Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
Sözü, Yuxu adına Cengiz Eyvazov’a bırakıyoruz: “Şunu da belirtmeliyim ki, Azerbaycan Türkçesinde hard rock çok da güzel tınlıyordu, kulağa harika geliyordu. Çünkü sözlerimiz içten geliyordu, her mısrasında bir yürek, bir ruh vardı. Ve bu duruşumuz gerçekten de “rock sadece İngilizce güzel durur” mitini darmadağın etti. Kolay olmadı elbette ama bu işin üstesinden hakkıyla gelebildiğimizi düşünüyorum.”
Yuxu, 1987 yılında yola çıktığında “Hard rock İngilizce yapılır,” ezberi henüz bozulmamıştı. Azerbaycan Türkçesinde rock müziğin temelini atan grup; Hazar’ın Sahilinde (1993), Sumgayıt (1997) ve Ölüme Çare Yok (1998) albümleriyle döneme damga vurduktan sonra uzun bir sessizliğe gömülmüştü.
Çeyrek asırlık bu sessizliği nihayet bozan ekip, kurucuları İbrahim Emin’in vefatının ardından, grubun köklerini ve ritmini bugüne taşıyan Cengiz Eyvazov’un girişimiyle yeniden canlandı. Geçmişin mirasını yeni bir enerjiyle sahneye taşıyan; vokalde Hasan Rzayev, basgitarda Elçin Eminov, gitarda Vusal Mehdizadeh, klavyede Lachin Gahramanov ve davulda Cengiz Eyvazov’dan oluşan güncel kadro, hem eskiye saygı duruşunu hem de yeni bir başlangıcı temsil ediyor.
Grup 1987 yılında Sumgayıt’ta kuruldu. Grubu kurma ve Azerbaycan Türkçesinde rock müzik yapma fikri ilk olarak nasıl doğdu?
Grup, rahmetli bas gitaristimiz İbrahim Emin tarafından kuruldu. Biz İbrahim ile çocukluktan beri aynı mahallede büyümüş iki dosttuk. Onunla, kendi şarkılarımızı Azerbaycan Türkçesinde çalacağız diyerek yola çıktık. Doğrusu bu fikirlerimize bazen alayla, küçümseyerek yaklaşanlar da oluyordu çünkü o dönemde “hard rock dediğin İngilizce söylenir” gibi bir algı vardı. Bunun geçici bir heves olduğunu düşünenler de vardı. Ancak biz onunla birlikte Sumgayıt şehrinde grup için müzisyen arayışındaydık ve grup üyelerini tamamladıktan sonra ciddi provalarımız başladı. Şunu da belirtmeliyim ki, Azerbaycan Türkçesinde hard rock çok da güzel tınlıyordu, kulağa harika geliyordu. Çünkü sözlerimiz içten geliyordu, her mısrasında bir yürek, bir ruh vardı. Ve bu duruşumuz gerçekten de “rock sadece İngilizce güzel durur” mitini darmadağın etti. Kolay olmadı elbette ama bu işin üstesinden hakkıyla gelebildiğimizi düşünüyorum.
Azerbaycan Türkçesinde “rüya” anlamına gelen Yuxu ismini seçme fikri nasıl ortaya çıktı? Bu adı kim önerdi ve sizin için ne anlam ifade ediyordu?
Grupla yaptığımız her provadan sonra her birimiz kendi hayallerini, rüyalarını birbirine anlatırdı. Rüyalarımızda büyük konserler verdiğimizi görürdük, kimimiz rüyasında harika ses sistemleri, sahne tesisatları kimimiz ise çok iyi enstrümanlar satın aldığını anlatırdı. Çünkü o dönemlerde iyi ekipmanlar ve kaliteli enstrümanlar yoktu. Bunlar bizim rüyalarımıza bile giriyordu. En sonunda tüm bunları sadece rüyamızda gördüğümüzün farkına vararak “Bütün bunları sadece rüyalarımızda mı göreceğiz?” dedik ve grubumuzun adını “Yuxu” koyduk.
Prova sürecine bizi engellemek isteyenler oluyordu
Sovyetler Birliği döneminde bir sanayi şehri olan Sumgayıt’ta kuruldunuz. O yıllarda orada nasıl bir müzik ortamı vardı, rock müzikle uğraşmak kolay mıydı, konserleriniz nasıl geçiyordu?
Sadece Sumgayıt’ta değil tüm Azerbaycan’da ve Sovyetler Birliği genelinde rock müzikle uğraşmak hiç kolay değildi. Medyada görünen gruplar bile havadan sudan, suya sabuna dokunmayan şeyler söylemek zorundaydı çünkü aksi takdirde çok ciddi yasaklarla karşılaşıyorlardı. Biz de Sumgayıt’ta doğup büyüyen gençler olarak fabrikada çalışıyorduk. İş biter bitmez, bazen yemek bile yemeden prova yaptığımız kulübe gelir, saatlerce çalışırdık. Belirttiğim gibi sözlerimiz kadar müziklerimiz de içimizden geliyordu. Ve sevdiğimiz işi yaptığımız için çok mutluyduk. Çocukluğumuzdan beri dinlediğimiz grupların yerinde olmayı hayal ederdik şimdi ise artık kendimiz müzikle uğraşıyoruz. Bu muhteşem bir duygu.
Ancak elbette zorluklarımız oluyordu. Provalar sırasında çok gürültü yaptığımızı söyleyenler çıkıyordu, yabancı müzikle uğraştığımızı iddia ediyorlardı. Hatta prova sürecine müdahale etmek, bizi engellemek isteyenler bile oluyordu. Fakat biz tüm bu zorlukları göze alarak bu adımı atmıştık, bu yüzden yolumuzdan dönmeyi hiç düşünmedik.
Sumgayıt’taki Kimyacılar Kültür Merkezi’nde bir konserimiz olmuştu. Konsere çok büyük bir akın, muazzam bir ilgi vardı. Ancak dönemin Sovyet yönetimi konseri tamamlamamıza izin vermedi, yarıda kesti. Buna rağmen o konserde bulunanlar hâlâ o günü övgüyle hatırlar ve bu etkileyici anıyı şimdiki genç nesle anlatmaya devam ederler.
Daha sonra Fransa planıyla yola çıkıp İstanbul’da kaldığınız 10 yıllık dönem başladı. 1991-2001 yılları arasındaki bu süreç sizin için nasıl bir deneyimdi, hangi mekânlarda sahne aldınız ve bu ortam size neler kazandırdı?
Aslında bu yılların, faaliyetlerimizin en önemli dönemi olduğunu söylesem yanılmamış olurum. Evet, Bakü’de düzenlenen “Altın Sonbahar” -Qızıl Payız- festivalinden sonra Fransız yapımcı Madam Pascal tarafından Fransa’ya davet edilmiştik. Lakin bu yolculuğumuz, İstanbul’da bulunduğumuz sırada gelişen çeşitli sebeplerden ötürü ertelendi, daha sonra da gitmedik ve çalışmalarımıza İstanbul’da devam ettik.
İstanbul’da Kemancı, Caravan, Gitar, Sirena, Tual, Çınaraltı ve daha başka birçok mekânda sahne aldık. Her sahneye çıkışımızda bize olan ilgi giderek artıyordu ve dinleyici kitlemiz büyüyordu. Gerek enstrümantal gerekse sözlü müziklerimiz artık tanınmaya ve sevilmeye başlamıştı.
İstanbul’dayken 3 albümümüz çıktı. Çok fazla dost edindik. Türkiye ve İstanbul da bize vatan oldu, bize kucak açtı. Ne kadar zorluk çekmiş olursak olalım, bizim buralara dair haddinden fazla güzel ve sıcak hatıralarımız var.
Fransa’ya gitmek üzereyken yolunuz İstanbul’da kesişti ve burada kaldınız. Hatta pasaportlarınızı kaybettiğiniz için gidemediğinize dair meşhur bir şehir efsanesi de var. İşin aslı neydi, neden İstanbul’da kalmayı seçtiniz?
Hayır, hiçbir evrakımız ya da belgemiz kaybolmamıştı. Sadece İstanbul’da bize gösterilen bu ilgiyi ve sevgiyi görünce, bir de bürokratik engelleri saymazsak aynı dile, neredeyse aynı kültüre sahip olduğumuza şahit olunca artık yolumuza İstanbul’da devam etme kararı aldık. Bu kararımızdan ötürü de hiçbir zaman pişman olmadık. Çünkü biz gerçekten de İstanbul’u kendi şehrimiz, İstanbul’daki dostlarımızı da kendi insanımız olarak görüyorduk. Türkiye’nin, Yuxu’nun hayatındaki önemi kesinlikle inkâr edilemez.
Şarkılarımızla dinleyicilerimizin dert ortağıyız
İcra ettiğiniz rock müzik aracılığıyla dinleyicilerinize asıl aktarmak, anlatmak istediğiniz neydi?
Tabii ki bizim tarzımız rock müzik. Yuxu her zaman bir rock grubu oldu ve öyle de kalacak. Rock müziğin de temaları, konuları derya denizdir; ucu bucağı yoktur. Sevgi de olabilir, nefret de, protesto da, çağrı da... Yuxu da bu temaların yanı sıra güncel ve toplumsal konulardan da uzak kalmıyor. Dünyada yaşanan adaletsizlikler karşısında bizim sessiz kalmamız mümkün değil. Müziklerimiz esasen bu konuları kapsıyor. Şarkılarımızda dinleyicilerimizin düşüncelerini paylaşıyor, onlara dert ortağı, sırdaş oluyoruz. Bu yaklaşımımız da insanlara çok tanıdık ve sıcak geliyor. Çünkü biz de onlardan biriyiz. Sadece biz, müzik yoluyla kendi sözümüzü, sevgimizi ve protestomuzu dile getiriyoruz.
2001 yılında Yuxu, müzik kariyerine uzun süren bir ara verdi. Bu ayrılık kararının arkasında hangi nedenler yatıyordu ve o dönem grup üyeleri için nasıl şekillendi?
Her şey 1999 depreminden sonra başladı. Deprem bizi sözün tam anlamıyla derinden sarstı ve çok üzdü. Bu moral bozukluğu ve ruh hâliyle sahneye çıkmamız, müzik yapmamız mümkün değildi. Zamanla bu durgunluk hâli daha da derinleşti ve sahnelerden tamamen uzak kaldık. Daha sonra İbrahim, Azerbaycan’a döndü, ben dövme sanatımı İstanbul’da sürdürdüm, Namık da farklı yorumcularla sahne almaya başladı. Cesur zaten 1995 yılında İstanbul’dan Moskova’ya taşınmıştı. Biz üçüncü albümümüz olan Ölüme Çare Yok’u, Bakü’den tanıdığımız Zaur Abdullayev’in vokalleriyle kaydettik.
Daha sonra ben de Azerbaycan’a döndükten sonra İbrahim ile birlikte Yuxu’yu yeniden hayata döndürmek için çok çaba sarf ettik. Ancak 2 Temmuz 2019 tarihinde İbrahim’i kaybettik. Onun vefatı beni son derece derin bir sarsıntıya uğrattı. Şahsen ben uzun bir süre kendimi toparlayamadım.
Müziğimiz Türkiye’de yaşıyor
Yaklaşık 25 yıl aradan sonra Yuxu’yu yeniden topladınız. Grubun önümüzdeki dönem için hedefleri, planları neler?
Evet, epey uzun bir aradan sonra Yuxu’yu, 2024 yılında İbrahim’in amcaoğlu Elçin Emin ile birlikte yeniden topladık. Yuxu’nun yeniden sahnelere dönmesi benim en büyük arzumdu. Bu düşüncemi Elçin’e de açtım ve onu grubun bas gitaristi olarak davet ettim. Daha sonra şimdiki kadromuzda yer alan diğer müzisyen dostlarımızla tanıştık ve birlikte provalara başladık.
Sahnelere çıkmadan önce “Senin İçin...” ve “Sumgayıt II” adlı şarkılarımızı tekli olarak dinleyicilerle paylaştık. Yeri gelmişken, “Senin İçin...” şarkısı doğrudan İbrahim Emin’e ithaf edilmiştir.
Ardından 10 Nisan 2026 tarihinde Bakü’de, Elektra Events Hall’da “Qayıdış” (Dönüş) adlı bir konser verdik. Konserde ağırlığı eski albümlerimizdeki şarkılara verdik. Tabii ki 2 yeni şarkımızı da ilk kez canlı olarak çaldık. Muhteşem bir sevgiyle karşılandık ve şarkıları neredeyse Azerbaycan’daki tüm Yuxu severlerle tek bir ağızdan söyledik.
Geçtiğimiz mayıs ayında ise dostumuz Adil Akbay’ın davetiyle İstanbul’da iki sahne aldık. Şunu belirtmeliyim ki her bir konserden tarif edilemez bir keyif aldık. İstanbul’da aradan yıllar geçmesine rağmen seyirciler şarkılarımızı bizimle beraber ezbere okuyordu. Üstelik her yaştan insan oradaydı. Bu bizim için çok büyük bir anlam ifade ediyor. Yuxu’nun Türkiye’deki dinleyicileri arasında hâlâ büyük bir sevgiyle yaşatıldığına bir kez daha gözlerimizle şahit olduk. Bu unutulmaz anlar için Türkiye’deki tüm dostlarımıza buradan bir kez daha teşekkür etmeyi kendimize borç biliriz.
Dördüncü albüm için stüdyo çalışmalarımız hız kesmeden devam ediyor. Bu albümün de en az diğer albümlerimiz kadar sevileceğine adımız gibi eminiz. Ayrıca İbrahim’in yazdığı sözlerden bestelenen şarkılar da bu albümde yer alacak inşallah. Yani tabiri caizse bomba gibi bir albüm geliyor.
Bundan sonraki hedefimiz, Yuxu’nun adını daha da zirvelere taşımak, insanlara yeniden rüya gibi konserler vererek onlara büyük bir müzik keyfi yaşatmaktır. Hâlâ söylenecek sözümüz, söylenecek şarkımız çok. İnsanları Yuxu’suz -uykusuz/rüyasız- bırakmaya hakkımız yok desek yanlış olmaz. Rock’n’roll hâlâ yaşıyor ve İbrahim’in de ruhunun şad olduğuna tüm kalbimizle inanıyoruz.
Size çok teşekkür ederiz, yeniden görüşmek dileğiyle.
Yorum Yaz