Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
Bugün sizlerle birlikte kısa zaman önce ebedi hayatına yolcu ettiğimiz merhum İlber Ortaylı’nın adımlarını takip ederek Şehr-i İstanbul’u arşınlayacak, şehrin hafızasına bir yolculuk gerçekleştireceğiz. Tabiri caizse İstanbul’da sadece yaşamayacak bir taraftan da İstanbul’u yaşayacağız… Yedi tepeli şehrin kalbinde Roma’dan Osmanlı’ya uzanan o devasa mirası yeniden tanımaya çalışacağız. Elimde notlarım, zihnimde İlber Hoca’nın o kendine has tınısı. Onun o tebessüm ettiren ifadesi ile “cahilliğimi” bir kenara bırakıp yola revan oluyorum…
Tabi, takdir edersiniz ki İstanbul’a ömrünü vermiş bir kişinin, İlber Ortaylı’nın İstanbul’unu böyle kısa bir rota ile gezmek o kadar kolay değil. Ki bu kısa rotanın bile bir güne sığdırılması epey yorucu olacaktır diye düşünüyorum. Daha rotamıza çıkmadan önce şunu özellikle bir tavsiye olarak vermeden geçemeyeceğim. Eğer İlber Ortaylı’nın İstanbul’unu gezmek istiyorsanız mutlaka İstanbul’dan Sayfalar kitabını okumalısınız.
Biz bugün İlber Hoca’nın vefat haberini aldıktan çok kısa bir zaman sonra karşıma çıkan katıldığı bir televizyon programında program sunucusunun kendisine sorduğu “İstanbul’da gezilecek şöyle üç beş tane İlber Ortaylı rotasından öneri verse de gezsek” sorusuna verdiği cevap üzerine onun çizdiği kısa bir İstanbul rotasında şehrin ruhuna uzanan tadımlık bir yolculuğa çıkacağız…
“Surun içine girin, tamam mı? Eminönü’nden gireceksin Rıza Paşa Yokuşunu çıkın…” diye başlıyor İlber Hoca sözlerine. Tabi ki, Eminönü, Evliya Çelebi’nin o meşhur rüyasını görüp Peygamber Efendimize (s.a.v) “Şefaat Ya Resulullah” diyecekken “Seyahat Ya Resulullah” dediği Ahi Çelebi Camisiyle, Osmanlı Devleti’nin en uzun sürede (66 yıl) bitirilen XVII. Yüzyıl Osmanlı mimarlığının en güzel örneklerinden bir olan Yeni Camisiyle, ancak içine girdiğinizde ihtişamına hayran kalacağınız, her ne kadar bir kısmı zamanında çalınarak yurt dışına çıkarılmış olsa da çinileri ile insanı kendine hayran bırakan Rüstem Paşa Camisiyle, Sirkeci Tren Garıyla, Büyük Postanesiyle, Mısır Çarşısıyla, rastgele seçilmiş bir yer değil diye düşünüyorum.
Ardından Süleymaniye’ye çıkmak için Rıza Paşa yokuşuna yöneliyoruz. İsmini 19. yüzyıl devlet adamlarından Hasan Rıza Paşa’dan alan yokuş Osmanlı’dan günümüze hala eski iş hanlarıyla canlı bir ticaret merkezi. Burası o günden bu güne insanların özellikle hırdavat, tuhafiye ve tekstil ürünleri alışverişi için tercih ettiği mekanlardan biri olarak ticari hayatın İstanbul’daki merkezlerinden biri olmaya devam ediyor.
Kıyamete kadar ayakta kalacak cami Süleymaniye ve çevresi
“Hadi gel yıkalım şu Süleymaniye’yi desen, iki kazma kürek, iki de ırgat gerek.
Ancak hadi gel yapalım şunu geri desen, bir Sinan, bir de Süleyman gerek…”
Eminönü’nden sonra Rıza Paşa yokuşundan İstanbul’un üçüncü tepesi Süleymaniye’ye çıkın. Çıkarken mutlaka Siyavuşpaşa Medresesine uğrayarak avlusunda çiçekler, duvarlarında hat sanatının eşsiz incelikleriyle Mehmet Çebi koleksiyonun sergilendiği dünyanın ilk ve tek Hilye-i Şerif ve Tesbih Müzesini ziyaret edin. Ardından Fetva Yokuşu’ndan çıkarak Süleymaniye Cami'ni ve haziresini ziyaret etmeden önce Osmanlı Devleti’nin büyük devlet adamı, bu caminin mimarı, çağlara meydan okuyan deha Mimar Sinan’ın kabrini ziyaret ederek bir Fatiha okumayı ihmal etmeyin.
Camiye giriş için, isterseniz ziyarete İstanbul’u temaşa ederek Mimar Sinan Caddesinde yer alan Evliya Çelebi’nin “Şark tarafına bakan Hamam Kapusu” dediği merdivenli girişten girerek başlayabilir, isterseniz Şifahane Sokak’ta yer alan Taç Kapı’ya açılan Mimar Sinan’ın camiyi yapmadan önce camideki ses sistemini uyguladığı eşsiz bir mühendislik harikası olan deneme odasının bulunduğu kubbenin altından geçerek avluya giriş yapabilirsiniz. Bu odaya girmek bugün mümkün olmasa da buradan avluya girip o muhteşem taç kapıyı görerek de ziyarete başlamak ayrı bir güzellik katacaktır gününüze.
Önce 1551-1557 yıllarında yapılan Mimar Sinan’ın “Kıyamete kadar ayakta kalacak” diye ifade ettiği Süleymaniye Cami’ni ziyaret edin. İçeride örümcek ağı oluşmaması için Mimar Sinan’ın özel olarak camiye getirip yerleştirdiği bugün avizelerde aydınlatma için kullanılan lambaların arasına yerleştirilmiş olan çürümüş devekuşu yumurtalarını ve mühendislik harikası olarak görülen camiyi is tutmaması için islerin toplandığı is odasını uzaktan da olsa görün. Çünkü maalesef bugün o odayı ziyaret etmemiz de mümkün değil. Hikayeler, şiirler, efsaneler bir bir hafızanızda yer alsın camiyi ziyaret ederken.
Camiden çıktıktan sonra mutlaka hazireyi ziyaret edin. Hürrem Sultan ve Kanuni Sultan Süleyman’ın kabrini ziyaret ettikten sonra Kanuni’nin türbesinin karşısına geçerek şöyle bir başınızı kaldırın ve türbenin kapı girişinin üzerindeki pencerelere bakın. Çünkü, burada üç pencerenin üzerinde göreceğiniz o siyah taş parçası Hacer-ül Esvet taşının İstanbul’da bulunan en büyük parçası olacak. Hazireden çıkış için tarihi kuru fasulyecilerin bulunduğu Süleymaniye Caddesi tarafını tercih edin. Buradan çıkarken sağlı sollu size eşlik edecek mezar taşlarını inceleyin. Özellikle gelinlik giymiş bir mezar Fatma Müşerref Hanım’ın mezarı mutlaka dikkatinizi çekecektir. Şifahane caddesinden Yoğurtçuoğlu Sokak istikametinde Vefa caddesine çıkarak Ebûl Vefa Hazretleri’ni ziyaret edin. Ortodoks Hristiyanların önemli bir merkezi olan Ayın Biri Kilisesinin önünden doğru o tarihi sokakların havasını soluyarak Küçükpazar’a doğru ilerleyin.
Buraya sadece nasibi olanlar gelebiliyor!
Küçükpazar’dan Hacı Kadın Caddesi’nde yer alan Şebsefâ Hatun Cami’nin hemen yanından ana caddeye çıkarak Atatürk Bulvarından yolun karşısına geçin. Burada ilk durağınız Zeyrek Sarnıcı ve İstanbul’da sadece nasibi olanların ziyaret ettiği yer olarak bilinen Piri Mehmet Paşa Cami ile birlikte Mehmed Emin Tokadi Hazretlerinin türbesini olacak. Burada bir dua edip soluklandıktan sonra yönünüzü Ayasofya’dan sonra İstanbul’da ayakta kalan en büyük Doğu Roma dini yapısı olan Zeyrek Cami’ne ya da daha eski ismi ile Pantokrator Kilisesine çevirin.
Roma döneminde önemli bir kilise olan bu yapı Dördüncü Haçlı seferinden sonra Latin Katolik din adamlarının kullandığı bir makam haline gelmişse de 1261 yılında 8. Mihail’in İstanbul’u tekrar almasından sonra tekrar Ortodoks rahiplerin mekânı haline gelmiştir. Latin İstilası sırasında kilisede bulunan pek çok kutsal obje Avrupa’ya götürülmüş ve kilise oldukça fazla zarar görmüştür. 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethinden sonra bu yapı keşiş hücrelerinin medreseye ve kilisenin de camiye çevrilmesi ile Osmanlı Devleti’nin ilk eğitim merkezi haline gelmiştir. Camiye ismini de medresenin ilk müderrislerinden olan Molla Zeyrek Efendi vermiştir.
Ayrıca buraya gelmişken mutlaka Osmanlı Medeniyetinin zarif örneklerinden biri olan Zeyrek Akademi binasının duvarlarındaki kuş saraylarının örneklerini görmeden geçmeyin derim…
Tur devam ediyor: Fatih ve Çarşamba
Zeyrek Cami ve çevresini ziyaret ettikten sonra bu sefer yönünüzü Fatih Cami’ne çevirin. Ben Atatürk Bulvarı üzerinden Bozdoğan (Valens) Su Kemerinden geçerek Şehzadebaşı’na ve oradan Fevzipaşa Caddesi üzerinden yürümeyi tercih ediyorum. Gezerken eski resimlere bakıp burada bir zamanlar olan ancak şu anda olmayan birçok tarihi yapı da bir bir geçiyor gözlerimin önünden. Tabi bunun yerine Zeyrek Caddesi ve Cırcır Caddesi üzerinden ya da İstanbul’un en önemli lezzet duraklarından olan Kadınlar Pazarı üzerinden devam eden farklı alternatif yolları da pek tabi kullanabilirsiniz.
Şehzadebaşı’na çıkmışken buradan Vezneciler’e doğru hafif rotanın dışına çıkarak Şehzadebaşı Cami’ni ve haziresi içerisinde Şehzade Mehmet Türbesi, Sezai Karakoç’un kabri ile birlikte diğer türbeleri de ziyaret edip dua ettikten sonra caminin dışına çıkarak Mimar Sinan’ın İstanbul’un orta noktasını belirlemek için caminin en köşesine diktiği o yeşil taşı görüp Nevşehirli Damat İbrahim Paşa Külliyesinin önünden karşıya geçin. Burada küçük ama ismiyle dikkat çeken bir cami beni karşılıyor bizi İstanbul’un en uzun isimli camisi olan Kadı Hüsamettin Hacı Mustafa Çamaşırcı 18 Sekbanlar Cami’nin önünden doğru Fevzi Paşa Caddesi’nden ya da tercihen Kız Taşından doğru İstanbul’un dördüncü tepesine, Fatih Cami’ne doğru yürümeye devam edin.
Haliç’ten yaklaşık 60 metre yükseklikte bulunan bu caminin yerinde Roma döneminde şehrin kurucusu I. Konstantin tarafından yapılan On İki Havari Kilisesi ya da Havariyyun Kilisesi bulunmaktaydı. İstanbul’un fethinden sonra 1463-1470 yıllarında Fatih Sultan Mehmet tarafından buraya devrin en önemli ilim merkezlerinden Sahn-ı Seman Medreselerinin de içinde bulunduğu büyük bir külliye inşa edilmiştir. Ancak bugün gördüğümüz cami Fatih döneminde yapılan cami değildir. Cami 1766 depreminde yıkılmış ve 1771 de tekrar bugünkü halini almıştır. Burada caminin Sahn-ı Seman Medreselerinin olduğu tarafın tam karşısında bulunan minaresinde yer alan İstanbul’un ilk güneş saatini gördükten sonra camiyi ziyaret ederek caminin haziresine geçin.
Burada şehrin Fatih’i Fatih Sultan Mehmet’i, Gülbahar Hatun’u, Plevne Kahramanı Gazi Osman Paşa’yı, Ali Emiri Efendi’yi, ziyaret ettikten sonra yakın döneme iz bırakmış Kemal Karpat, Halil İnalcık, Semavi Eyice, Mehmet Genç ve İstanbul’a büyük hizmetleri dokunan Kadir Topbaş’ı da ziyaret ettikten sonra bugün rotamızda bize rehber olan bu güzel rotayı bizlere miras bırakan kıymetli İlber Ortaylı hocamızın da kabrini ziyaret edip duamızı ettikten sonra, Darüşşifa Caddesi üzerinden Çarşamba’ya doğru yolunuza devam edin.
Yolunuzun üzerinde Yavuz Sultan Selim Cami’ni ve haziresini mutlaka ziyaret edin. Burada sizi Yavuz Sultan Selim’in sandukasının üzerindeki çamurlu kaftanı karşılayacak. Sultan Abdülmecit ve Şehzadeler Türbesini ziyaret ettikten sonra İsmailağa Cami’ni görüp oradan Balat’a doğru yürümeye devam edin.
Kadim şehrin sırlarla dolu sokakları: Balat - Ayvansaray - Edirnekapı
İsmailağa Cami’nden sonra o eski tarihi sokaklar arasından Balat’ın rengarenk evlerinin bulunduğu sokaklardan geçerek camiler, kiliseler, türbeler arasında adeta bir kültür ziyafeti yaşayacaksınız. Yol üzerinde tek tek anlatılmayacak kadar çok tarihi yapıyla selamlaşarak Ayvansaray’a geçin.
Burada önce, Dünya da cuma günü ayin yapan tek kilise olan Vlaherna Meryem Ana Ayazması’nı görüp hemen yan tarafa Hz. Kab Türbesi ve Peygamber Efendimizin süt kardeşi olan Ebu Şeybe-El Hudri hazretlerinin surların içinde yer alan türbesini de ziyaret ederek İstanbul Surlarını kendinizi yoldaş edinip, Peygamber Efendimizi evinde misafir eden, Efendimizin mihmandarı Eyüp Sultan Hazretlerini selamlayarak Roma’nın meşhur Anemas Zindanlarının önünden yukarı Edirnekapı’ya doğru yürümeye devam edin.
Mısır Tarlası Mezarlığına gelmeden Edirnekapı Rum Mezarlığının arkasından Kariye Cami’ne eski adıyla Azize Kurtarıcı Hora Kilisesine doğru rotanıza devam edin. Theodosius Surlarının hemen yanı başında sizi karşılayan Kariye’ye bugüne kadar eğer girmediyseniz içeri girdiğinizde karşılaşacağınız o muhteşem atmosfere hazır olun. İncil’den birçok sahnenin mozaik ve fresklerle duvara kazanmış halleri sizi sizden alacak diye düşünüyorum.
Kariye Cami’ni ziyaret ettikten sonra Edirnekapı’ya Mihrimah Sultan Cami’ne çıkın. Ben buraya kadar gelmişken sur boyunca devam etmeden önce İlber Hocamın rotasından biraz dışarı çıkıp Edirnekapı Şehitliğini de ziyaret etmek güzel olur diye düşünüyorum. Sonra kaldığınız yerden gezinize devam edin.
İstikamet Yedikule
Mihrimah Sultan Cami’nden Sulukule’ye oradan Topkapı ve Fetihkapı’ya doğu İstanbul Surlarının rehberliğinde yolculuğunuza devam edin. Ben burada Topkapı Kültür Parkı içerisinden Takkeci İbrahim Ağa Cami’ni de ziyaret ederek devam ediyorum rotama. Buradan sonra ister Prof. Dr. Necmettin Erbakan Caddesi üzerinden sur boyunca isterseniz de Merkez Efendi’yi ziyaret ederek Merkez Efendi Mezarlığı içerisinden aynı cadde üzerine çıkarak yürümeye devam edebilirsiniz. Ben Merkez Efendi Cami’ni ve mezarlığını ziyaret ederek caddeye çıkmayı tercih ediyorum. Burada Merkez Efendi türbesini ziyaret ettikten sonra Samiha Ayverdi, İsmail Saib Sencer, Prof. Dr. Necmettin Erbakan gibi önemli isimleri de ziyaret edebilirsiniz. Ayrıca yine aynı yol üzerinde Osmanlı Devleti’nin en dikkat çeken mezarlarından biri olan mezar taşının üzerinde “Karı Dırdırından Ölen Es Seyyid Halil Ağa” yazan o ilginç mezar taşını da görebilirsiniz. Meraklıları için dikkat çekici olduğunu düşünüyorum.
Ve aynı yol üzerinde yine İstanbul Surları ile birlikte Silivrikapı, Mevlânakapı ve Belgrad Kapısını’da geçtikten sonra Yedikule’ye ulaşmış olursunuz. Yedikule’yi gezerken önce Roma dönemini yaşayın ve Osmanlı döneminde Genç Osman’la hüzünlenmeyi unutmayın. Tabi bu yolu Pazartekke’den Arakiyeci Mehmet Ağa Cami’ne oradan Sümbül Efendi Cami’ne ve oradan da Yedikule’ye doğru da yürüyebilirsiniz. Ya da Merkez Efendi’den çıktıktan sonra Silivrikapı’dan Sümbül Efendi’ye oradan da aşağıya doğru Yedikule’ye ulaşarak da devam edebilirsiniz. Bu da gerçekten zor bir tercih olarak bize kalıyor. Aslında bu rotayı bir güne sığdırmadan Ayvansaray’a kadar bir gün Ayvansaray’dan sonrasını bir gün şeklinde iki günde en azından biraz daha içimize sindirerek bitirmek belki de en eftali olacaktır.
Bir güne sığmayacak yerler
Yedikule’de soluklandıktan sonra Kocamustafapaşa ve Cerrahpaşa üzerinden Aksaray’a ve Laleli Cami’nin hemen önünden buralarda yaşanmış hikayelerle Beyazıt’a ulaşın. Roma döneminden kalan o muhteşem taşların size fısıldadığı anılarla Beyazıt Cami’ni de ziyaret ederek tramvay yolundan Çemberlitaş’a doğru ilerleyin. Bu yol üzerinde hemen Türk Ocağı’nın yanında Sultan Abdülhamit’i de ziyaret ettikten sonra adım adım İstanbul’un kalbine doğru ilerleyeceksiniz. Bir yanda Ayasofya Cami, diğer yanda Sultanahmet Cami ile tarihi hipodrom meydanı dikilitaşları ve Alman Çeşmesi ile selamlayacak sizi.
Burada ayrı bir rota oluşturmak lazım diye düşünüyorum. Önce Türk İslam Eserleri Müzesi, ardından hipodrom meydanı, sonra belki meydandan biraz dışarı çıkıp Hacer-ül Esvet Taşlarının dört parçasını görmek için Sokullu Mehmet Paşa Cami, ardından Sultanahmet Cami ve haziresi sonra Ayasofya Cami ve Haziresi ile rotanızı sonlandırabilirsiniz.
Eğer vaktiniz kalırsa ya da bir gününüzü daha bu rotayı tamamlamak için ayırabilirseniz. Önce Yerebatan Sarnıcı ve Gülhane Parkı’nda Ahmet Hamdi Tampınar Kütüphanesini ile Prof. Dr. Fuat Sezgin İslam Bilim Tarihi Müzesi’yle Fuat Sezgin Hoca’nın kütüphanesini ziyaret ettikten sonra Arkeoloji Müzesini ziyaret edip oradan Topkapı Sarayı’na geçerek Topkapı Sarayı’nı ziyaret edip bu güzel rotayı ayrıca taçlandırabilirsiniz.
Yorum Yaz