Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
Şu sıra Terakki Vakfı Sanat Galerisi’nde “Otonomi: Akışkan Geometri” adlı yeni sergisi devam eden sanatçı ve akademisyen Selçuk Artut, Litros Sanat’ın yeni sayısı için sorularımızı yanıtladı. Artut sergisiyle ilgili şu cümleleri kurdu: “Geometrik desenleri kültürümüzün önemli bir öğesi olarak görüyorum. Buna yabancılaşan bir toplum olduğumuzu da üzülerek söylemem gerekir. Bu sergi kültürümüze olan yakınlaşmayı sağlam temellerle yeniden kurmayı hedefliyor.”
Bir akademisyen ve üretken bir sanatçı olarak; hem kuramsal tarafta hem de pratik yönüyle yolculuğunu devam ettiren Selçuk Artut, Litros Sanat’ın yeni sayısında konuğumuz olarak sorularımızı içtenlikle yanıtladı. Sanatına, devam eden sergisine, akademisyen kimliğine ve Türkiye sanat ortamına dair konuşan Artut, sanat üretim pratiğini ve üslubunu bize şu sözlerle özetledi: “Sanatsal üretimlerim teknoloji ve insan birlikteliklerinin güncel neticeleri üzerine odaklanıyor. Genellikle söz konusu etkileşimlerin algıyı, deneyimi ve yaratıcılığın sürekli değişen sınırlarını nasıl şekillendirdiğini inceliyorum diyebilirim.” Dahası keyifli sohbetimizde, keyifli okumalar dileriz…
Sizin sanat üretiminizde hem kavramsal düşünce hem teknoloji hem de geleneksel üslup bir araya geliyor. Ortaya ise adeta yeni bir disiplin çıkıyor gibi. Sanatınız nasıl bir düşünce sürecinin ürünü?
Özünde sanat üretimindeki içsel dürtüler mevcudiyetini koruyorlar. Resim yapan bir sanatçı ile aynı güdüyle işe başlıyorum. Sanatsal mesele aklımda fikirsel veya estetik olarak yer ettiğinde o fikre varabilmek için sizin de bahsettiğiniz üzere teknoloji en sık ziyaret ettiğim disiplinlerden birisi. Ancak benim özelimde teknoloji ile birlikte düşünmeyi sanatsal üretimin odağına aldığımdan bahsetmek mümkün.
“Bundan haz duyuyorum”
Disiplinlerarası çalışmak sizin için bir tercih mi yoksa bir zorunluluk mu? Bu çok katmanlılığa bakışınız nedir?
Benim için bir tercih. Eğitim sürecim ve kariyerimde geldiğim nokta bunu bir zorunluluk gibi algılanmasına sebep olabilir. Ancak disiplinlerarasılık sanatın birçok alanında mevcut, özellikle operada müzik, tiyatro, dans gibi birçok sanat disiplini bir arada. Benim bu sanatsal zemin üzerine bir de sanat ötesi disiplinleri entegre ettiğim durumlar çok sıklıkla karşımıza çıkabiliyor. Bunu özellikle tercih ediyorum, bundan haz duyuyorum.
“Süreçten çok besleniyorum”
Üretim sürecinizde “başlangıç noktası” genellikle ne oluyor? Bir fikir, bir problem, bir düşünce, bir ihtiyaç, yoksa bir araç mı?
Başlangıç noktası içgüdüsel ilerleyebiliyor. Soyut ve somut iki dünya arasında farklı boyutlarda fikir realizasyonu peşinde oluyorum. Süreçten çok besleniyor ve işi yaparken farklı açılar üretmek için alan ayırmaya çalışıyorum. Zihnimde bitmiş bir fikri dahi süreç içinde olgunlaştırmak o fikri daha tatmin edici bir noktaya taşıyor. Karma sergilerde küratör metni benim için ilham kapısını aralayan önemli bir içerik oluyor.
“Buna seyirci kalmak olanaksız”
Dijital teknolojilerin ve yapay zekânın sanat üzerindeki etkisini ve kullanımını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yaşamımın büyük bir kısmı bu bahsettiğiniz değişim süreçlerine bizzat tanık olmakla geçti ve hala da bu durum değişmiş değil. Teknoloji baş döndürücü bir hızla ilerlemeye devam ederken buna seyirci kalmak neredeyse olanaksız. Dijital teknolojiler ve yapay zekâ, sanata hem kuramsal hem de estetik açıdan bir manipülasyon etkisi sunuyor gözükse de buna en net cevabı zaman veriyor olacak. Birçok uğraş ve neticenin uçucu olduğunu düşünüyorum. Benim için sanat insanlık tarihinin kültürel mirasına dahil ettiğimiz bir kayıt.
“Buna yabancılaşan bir toplum…”
Terakki Vakfı Sanat Galerisi’nde devam eden son serginizin çıkış noktası ne oldu, nasıl bir düşünce sürecinin ürünü paylaşır mısınız? Sergide küratör Nazlı Pektaş Hanım ile nasıl bir paslaşma oldu?
Yaklaşık beş yılı aşkın bir süredir geometrik desenler üzerine sanatsal ve akademik çalışmalar üretiyorum. Bu sürecin neticelerini dünyanın çok farklı yerlerinde sergileme ve insanlarla fikirlerimi paylaşma fırsatı buldum. Terakki Vakfı Sanat Galerisi’ndeki söz konusu sergi gündeme geldiğinde ilk düşüncem okuldaki öğrencilerin hayatlarına dokunacak bir sergi yapmak oldu. Geometrik desenleri kültürümüzün önemli bir öğesi olarak görüyorum. Buna yabancılaşan bir toplum olduğumuzu da üzülerek söylemem gerekir. Bu sergi kültürümüze olan yakınlaşmayı sağlam temellerle yeniden kurmayı hedefliyor. Nazlı Pektaş bana sergiden bahsettiğinde bu projenin parçası olmaktan memnuniyet duyacağımı belirttim. Ardından var olan eserlerimden ve Türkiye’de sergilemediğim işlerden oluşan bir karma eserleri kendisine ilettim. Arasından mutabık olduklarımızı bir araya getirerek bu sergiyi oluşturduk diyebilirim.
“Bir entelektüel sorumluluk yüklüyor”
Akademisyen kimliğiniz sanat pratiğinizi nasıl etkiliyor? Bu diyaloğu bize nasıl anlatırsınız?
Akademisyenlik elbette size öncelikle bir entelektüel sorumluluk yüklüyor. Kelimeleri doğru seçmek, zihninizi berrak olarak kitlelere sunmak zorundasınız. Benim çalışmalarımda üretim disiplinini ve bağlamsal derinliği umarım izleyiciler fark ediyorlardır. Üzerine çok düşünülmüş ve titizlikle etüt edilmiş bir dünyayı gözler önüne sunuyorum diyebilirim.
“Bütüncül ve ön yargısız bir bakış açısı…”
Öğrencilerinize en çok hangi bakış açısını kazandırmayı önemsiyorsunuz?
Sanat tarihi algısı bağlamında bütüncül ve ön yargısız bir bakış açısına sahip olmalarını önemsiyorum. Kendi içinde yaşadıkları kültüre yabancılaşmadan var olan değerlere aşina olmaları gerekliliğinin toplumsal birlikteliği güçlendirmek açıdan kıymetli olduğunu düşünüyorum.
Türkiye’de sanat eğitiminin güçlü ve geliştirilmesi gereken yönleri sizce neler?
Tüm dünyada sanat eğitimi Batı odaklı ilerliyor. Bu konuda zengin bir içeriğin sunulabilmesini son derece gerekli buluyorum. Eğitimin disiplinlerarası bir tutumu da önemsiyor olması gerekir.
“Sanatçılara inisiyatifler tanınması gerekiyor”
Türkiye’de çağdaş sanat ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sorunlu olarak gördüğünüz konular var mı, paylaşır mısınız?
Türkiye’de sanat ortamını özel sektör ve televizyon dizileri finanse ediyor. Bu konuda kamunun katkısının artırılması ve sanatçılara inisiyatifler tanınması gerekiyor. Sanat ortamında da ister istemez bir rekabet ortamı var, buradaki sanatçılar yurtdışında eserlerini sunabilmek ve geniş kitlelere ulaşabilmek için gereğinden fazla bir çaba içine girmek zorunda kalıyorlar.
“Olabildiğince özgür bırakmaya çalışıyorum”
Sanatınızda “anlam” nasıl oluşuyor: Sanatçı mı yani siz mi belirliyorsunuz bunu, yoksa izleyici mi bir bağ ve anlam kuruyor çalışmalarınızla?
Sanatımda anlamı olabildiğince özgür bırakmaya çalışıyorum. Benim verdiğim anlamı izleyiciler keşfedebilsinler diye bir takım ip uçları verdiğimi söyleyebilirim. Ama didaktik olmak asla istediğim bir şey değil.
Şu anda üzerinde çalıştığınız projelerden bahsedebilir misiniz?
Bu aralar Mardin Bienali için bir eser üretiyorum, bu eser kinetik ve ses sanatı öğelerine sahip. Yanı sıra dünyanın çeşitli yerlerinde atölyeler ve konferanslara katılıyorum. Çok yeni Cambridge Üniversitesinde Sanat Tarihi konferansında bir sunum yaptım. Akademi, sanat üretimi hepsi bir arada yoğun bir gündem oluşturuyor.
Günlük hayatınızda yaratıcılığı besleyen alışkanlıklarınız neler? Entelektüel olarak kendinizi nasıl besliyorsunuz?
Bol müzik dinliyorum, gündelik zorunlu ihtiyacım diyebilirim. Sinema, edebiyat, felsefe her gün hayatımda bir noktada yer alıyor. Zihinsel olarak en üretken olduğum anlar yalnız kaldığım ve tek başıma uzun yürüyüşler yaptığım anlar oluyor. O anlarda zihnim rahatlıyor ve düşünceler olgunlaşıyor diyebilirim.
“Sanatçı kalmak çok zor”
Genç sanatçılara neler söylemek istersiniz? Sizce kendilerinde hangi sorulara yanıt verdikten sonra bu yola baş koymalılar?
Sanatçı olmak çok kolay, sanatçı kalmak çok zor. Hayattaki önceliklerini iyi tartmaları gerekiyor. Sanatçı olmak benim için entelektüel bir alt yapı ve düşünsel yatırım gerektiriyor. Buna eğilimleri yoksa dışarıdan iyi gözüküyor diye aldanmamalarını önerebilirim.
Yorum Yaz