Keman çalmaya babamın zorlamasıyla başladım

MÜZİK

Keman sanatçısı Ertuğrul Erhan: “Hasip Dede’nin Nihavend Saz Semaisi var, çok güzel bir beste. Keman çalmaya yeni başlayan öğrencilere de çaldırdığım, benim de ilk başlarda çaldığım bir eser. Onu çalabildiğimi anladığım an gönlüme bir aşk düştü. O aşk, benim kemanı elimden bir daha hiç bırakmayışıma sebep oldu.”

TRT Ankara Radyosu keman sanatçısı Ertuğrul Erhan ile kemanın ince tınılarından Türk müziğinin zengin mirasına uzanan keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Sohbet boyunca hem icracı hem de bir öğretmen gözüyle kemanın zorlu yanlarını, iyi bir dinleyicinin özelliklerini ve genç müzisyenlere yol gösterici öğütlerini Litros Sanat okurları için anlattı.

Kemanla ilk tanışmanız nasıl oldu?

Ben Elazığlıyım. Babam çok iyi bir Harput müziği dinleyicisiydi ve beni küçük yaşlardan itibaren mahallî müzik dinlemeye teşvik etti. Müziğe yönelişim aslında onun sayesinde başladı. Birgün babam elimden tutup Kültür Bakanlığı Elazığ Devlet Klasik Türk Müziği Korosu’nun şefine götürdü. Açıkçası hiç istemeyerek gittim ve mandolin kursuna yazıldım. Yaklaşık bir yıl mandolin eğitimi aldıktan sonra dokuz yaşında kemana başladım. Keman eğitimime, koronun şeflerinden rahmetli Celil Mataracı’nın rehberliğinde başladım.

Keman derslerim yaklaşık yedi yıl sürdü. Ardından Malatya Güzel Sanatlar Lisesi’ni birincilikle kazandım. Aynı dereceyle mezun olup 2007 yılında İnönü Üniversitesi Müzik Öğretmenliği Programı’na girdim. 2011’de mezun olduktan sonra 2011–2015 yılları arasında Elazığ Devlet Korosu’nda misafir keman sanatçısı olarak görev yaptım. 2015 yılında TRT’nin açtığı stajyer sanatçı sınavını kazanarak TRT Ankara Radyosu’na atandım ve o tarihten bu yana görevimi sürdürüyorum.

Kemanı nasıl tanımlarsınız?

Keman, insan sesine en yakın tınıya sahip enstrüman. Bu frekans yapısı sayesinde hem dünya müziklerinde hem de Türk müziğinde çoğu zaman “maestro” enstrüman olarak kullanılıyor. Senfoni orkestralarında konsermaister kemancıdır, bir soliste eşlik ederken de genellikle konsermaister keman olur. Bir trio’da ya da caz orkestrasında da çoğu zaman birinci enstrüman keman olarak karşımıza çıkar. Kemanın “la” sesi, dünya müziğinde referans kabul edilen 440 Hz akort sistemiyle doğrudan bağlantılıdır. 

Keman, kökeni Batı müziğine dayanan bir enstrüman. Sizce bu, Türk makam müziğindeki keman icralarını nasıl etkilemiş?

Keman Türk müziğini bence çok geliştiren bir alet. Önümüzde bunun çok güzel örnekleri var. Sadi Işılay, Cevdet Çağla ve onlardan önce Atatürk’ün döneminde çalmış Nubar Tekyay. Bu isimler Cumhuriyet dönemi kemancılarının ilk örnekleri ve hepsi Batı müziğini gayrimüslim icracılardan öğrenerek Türk müziğine uyarlayarak kendilerini çok iyi yetiştirmişler.

Cumhuriyet dönemiyle birlikte Batı müziğiyle tanışıp yetişen kemancılar, kemanı âdeta Berlin Filarmoni’de çalıyormuş gibi kullanabiliyor. Nubar Tekyay’ın icraları bunun en güzel örneği, kemanın bütün pozisyonlarını ve taksimlerini ustalıkla kullanmış. Haydar Tatlıyay ve Hakkı Derman da aynı şekilde.

Hakkı Derman, sadece iyi bir keman icracısı değil, Türk müziği fasıllarında küçük ara nağmelerle kendi bestelerini de fasıl geleneğine katmış. Bu gerçekten çok zor ve etkileyici bir şey. Bugün hâlâ o icraları çalıyoruz. Yani Batı müziğini öğrenip kemana uyarlayan bir kuşak, Cumhuriyet dönemiyle başlayan önemli bir miras bırakmış.

Ben de kendi icralarımda bu geleneği sürdürmeye çalışıyorum. Batı müziğini bilmeyen bir kemancı, kemanı sınırlı bir alanda çalarken, Batı metotlarıyla yetişmiş bir kemancı, âdeta bir senfonik sanatçı gibi Türk müziğini icra edebilir ve sınırları zorlayabilir.

Keman çileli bir enstrüman

Kemanın çok zor bir enstrüman olduğu sıkça söyleniyor. Siz bu görüşe katılıyor musunuz?

Tüm enstrümanların kendi zorluğu var tabii ki ama şöyle diyebilirim: Piyanoda tuşa bastığınızda doğru sesi elde ediyorsunuz; beyaz ve siyah tuşlar, diyez-bemol sıralamasıyla do-re-mi-fa-sol-la-si-do şeklinde net bir şekilde çıkıyor.

Keman ise çok farklı. Perdesiz ve yaylı bir enstrüman olduğu için doğru sesi yakalamak tamamen hissiyat işi ve özverili çalışmayı gerektiriyor. Öğrencilerimle ders yaparken ilk altı ay sadece yay çektiriyorum; önce sağ elimizi doğru pozisyonla kullanmayı öğreniyoruz, sonra sesleri nota değerleriyle eşleştirip la-si-do-re diye parmak basmayı öğretiyorum. Bu süreç yaklaşık iki yıl sürüyor. Çünkü keman gerçekten çileli bir enstrüman, bir parmağınızı oynatsanız bile yanlış ses çıkabiliyor.

Keman çok fazla nüanslı ve uzun soluklu çalışma gerektiriyor. Ben erken yaşta başladım ve doğru bir hocanın elinde yetiştiğim için çok şanslıyım. Bu geleneği yakaladım diyebilirim; hem Türk müziği açısından hem de hocam, İTÜ’nün ilk mezunlarından olan Cevdet Çağla Bey sayesinde.

Keman sizin için ne ifade ediyor?

Keman çalmak benim hayatımda gerçek bir yaşam biçimi oldu. Şöyle ki, isteksiz başladım, babamın zoruyla, en başta da ifade ettim. Fakat Hasip Dede’nin Nihavend Saz Semaisi var, çok güzel bir beste. Keman çalmaya yeni başlayan öğrencilere de çaldırdığım, benim de ilk başlarda çaldığım bir eser. Onu çalabildiğimi anladığım an gönlüme bir aşk düştü. O aşk, benim kemanı elimden bir daha hiç bırakmayışıma sebep oldu.

9 yaşımdan beri kemanı elimden hiç bırakmamaya çalışıyorum ve enstrümanımı elime almadığım günler rahatsız hissediyorum. Yani bu Cenabı Hakk’ın bir tecellisi bence, bize vermiş olduğu bir emanet. Bunu inşallah Rabbim nasip eder, isteyen yeni gençlere de emanet bırakabiliriz. Çünkü hepimiz emanetçiyiz aslında.



Sizin icra etmekten keyif aldığınız besteciler hangileri?

Ben Tanburi Cemil Bey hayranıyım, onun eserlerini icra ettiğimde kendimi âdeta o dönemde yaşıyormuş gibi hissederim. Sözlü eserli icracılardan ise Selahattin Pınar ve Sadettin Kaynak âşığıyım. Bu iki ismin bende çok özel bir yeri var. Onların eserlerine kendimi çok ait hissediyorum, icra etmek bana büyük keyif veriyor.

Batı müziğinden de Brahms’ı severim onun eserlerini dinlemek beni başka bir boyuta götürür. Madrigal türünü dinlemeyi çok severim, Viyana Senfoni Orkestrası’nın konserlerini takip etmeye çalışıyorum. Caz da dinliyorum, bunları söyleyebilirim.

Günümüzde keman eğitimine olan ilgiyi nasıl görüyorsunuz?

Birçok şehirde artık Türk Müziği Konservatuvarı bölümü var. Ben Van’dan, Malatya’dan, Kırıkkale’den, Kayseri’den ve daha pek çok şehirden mesajlar alıyorum. Yani bu iş gerçekten iyi noktalara geldi. Gençlik, bizim çoğu zaman görmediğimiz, az bildiğimiz bir potansiyele sahip. Çok hevesli, istekli, araştırmayı seven ve ne yaptığının farkında olan yeni nesil gençler var. Mesela bir eserin notasını ısrarla isteyen bir çocuk vardı benden. Mahur Saz Semaisi’nin notalarını istemiş, ben görmemişim, iki-üç kez yazmış ve çok duygulandıran bir mesaj bırakmıştı. Yani bu iş devam ediyor, yeter ki bilinçli ellerle, doğru bir eğitimle sürsün. En önemlisi bu bizim için.

Keman öğrenen, müzik eğitimi alan gençlere neler söylemek istersiniz?

Keman çalmayı öğrenirken usta-çırak ilişkisini çok önemsemeliler, bolca eski kayıtları dinleyip onları çalabilmeye gayret etmeliler. İyi bir dinleyici olmalılar. Teknoloji sayesinde mesela Tanburi Cemil’in taksimlerini yavaşlatıp birebir çalabiliyoruz ve onun icrasını taklit edebiliyoruz. Söylemek istediğim, ecdadımız bize çok büyük bir miras bırakmış ve bu mirası doğru bir şekilde geleceğe, yarınlara aktarmalıyız.

Dinlemek de çalmak kadar önemli

İyi bir dinleyici nasıl olunur?

İyi bir dinleyici olmak, enstrümanı iyi çalmak kadar kıymetli bence. Önce dinlemeye başlamak, sonra dinlediğiniz müziğin ne olduğunu anlamak gerekiyor. Diyelim ki Türk müziği dinliyorsunuz; Selahattin Pınar’ı dinlediğinizde, Cumhuriyet’in ilk yılları, savaştan çıkmış bir Türkiye ve Selahattin Pınar’ın Afife Jale ile aşkının ızdırabı gözünüzün önüne geliyor. Başta bir Türk müziği bestesi olarak algıladığınız eser, sözleri ve makamsal yapısıyla, perde perde analiz ettikçe size katman katman yorumlama olanağı sağlıyor. İyi bir dinleyici, eserin ruhuna dahil olup makama, bestekara ve enstrümanlara hakim olabilen kişidir. Bu yüzden okullarda dinlemek de çalmak kadar önemli olmalı, her öğrenci mezun olurken ne dinlediğini anlayabilmeli.

Yorum Yaz