Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
Klasik Türk müziğinin güçlü yorumcularından Yaprak Sayar, "Zamansız" albümünde Dede Efendi'den Itrî'ye uzanan 17 eseri yeniden yorumluyor. Albümle ilgili Litros Sanat’a konuşan Sayar, "Hem musikimizin hem de insan sesinin zamansızlığını vurgulamak istedik” dedi.
Klasik Türk müziğinin güçlü seslerinden Yaprak Sayar, geçmişin taş plak estetiğini günümüzün dijital dünyasıyla buluşturan yeni albümü “Zamansız”ı müzikseverlerin beğenisine sundu. Pera Records etiketiyle yayınlanan ve 17 nadide eserden oluşan albüm, dinleyicileri asırlık bir müzik yolculuğuna çıkarıyor. Bahçeşehir Üniversitesi Konservatuvarı Öğretim Görevlisi ve TRT İstanbul Radyosu ses sanatçısı Sayar albümde; Hacı Arif Bey’den Dede Efendi’ye, Itrî’den Zekai Dede’ye Türk Musikisinin en önemli bestekarlarına ait klasik eserleri yorumluyor.
Dijital yayınların ardından plak formatından da hazırlanan albümde yer alan eserler şunlar: Zamansız albümünde 17 eser yer alıyor: Benzemez Kimse Sana, Bakmıyor Çeşm-i Siyah, Bi Vefa Bi Çeşm-i Bidâd, Bin Cefa Görsem Ey Sanem Senden, Uyur Daim Uyanmazdı, Şu Karşıki Dağda Bir Yeşil Çadır, Dertli Kaval, Evlerinin Önü Mersin, Dalda Çıkmış Bir Elma, Kanlar Döküyor Derdin ile, Neva Kar, Sâdeyledi Bu Gönlümü Bir Gözleri Ahu, Sevdiceğim Aşıkını Ağlatır, Plevne Marşı, Yemenimin Uçları Çıkamam Yokuşları, Yine Bir Gülnihal, Araz Üste Buz Üste.
“Zamansız" ismi albümün ruhunu çok iyi yansıtıyor. Bu ismi seçerken çıkış noktanız neydi?
“Zamansız” ismi sizin de dile getirdiğiniz gibi albümün repertuarıyla örtüşen bir isim oldu. Özellikle bu ismi tercih ettim. Hem musikimizin zamansızlığı hem de insan sesinin zamansızlığı burada vurgulamak istediğim konu. O meşhur dizelerin de dediği gibi “Baki kalan bu kubbede bir hoş sada imiş...” Bir de albümdeki eserler de 17. ve 18. yüzyıllardan bugüne yüzyıllarca mihenk taşı olmuş ve günümüze ulaşmış eserlerden oluşması da ayrıca dinleyiciye bir zamansızlık vurgusu yapmak istiyor.
Albümde tam 17 eser yer alıyor. Günümüzde hızlı tüketim odaklı single (tekli) kültürü hakimken, bu kadar zengin bir repertuvarla albüm yapma fikri nasıl oluştu? Albüm dinlenir mi kaygısı oldu mu?
Böyle bir kaygım hiçbir zaman olmadı. Zaten icra ettiğim müzik bu kaygıyla yapılabilecek bir müzik değil. Her zaman öncelikle kendi ruhumu yansıtan eserleri kaydetmeye ve sonra da arşiv niteliği taşıması arzusuyla eser seçimi yapmaya gayret ediyorum. En çok kaygı duyduğum şey sanatımızı dejenere etmeden kayıt altına almak oluyor.
Repertuvarda "Neva Kâr" gibi çok ağır klasiklerden "Plevne Marşı"na ve "Araz Üste Buz Üste" gibi Azerbaycan klasiklerine uzanan geniş bir yelpaze var. Albümdeki bu seçkiyi nasıl oluşturdunuz?
Bu seçkinin sebebi müziğimizin geniş repertuar yelpazesini bir nebze de olsa bir albümde toplamaktı. Eserleri az önce de dediğim gibi öncelikle kendi ruhumu yansıtan eserlerden oluşturmaya çalışıyorum. Çünkü icracı olarak bizlerin, seslendireceğimiz eserlerle öncelikli olarak duygu ve zihin dünyamızda bir bağ kurmadan iyi bir yorum yakalayabileceğimizi düşünmüyorum.
“Benim için şifacılar”
Hacı Arif Bey’den Dede Efendi’ye, Itrî’den Zekai Dede’ye Türk Musikisinin en önemli bestekarlarına ait klasik eserler yer alıyor. Bu isimlerin sizin müzik hayatınızdaki yeri nedir?
İsimlerini zikrettiğiniz besteciler benim için şifacılar diye adlandırdığım bir döneme denk geliyor. Bilhassa klasik dönem bestecilerimizin eser içerisinde makamı işleyişi, kullandıkları güfteler ve melodik ifadeleri ruhumu çok besliyor. Ayrıca o döneme ait eserlerin seslendirilirken icrama yansıttığım üslup, ses hakimiyetim açısından her zaman beni ileriye taşımıştır.
Bir eseri yorumlarken, onun geçmişteki büyük ustaların yorumlarının gölgesinde kalmaması için kendi özgün imzanızı nasıl atıyorsunuz?
Bu zamanla kazanılabilecek bir maharet. Çok eser meşk etmek, üstatlarımızın icralarını çokça dinlemek ve elbette ki kendi sesinizin de sınırlarını, hünerlerini teknik olarak da keşfederek mümkün olabiliyor. Kendi adıma konuşacak olursam son 3, 4 yıldır gerçekten artık tam manasıyla kendime ait bir icra stili yakaladığımı düşünüyorum.
“Hücum kayıt tekniğiyle hazırlandı”
Albümün "taş plak ruhunu" yaşattığı söyleniyor. Stüdyoda bu eski, sıcak ve organik tınıyı yakalamak için teknik olarak nasıl bir yol izlediniz?
Eser seçimleri ve icra stilleri açısından bakarsak evet tam olarak o ruhla yola çıktık. Bir de albümün kaydedilme tekniğine dikkat çekmek isterim. Eskiden taş plak kayıtları nasıl kaydediliyorsa o şekilde kaydedilmesi de o ruhu yansıtma sebeplerinden biri. Yani bir eserin kayıt anında hiçbir sebeple durmadan eser bitimine kadar müziğin akması ile oluyor. Biz buna “hücum kayıt” tekniği diyoruz. Kısacası hatasıyla sevabıyla kaydedilen her şey dinleyicimizle buluştu.
Ayrıca plak olarak sunuldu albüm. Bu fikir nasıl ortaya çıktı?
Plak fikri aslında benim kalbimden geçti çünkü az önce saydığım tüm bu detaylar bu kayıtların plak olarak basılması için tüm gereklilikleri karşılıyordu. Itri'den Dede Efendi’ye, Hacı Arif Bey'den Fehmi Tokay'a tam bir plak albümdü benim için.
“İstanbul bana ilham veriyor”
Albümden bazı şarkılara klipler geldi. Devam edecek mi?
Klipler devam edecek. Tüm eserlerin kayıt esnasında çekilmiş görüntüleri zaten bütün kliplerim. Yani o bahsettiğim hücum kaydın hikayeleri benim için.
Albüm tanıtımında eski İstanbul'un nezaket ve zarafet kültürüne vurgu yapıyorsunuz. Bu kültür sizin müziğinizi nasıl besliyor? İstanbul'un hangi yönleri bu albümün ruhuna ilham verdi?
Evet bu vurgu çok önemli bizim için. Günümüz dünyasında ve günümüz İstanbul'unda aslında unuttuğumuz o incelikler bu musikiyi her dinlediğinizde ve ben de her icra ettiğimde ruhumda bir uyanışa sebep oluyor. Zaten bu şehre âşık olmayan yoktur. Ben de onlardan biriyim ve her semtin bir başka dünyası var. Dolayısıyla bu şehirdeki havayı solumak bana her zaman ilham veriyor.
“Bu anlamda bir köprü görevi görmeliyiz”
Günümüzde genç kuşağın Türk Sanat Müziği’ne olan mesafesini nasıl değerlendiriyorsunuz? "Zamansız" albümü bu mesafeyi kapatmakta nasıl bir köprü görevi görüyor?
Çağın getirileri gereği çok normal buluyorum ama zamanla da mesafenin kapandığına hatta daha da kapanacağına inanıyorum. Bizler gibi ara kuşaktaki sanatçıların da ürettiği albümlerle onlara dinleyip faydalanabilecekleri arşivler bırakmaları gerektiğini düşünüyorum. Eski kayıtların yanı sıra yakın dönemde de tanıdıkları, belki canlı performanslarını dinledikleri sanatçıların bu noktada birer köprü olma zorunluluğu taşıdıkları kanaatindeyim. Tıpkı bizden önceki üstat ve üstadelerimiz gibi...
Dijitalleşen müzik dünyasında, geleneksel bir türü icra etmenin avantajları ve dezavantajları nelerdir? Dinleyici kitlenizden nasıl geri dönüşler alıyorsunuz?
Elbette ki diğer türlere göre sayısal analiz yaparsak çok geride kalıyoruz. Ancak dinleyicimize ulaşmak açısından bakarsak Münir Nurettin Selçuk'tan daha şanslı olduğumuzu düşünüyorum. Dinleyicilerimden hep güzel geri dönüşler alıyorum ve her geçen gün de verilerin artış göstermesi beni motive ediyor.
Şu an başka neler yapıyorsunuz? Yeni projeler var mı?
TRT İstanbul Radyosu'ndaki görevim devam ediyor. Aynı zamanda da Bahçeşehir Üniversitesi Konservatuvar'ında üslup ve repertuar dersi veriyorum. Önümüzdeki dönem için elbette planlarım var. Hayata geçtikçe paylaşırım mutlaka, şimdilik büyüsü bozulmasın.
“İnsan sesini taklit etmesi hoş gelmiyor kulağa”
Albümün hücum kayıt tekniğiyle kaydedildiğini söylediniz. Son yıllarda bu tarz albümlere hasret kaldık aslında. Yapay zekâ uygulamalarının çıkması ile melodiler, müzikler birbirine benzeyeme başladı. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
“Yapay zekâ müzikler”, son dönemde her yerde duyduğumuz bir müzik tarzına dönüştü. Son derece ayırt edici özellikleri var. Benim çok uzun süre dinleyebileceğim frekanslar değil. Böyle bir teknoloji çağında bu gerçeği yadsıyamayız malum ama iyi yönlerini kullanarak belki müziğimize veya kayıtlarımıza renk katabiliriz diye düşünüyorum. Ancak insan sesini taklit ediyor oluşu hiç hoş gelmiyor kulağa.
Siz albümde yapay zekâ araçlarından faydalandınız mı?
Elbette biz bu albümde hiçbir yapay zekâ programdan faydalanmadık.
Yorum Yaz