Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
Seramik sanatçısı ve Sade Seramik Atölyesi kurucusu Şeyma Balcı, “Seramik bazen sadece bir hobi olarak algılansa da aslında köklü bir geçmişe sahip, hem bir gelenek hem de bir sanat dalı. Sergiden sonra, acemi olsalar bile kaliteli ve özgün üretimlerin mümkün olduğunu ve seramiğin ne kadar geniş bir dünya olduğunu fark edecekler” diyor.
Ceyda Nur Sakarya
Seramiği yalnızca bir workshop etkinliği ya da hobi üretimi olarak görmenin ötesine geçen “Doku” sergisi, toprağın bir anlatım diline dönüşebileceğini yeniden hatırlatıyor. Doku, yüzey ve form üzerinden şekillenen sergi, farklı üretimleri bir araya getiren birleştirici bir unsur olarak öne çıkıyor. Biz de seramik sanatçısı ve Sade Seramik kurucusu Şeyma Balcı ile üretim süreci ve “Doku” sergisi üzerine konuştuk. Resimden seramiğe uzanan yolculukta toprağın bir malzemeden çok bir anlatım diline dönüşmesini ve kolektif üretimin sanatçıya açtığı alanları kendisinden dinledik. Sergi
1-Seramikle üretim süreciniz nasıl başladı ve nasıl ilerledi?
Lise son sınıfta yetenek sınavına hazırlanırken, babamın arkadaşı olan bir seramik sanatçısının atölyesini ziyaret etmemle başladı serüven. Atölye ortamını ve heyecanını gördüğüm an, çocukluk hayalim olan ressamlıktan vazgeçip seramik okumaya karar verdim. Eğitimimi bu alanda tamamladıktan sonra da ara vermeden üretmeye devam ettim.
2-Liseden beri resim ve seramikle iç içesiniz. Bunca yıllık üretim sürecinde kil mi sizi şekillendirdi, yoksa siz mi kil’i şekillendirdiniz?
İlk üretim dönemlerimde çamurla kavga ettiğimi yeni yeni anlıyorum. Yaklaşık 12 yıldır atölyemde aktif olarak üretim yapmaktayım. Başlangıçta, okuldan aldığım teorik bilginin yeterli olacağını düşünerek birçok iş yaptım. Bunlar elbette sadece sanatsal üretimler değildi. Bir atölyenin ayakta kalması için çok farklı alanlarda kullanılan seramikler de üretmek zorundaydım. Sağlık gereçlerinden sofra ürünlerine, dış mekân heykellerinden film dekorlarına kadar çeşitli işler ürettik.
Bunun teknik zorluklarını ilk yıllarda yaşasam da sonrasında beni geliştirdiğini fark ettim. Günün sonunda ise çamurun beni şekillendirdiğine kani oldum. Adeta, “Ben böyle bir maddeyim; bana böyle şekil vermeli, böyle renklendirmeli ve böyle pişirmelisin,” diyor. Bu dili anlamak da eğitimden sonra tecrübeyle oluyor.
İfade aracı olarak seramik.
3-Toprak sizin için ne zaman bir malzeme olmaktan çıkıp bir anlatım aracına dönüştü?
Zaman olarak bilemiyorum; çamurla 17 yaşımda tanıştım ve şimdi 35 yaşındayım. Tüm zorluklara rağmen başka bir meslek icra etmeyi hiç düşünmedim. Zaten seramikçilikten başka bir şey yapabileceğimi de düşünmüyorum.
Bazı sanatçılar yazarak, bazıları çizerek anlatıyor derdini. Ben de toprakla bir şeyler söylemeye çalışıyorum. Başka bir ifade aracım olur mu diye düşünmek için, öncelikle kendi alanınıza hâkim olmanız gerektiğini düşünüyorum. Kendi adıma, seramikte öyle derin bir bilgi birikimimin olduğunu zannetmiyorum. Çünkü sayısız teknik ve yöntem var. Kendi tarzımda uğraştığım tekniklerde bile her seferinde yeni bir şey öğreniyorum.
4-“Doku” sergisi fikri nasıl ortaya çıktı?
Uzun süredir atölyemde üretim yapan öğrencilerim var. Öğrenci diyorum ama bazıları kendi atölyelerini açtılar bile… Eğitim vermeye başladığımdan beri, belli aralıklarla da olsa hoca-öğrenci sergileri düzenledik.
Bu yıl da öğrencilerimden böyle bir talep gelince, bir süre mekân arayışı ve “ne yapabiliriz” fikri üzerine düşündüm. Son yıllarda dokunun seramikte en etkili ifade biçimi olduğunu düşündüğüm için, öğrencilerime herkesin kendi tarzında “doku” temalı bir çalışma yapmasını önerdim. Sonrasında nispeten uzun bir süre, üretim ve denemelerle dolu bir yolculuk başladı.
Doku ile şekillenen ortaklık…
5-Sergide “doku” kavramını nasıl ele alıyorsunuz?
Birçok insanı bir araya getirerek ve herkesin kendi tarzıyla üretim yapmasını sağlamak, bu süreci yürütmek benim için oldukça zor olabiliyor. Öğrencilerin serbest olacağı ama aynı zamanda bir bütünlük oluşturabileceği konu ne olabilir diye düşünürken “doku” teması üzerine yoğunlaştım.
Özellikle seramik sanatında her şey doku ile ifade ediliyor: çamur, boya, sır… Farklı konular ve kavramlar olsa da her seramikçi, anlatım dilini güçlendirmek için mutlaka dokuya başvuruyor.
Doku seramikte vazgeçilmez bir unsurken, gözden kaçmaması hatta daha da görünür kılınması gerekmez mi? sorusuyla yola çıktık. Aslında kendi çalışmalarım da son 6 yıldır doku ağırlıklı ilerliyor. Doku ile yüzeyde istediğim etkiyi, en azından bu dönemde, içime sinerek şekillendirebiliyorum. Öncesinde ise İslam harflerini heykel formunda çalışıyordum.
6-Sergide şehir dokuları, bitki yüzeyleri ve soyut formlar bir arada. Bu üç farklı kaynağı nasıl bir ortak dile dönüştürdünüz?
Çok geniş kapsamlı bir tema ile çalıştığımız için, her öğrenci aslında kendi dilinde üretim yaptı diyebilirim. Bu yüzden doku, aynı zamanda birleştirici bir unsur oldu.
Duygunun eşlik ettiği bir hal.
7-Eserlerin “hissettirme” gücünü artıran en önemli unsur sizce ne?
Duygu… Yapmak için değil, adını koyamadığımız bir güdüyle üretim sürecine girilen; heyecan, merak ve keşif duygusunun eşlik ettiği bir hâl. Malzemenin sürprizli oluşu, sonucu yapan kişinin bile bazen kestirememesi, çalışmaların acemi işi gibi görünse de aslında “canlı” olduklarını hissettiriyor.
Seramik sadece bir hobi değil.
8-Sergiyi gezen birinin, galeriden çıktıktan sonra etrafındaki dünyaya farklı bir gözle bakmasını sağlayacak temel duygu nedir?
Öncelikle seramiği farklı bir başlık altında incelemiş olacaklar. Seramik, bazen sadece bir hobi olarak algılansa da aslında köklü bir geçmişe sahip; hem bir gelenek hem de bir sanat dalı.
Sergiden sonra, acemi olsalar bile kaliteli ve özgün üretimlerin mümkün olduğunu, seramiğin ne kadar geniş bir dünya sunduğunu fark edecekler.
9-Sade Seramik atölyeniz hem üretim hem eğitim alanı. Öğrencilerinizle birlikte sergi yapmak, kişisel bir sergiden nasıl ayrışıyor?
Kişisel sergide tüm enerjini kendi çalışmalarına kanalize ederken, öğrenci sergisinde tüm öğrencilerle birebir süreci yürütmek gerekiyor. Bazen de onların tarzına uygun olacak şekilde, öğrencilerimin hayallerine ve tasavvurlarına zarar vermeden ilk sanatsal üretimlerini gerçekleştirebilmeleri için ekstra bir özen ve hassasiyetle süreci yönetmek zorunda kalıyorum.
Bu durum, yorucu olması açısından gerçekten zorlayıcı; ancak sanatsal üretim süreçlerine ve birbirinden farklı temalarda ortaya çıkan, olabildiğince estetik üretimlere vesile olmak, sanata ve yeni sanatçılara ön ayak olmak açısından da oldukça sevindirici.
Hoş duraksamalar, durup düşünmeler…
10-Bu kolektif üretim sizi sanatsal olarak nasıl besliyor?
Kolektif üretim, belli bir düzeyde üretim ve yaratım yolculuğuna çıkmış bir sanat yolcusu açısından bazen bir kasis gibi olabiliyor; kişisel hayallerin bir an önce gerçekleşmesini zamansal olarak yavaşlatabiliyor. Ancak bu kasisler, aynı zamanda başka sanatsal yolculukların başlangıcına ön ayak oluyor ve bu sanatı sahiplenen, yaşatan yeni solukların doğmasına vesile olduğu için aslında hoş duraksamalar. Hatta durup düşünmeler…
Bu duraklar, bir sanat üretiminin olabilecek en olgun hayal ve kararlardan sonra doğmasını sağlıyor. Bu açıdan hem ironik hem de meşgul ettiği kadar estetik bir karşılığı var. Ayrıca farklı hayallerin içinde, kişisel tasavvurların yolculukları da daha farklı bir renk kazanıyor diye düşünüyorum.
Riyasız bir varoluşa sahip sanat
11-“Sade Seramik” adı, günümüz sanat dünyasındaki gösterişli ve iddialı tavra karşı bir tercih mi, yoksa bir duruş mu?
Sanatın kendiliğinden ve oldukça sade bir “gösterişe”, riyasız bir varoluşa sahip olduğuna dair inancım tam. Bu inançla üretilmiş ve hayata karışmış herhangi bir sanat eserinin, en çok sadeliğin şıklığında kendini gösterebileceğine inanırım. Bu, bir gösterişe abanma ya da “Beni görün!” diyen bir görgüsüzlükten ziyade, niteliğin zamanları aşabilen varoluşuyla ilgilidir…
Güzel olanı üretmekten yana bir duruş
12-Seramikte “güzel olanı üretmek” ile “rahatsız eden ya da iz bırakan” arasında nerede duruyorsunuz?
Şahsen güzel olanı üretmekten yana bir duruşu tercih ediyorum. Hatta rahatsız edenin, hiçbir iz bırakmamasından yana bir tavır bile diyebiliriz buna.
Düşüncem o ki; güzeli üretmek, rahatsız edici izler bırakan toplumsal sorunların azaltılmasında bir tür fren işlevi görebilir. Aksi yönde, silinmesi ve çözüme kavuşturulması gereken olumsuz izleri sürekli hatırlatan bir sanatsal duruş ise benim şahsi tercihim değil.
Bu, sorunlara duyarsızlıktan çok, başka bir tür duyarlılık biçimi olarak ortaya çıkıyor bende…
13-Önümüzdeki dönemde üretim odağınızda hangi kavramlar yer alıyor?
Genel anlamda geleneksel motifleri günümüz sanatına taşımak başlığı altında, özellikle İznik dönemi çini motiflerini şahsi doku tekniğimi kullanarak özel bir seri olarak üretim odağıma almış durumdayım.
Yorum Yaz