalışmalarındaki gibi edisyon-kritik yapmak değil sadece. Bir yandan yazara karşı, bir yandan ailesine ve hatırasına karşı, bir yandan da okura karşı sorumluluk taşıyorsunuz. Belki bu yüzden, Cemil Meriç’e yalnız metinleri üzerinden değil, onun çalışma iklimini hâlâ yaşatan bir rehberlik içinde temas etmiş oldum.
Düşünce yolculuğunun erken durakları
Sizce bu kitap yayınlanmasaydı Türk düşünce hayatı neyi eksik bırakmış olurdu?
Bence bu derlemenin de en önemli özelliği Meriç’in ilk gençlik günlerindeki sesini bizlere duyurması. Bu yönüyle entelektüel tarih ve zihniyet tarihi çalışmaları açısından yapbozun çok önemli bir parçası tamamlanmış oluyor. Çünkü okurlar bazen bir yazarı, düşünürü okurken eş-süremli bir perspektif geliştiremeyebiliyor. Ancak Meriç’i önce Doğu’ya sonra da Osmanlı’ya yani kendi coğrafyasına getiren yol Batı’yı çok incelikli bir şekilde okumuş ve işlemiş olması. Bu okuma ve işleme sürecinde fikirleri elbette değişiyor ve dönüşüyor. Bunun takibini yapabilmek açısından çok değerli tüm metinler.
Cemil Meriç yaşasaydı bu kitabın yayınlanmasına nasıl tepki verirdi sizce?
Özellikle mektupların yayımlanmasının onu bütünüyle rahatsız edeceğini sanmıyorum. Çünkü Fevziye Hanım, onun ifadesiyle “refika-i şefikası”, hayatında çok özel bir yerde duruyor. Cemil Meriç’in bir şiirinde bu aşkı “bitmeyen bir şarkı” olarak tanımlaması benim için çok çarpıcı. Bu şarkı aile hafızasında zaten evlatlarıyla ve torunlarıyla devam ediyor; mektupların yayımlanması ise bu sevginin aynı zamanda tarihî ve edebî bir belge olarak görünür olmasını sağlıyor. Gençlik yazıları konusunda ise daha ihtiyatlıyım. Cemil Meriç bugün bu metinleri görse, bazılarını yeniden değerlendirmek, bazı hükümlerini tashih etmek veya onlarla yeniden hesaplaşmak isteyebilirdi. Bu yüzden bu yazıları onun nihai fikirleri gibi değil, düşünce yolculuğunun erken durakları gibi okumak gerekir. Okurun bu oluş evresini doğru tahlil edeceğini umuyorum.
Öğrencilere yol gösterecek
Genç okurların bu kitaptan almasını umduğunuz en önemli mesaj nedir?
Yazıların hepsi Mütercim-Tercümanlık bölümlerinde okuyan ve Fransız Edebiyatı ya da Karşılaştırmalı Edebiyat eğitimi alan tüm lisans-yüksek lisans öğrencilerine yol gösterecek, çalışmalarına malzeme olabilecek metinler. Meriç’i değerlendirirken onun çok yönlü bir edebiyat sosyolojisi yaptığını da gözden kaçırabiliyoruz bazen. Bu yazılar okura bilhassa bu yönünü daha kuvvetli gösterecektir diye umuyorum.
Yorum Yaz