Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
İstanbul’un sanat haritası, Karaköy’ün tarihi dokusunda, Fransız Geçidi’nin karakteristik atmosferinde yükselen yeni bir durakla zenginleşti: Black Light Gallery. Güncel sanat ekosistemindeki hız, dolaşım ve piyasa baskısının yarattığı gürültüye karşı "bilinçli bir yavaşlık" önerisiyle yola çıkan galeri, yerleşik kabullerin sınırlarını sorgulayan bir ilişki biçimi geliştiriyor. Batı merkezli anlatıların ve kolonyal bakışın belirleyiciliğini geri plana iten bu bağımsız durak, ilk sergisi “Gelenek: In Progress” ile kapılarını aralıyor.
17 Ocak – 28 Şubat 2026 tarihleri arasında yoğun bir ziyaretçi katılımı ile kapılarını açan galerinin ilk sergisinin küratörlüğünü Hale Albayrak üstlendi. Sergi, 16 sanatçının eserlerini bir araya getirdi. Zeynep Akman, Dilara Altınkepçe Arslan, Fatmanur Arslan, Azra Çelik, Feyza Çoban, Çağrı Dizdar, İsra Doğan, Gülbahar Gümüşten Çelik, Şule Güzeller, Mehmet İşcan, Bengisu Kaya, Damla Moğulkoç, Seda Özdemir, Selçuk Pol, Behice Uçar ve Merve Zeybek’in üretimleri üzerinden "tamamlanmış" ya da "saf" bir gelenek fikrinin imkânını sorguladı. Geleneksel sanatları tarihsel, kültürel ve toplumsal koşullar içinde sürekli yeniden şekillenen canlı bir pratik olarak ele alan bu seçki, Doğu geleneksel sanatlarını oryantalist birer durak veya tarihî kalıntı olarak konumlandıran Avrupa merkezli sanat tarihi anlatısına güçlü bir itiraz geliştirdi.
Bu itirazın en zarif örneklerinden biri olan MANTİS, bir yazma eser sayfasının alışıldık hiyerarşisini altüst ederek bizi sessiz bir dilin anatomisine davet ediyor. Uzaktan bakıldığında nizami bir metin izlenimi veren yüzey, izleyici yaklaştıkça yerini harflerin değil, yaklaşık yirmi farklı hareketle kurgulanmış peygamber develerinin hüküm sürdüğü bir sayfaya bırakıyor. Sanatçı, peygamber devesi figürlerini bir dilin yapı taşları olan harflerin yerine ikame ederken, belirli bir ses temsil etmeyen bu imgeler üzerinden dil sistemlerinin ontolojisine bir düşünme alanı açıyor. Peygamber devesinin doğasındaki sükunet ve yavaşlık; zamanla, durmakla ve beklemekle kurulan ilişkinin görsel bir tezahürü olarak noktaların yerini alan "durak" görevini üstleniyor.
Serginin toplumsal eleştiri katmanını ise KARNAVAL sırtlanıyor. Osmanlı dönemi surnamelerinden ve Haliç’in sefa kayıklarından ilhamla oluşturulan bu kompozisyon, toplumsal sınırların geçici olarak askıya alındığı şenlik alanlarını referans alıyor ve güncel ve modernize figürler ile ele alıyor . Geçmişte bazı kültürlerin eğlence anlatısı olan maskeli karnavallar, bugünün dünyasında yerini her ortamda farklı bir kişiliğe bürünme zorunluluğuna bırakmış durumda. Sanatçı, ortak bir zemin inşa edilmeden çözülen sınırların yarattığı bu "bitmeyen karnavalı", artık bir özgürleşme alanı değil, çağımızın yeni bir stres kaynağı olarak betimliyor.
Gelenekselin manevi derinliğiyle izleyiciyi en çıplak haliyle yüzleştiren ve benimde anlam derinliği bakımından en beğendiğim eser ise şüphesiz HİÇ. Tasavvufi düşüncede hiçliği kabullenmek ve bu idrake ulaşmak "İnsan-ı Kamil" olma yolundaki en temel adım. Sanatçı, bu eserde "hiç" kelimesini harf gövdelerinden tamamen arındırarak sadece harf noktalarını kullanıyor. Siyah arka planın sunduğu sonsuzluk hissi, eserin camındaki yansımayla birleştiğinde izleyiciyi sarsıcı bir deneyime dahil ediyor; ziyaretçi, hiçliğin noktaları arasında kendi yansımasını görerek bu manevi eksikliği tamamlama sürecine ortak oluyor. Parlak siyah çerçevenin yarattığı gotik atmosfer, bu içsel sorgulamayı estetik bir tezatla taçlandırıyor.
EMPATİ ise felsefi bir kazı çalışması yaparak Platon’un mağara alegorisini Orta Asya mağara imgeleriyle birleştiriyor. Hakikatin yerine geçen temsilleri üreten "gölgecileri" sadece bir aldatma düzeni olarak değil, zihnin bilinmeyeni anlamlandırma çabası olarak okuyan eser; mağaradaki asıl meselenin gölgeleri yok etmek değil, onların neyi temsil ettiğini ayırt edebilecek bir bilinç açıklığına erişmek olduğunu vurguluyor. Sanatçı, felsefe tarihinin tekelini Antik Yunan’dan alarak daha geniş bir coğrafyaya yayıyor ve bilgi sistemlerinin kökenine dair alternatif bir alan açıyor.
Kozmik bir masalın kapılarını aralayan KİMSE BILMEZ, Ömer Hayyam’ın "Bu yıldızlı gökler ne zaman başladı dönmeye?" sorusunu sırlı bir yüzeyin ardına ele alıyor. İnsanlaştırılmış gezegen maskları evrenin dilsiz tanıkları olarak belirirken, Orta Çağ İslam sanatının stilize burçları ve Türk-Asya mitolojisindeki ejder çifti, bu kozmik dengeyi köklere bağlıyor.
Öte yandan GÖZ KUŞ AKREP serisi, doğumu, düğünü ve ölümü Anadolu’nun kültürel hafızası üzerinden nakışlıyor. El nakışı ve tel kırma teknikleriyle üretilen dairesel formlar; yaşamın döngüselliğini, farkındalığı ve özgürleşmeyi temsil ederek izleyiciyi kendi yaşam eşiklerini sorgulamaya çağırıyor.
Serginin güncel ironisini ise dijital çağın evrensel dili ASDFGHASDFGHASDFGHASDFG tamamlıyor. Q klavyede tesadüfen bir araya gelen harflerin oluşturduğu "random gülüş", hat sanatının disiplinli estetiğiyle yeniden kurgulanıyor. Bu tasarım, dijital dünyanın en kontrolsüz eylemini geleneksel bir formda dondurarak tesadüfün kendi başına bir estetik değer taşıyıp taşımayacağı sorusunu soruyor.
Black Light Gallery, "Gelenek: In Progress" ile geleneği geçmişe gömülmüş bir nostalji olmaktan çıkarıp, bugünün sorularına açık duran, çoğul ve dönüşmeye hazır bağımsız bir durak olarak konumlandırıyor. Günümüz sanatının dayatılan kodlarına karşı geleneği temel alan ve fakat yenilik ile yeniden yorumlama deneyimi yaşayan bir sergi oluyor. Üstelik hem yeni sanatçılara alan açarken hem de kavramsal derinliği ile sessiz ve yavaş bir itiraz niteliğinde.
Yorum Yaz