Müziği düşünen besteci: Yalçın Tura

MÜZİK KÜLTÜR SANAT

Geleneksel makamlardan çağdaş müziğe uzanan üretimiyle çağdaş Türk müziğinin en özgün isimlerinden biri olan Prof. Yalçın Tura, yalnızca besteleriyle değil, müziği düşünceyle buluşturan çalışmalarıyla da öne çıkıyor. 2025 Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri’nde Müzik alanında ödüle layık görülen Tura, 92 yaşında hâlâ üretmeye devam ediyor. 

Geleneksel makamlardan halk müziğine, cazdan senfonik müziğe ve çağdaş yapıtlardan çocuk şarkılarına uzanan oldukça geniş bir yelpazede eserler üretmiş öncü bir besteci, tarihle günümüz arasında köprüler kuran bir müzik felsefecisi ve müzikoloji alanında önemli bilimsel çalışmalar gerçekleştiren bir müzik araştırmacısı… İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuarı Müzikoloji Bölümü’nün kurucusu ve 1998–2001 yılları arasında İTÜ TMDK Müdürlüğü görevini üstlenen Prof. Yalçın Tura, çağdaş Türk müziğinin en özgün ve çok yönlü isimlerinden biri olarak anılıyor. Bestelediği eserlerle müzik tarihimizde kalıcı bir yer edinen Tura, geçtiğimiz haftalarda 2025 Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri’nde Müzik alanında ödüle layık görüldü. Bu ödül vesilesiyle bir kez daha müzik ve sanat dünyamızdaki önemi vurgulanan Tura’nın yaşam öyküsü, Türkiye’de müziğin teknik, tarih ve yenilikle nasıl iç içe geçebileceğini gösteren özel bir hikâye sunuyor.

 

İlk bestesini çocukken yaptı

Tura, 1934 yılında İstanbul’da doğdu. Mustafa Niyazi Bey ve Necile Hanım’ın üç çocuğundan en küçüğü olarak müzikle iç içe bir ailede dünyaya gelmişti. Kız Öğretmen Okulu mezunu annesi Necile Hanım ud çalarken geçmişte müzik öğretmenliği yapmış olan babası Mustafa Niyazi Bey’in ise besteleri vardı. Tura’nın “Geleneksel müziğimizin bütün esaslarını ondan öğrendim” dediği babası Mustafa Niyazi Bey, aynı zamanda Çanakkale gazisiydi. Anadolu folkloru, türkü ve masallarına hakimdi. Ailenin büyük oğlu 1942 yılında verem nedeniyle vefat etti. Evlat acısı gibi ağır bir kayıpla sarsılan Mehmet Niyazi Bey, bu acıya ancak beş sene dayanabildi. Babasının ardından henüz 13 yaşında annesiyle baş başa kaldı. Tura, erken yaşta keman ve piyano dersleri almıştı. Kayda almadığı için bugün artık hatırında olmasa da ilk eserini 5-6 yaşlarında minik bir çocukken bestelediğini söylüyor. İlkokulu birincilikle bitirmesinin ardından Galatasaray Lisesi’ni kazandı. Galatasaray Lisesi’nin kendisine hem entelektüel hem de sanat anlamında çok şey kattığını her fırsatta dile getiren Tura, ciddi anlamda ilk müzik eğitimine de lisede başladı.

 

Eseriyle Cemal Reşit Bey’in kapısında

Lise yıllarından ciddi anlamda orkestra müzikleri yazıyordu. 1952’de orkestra için bestelediği eserlerden birinin partisyonunu alıp İstanbul Radyosu’nun yolunu tuttu. İsteği o dönem İstanbul Radyosu’nda Temsil Kolu Şefi olarak görev yapan Cemal Reşit Rey’i bulmak ve ona çalışmasını göstermekti. Gittiğinde Cemal Bey koro çalışması sebebiyle müsait değildi ve görüşemedi. Ancak eserini bıraktı ve ona bir hafta sonra yeniden gelmesi söylendi. Bir hafta sonra gittiğinde nihayet Cemal Bey ile bir araya gelmişti. Cemal Bey, Tura’nın eserini piyanoda seslendirdi ve gerçek bir müzik eğitimi almadan ortaya koyduğu çalışma karşısında oldukça şaşkındı. Genç yeteneği hemen Seyfettin Asal’a yönlendirdi. Tura, bu dönemde önce Seyfettin Asal ile keman, daha sonra Demirhan Altuğ ve Cemal Reşit Rey ile teori ve armoni çalıştı. 1954’te liseyi bitirdi. Galatasaray’da okurken Fransız yazarlardan, bilhassa Jean-Paul Sartre ve Albert Camus’dan etkilenmişti. Hocalarının da yönlendirmesiyle İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nde kaydoldu. Bir yandan ustalarla müzik eğitimini sürdürürken diğer yandan 1960 yılında üniversite öğrenimini tamamladı. 

 

      

 

 

 

 

 Notalarıyla izleyicileri büyüledi

 Üniversite yıllarında filmler ve tiyatrolar için besteler yapmaya başladı. Konservatuar hocalığına kadar geçen sürede bağımsız bir sanatçı olarak pek çok esere imza attı. Nihayetinde elliyi aşkın eseriyle izleyiciyi hikâyenin büyüsüne çeken Tura; Atıf Yılmaz, Metin Erksan, Lütfi Akad, Memduh Ün ve Türkan Şoray gibi dönemin yıldız isimleriyle çalıştı. “Keşanlı Ali Destanı”, “Yılanların Öcü”, “Umutsuzlar”, “Toprak Ana”, “Taş Bebek” filmleri onun müzikleriyle hafızalara kazındı. Türkan Şoray’ın yönetmenliğini üstlendiği “Dönüş” filminde Seha Okuş’un naif sesiyle hafızalarımıza kazınan “Hasretinle Yandı Gönlüm” eseri ise Tura’yı müzik ve akademi dünyasının dışında geniş kitlelere tanıttı. Tura’nın Halid Refiğ tarafından çekilen “Aşk-ı Memnu” adlı dizi için seçilen “Kürdîlihicazkâr Saz Semâîsi” ise Kürdîlihicazkâr makamının en seçkin örneklerinden biri kabul edildi. 1976 yılında Devlet Türk Müziği Konservatuarı’nda öğretim üyesi olarak çalışmaya başladı. Bilindiği üzere konservatuar Milli Eğitim Bakanlığı’ndan önce Kültür Bakanlığı’na ardından 1982 yılında devlet konservatuarlarının Yüksek Öğretim Kurumu kapsamına alınmasıyla İstanbul Teknik Üniversitesi’ne bağlanmıştı. Bu dönemde konservatuara Enstruman Yapım, Türk Halk Oyunları, Kompozisyon ve Müzikoloji gibi yeni bölümler eklendi. Tura, beklenenin aksine Kompozisyon bölümünü değil, kendi önerisiyle kurulan Müzikoloji bölümünü tercih etti ve bölümün temellerini oluşturacak çalışmalarda bulundu. 1988 yılına gelindiğinde Müzikoloji Bölümü başkanı oldu. 19 yıl bölüm başkanlığı görevini yürüttükten sonra 1997-2001 yılları arasında dört yıl da konservatuar müdürlüğünü üstlendi. 

 

      

Türk musikisinin meselelerini ele aldı

Akademik hayatı boyunca çeşitli kongre ve sempozyumlarda sunduğu bildiri ve yazılarını 1988 yılında Türk Musikisinin Mes’eleleri isimli kitabında bir araya getirdi. Çalışma, Tura’nın bir müzikolog olarak düşünen, sorgulayan ve itiraz eden yönünü en açık biçimde ortaya koyan kitaplarından biri olarak kabul edildi. Bu kitap aracılığıyla Tura, çağdaş Türk musikisinin ve bestekârların durumunu, meselelerini ve bu meselelerin çözümü için düşüncelerini ilgililere sundu. Türk musikisinin tarihsel serüvenini romantize ederek anlatmak yerine, onu yapısal, teorik ve düşünsel sorunlarıyla ele aldı. Dimitri Kantemir’e ait kısaca “Kantemiroğlu Edvarı” diye bilinen ve Ebced notası ile yazılmış 17. yüzyıl ve öncesine ait yüzlerce eser notası ihtiva eden Kitabu İlmi’l-Mûsikî a lâ Vechi l-Hurûfât (1976, 2001) eserini günümüz Türkçesine kazandırdı. Armoni (1977), Dini Türk Musikisi, Türk Temaşa Musikisi (1988), Form Bilgisi I Çoksesli Müzik Formları (1988), Form Bilgisi II Türk Musikisi Formları (1989) ve Türk Musikisi ve Armoni (1998) çalışmalarını kaleme aldı. 

 

Opera,bale ve çocuk şarkıları besteledi

Tura, 1960 İhtilali sonrasında çıkan “Üniversite okumuş ya da okuyan kişiler askerlik görevlerini Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı köy okullarında öğretmenlik yaparak yerine getirebilir” kararıyla askerlik görevini öğretmenlik yaparak tamamladı. Konya merkezinde İstanbul yolu üzerinde mahalle arası bir ilkokula atanan Tura, hafta tatillerini Konya merkezde Ali Doğan Sinangil’in da ağabeyi olan dostu Sinan Sinangil’in evinde geçirdi. Sinangil’in küçük çocukları için Tura’ya bir çocuk şarkısı yazma teklifi üzerine ilk çocuk şarkısını besteledi. 1971 yılında TRT’nin çeşitli dallarda açtığı yarışmaya bestelediği çocuk şarkılarıyla katılarak ve ödül aldı. Geleneksel makamlardan halk müziğine, cazdan senfonik müziğe ve çağdaş yapıtlara uzanan oldukça geniş bir yelpazede eserler veren Tura’nın nispeten gölgede kalmış bir diğer önemli çeşitliliği ise operaları… Kültür Bakanlığı tarafından ısmarlanan “Karacaoğlan Operası” şimdiye dek yalnızca iki temsil gerçekleştirirken Tura tarafından yaklaşık otuz yıl önce bestelenen “Sevmek Nedir” ne yazık ki seyirciyle buluşmadı. Duayen bestecinin ayrıca Turan Oflazoğlu’nun “Fatih” librettosuna yazdığı beste ve Jean Racine tarafından yazılan “Bayazıt” eserinin kendi çevirisine hazırladığı besteyle birlikte “Türklerin Yaratılış Destanı” isimli bir de balesi bulunuyor.

 

Üretmeye devam ediyor

Tüm bu çalışmaların yanında Tura, SACEM’in (Ulusal Müzik Eserleri Meslek Birliği) İcra Komitesi üyeliği; MESAM’ın (Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliği) bilim kurulu başkanlığını yaptı, ayrıca TRT’de çeşitli zamanlarda jüri ve danışma kurulu üyeliği, Beşinci Beş Yıllık Kalkınma Planı Hazırlık Komitesi’nde de Türk Müziği başkanlığını üstlendi. Sabahat Tura ile 54 yıllık mutlu bir evliliği bulunan Tura’nın Zeynep, Ayşegül ve Hasan Niyazi isminde üç çocuğu bulunuyor. Küçük yaştan itibaren babası ile kompozisyon, armoni ve kontrpuan çalışmalarına başlayarak babası gibi müzikle iç içe bir yaşamı seçen Hasan Niyazi Tura, 2021 yılından beri İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nın 1. şef vekili olarak görev yapıyor. Bugün 92 yaşında olan Prof. Yalçın Tura, çalışmaya ve üretmeye devam ediyor. 

 

Unutulmaz Yalçın Tura bestesini dinlemek için:

KAREKOD: https://www.youtube.com/watch?v=TG-OSnu26uo 

 

Yorum Yaz