Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
“Sadece sanatçı biyografilerinin yer aldığı bir güzelleme yazmak istemedim. Koronun birçok önemi var. Devlet kurumu olarak ilk Türk müziği korosu. Bir anda ortaya çıkmış bir yapı da değil. Elli yıl önceye gelene kadar yapılan önemli çalışmalar var. Kitabın ilk iki bölümünde koronun kuruluşundan önceki süreci inceledim. 1800’lü yıllardan başlayarak değişen toplumsal yapıyı, buna bağlı olarak repertuvardaki değişimi ele almaya çalıştım.”
Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği Korosu, 2025 yılında kuruluşunun 50. yılını kutladı. Yarım asırlık bu birikimi kayıt altına almak amacıyla hazırlanan, armağan kitabı niteliği taşıyan 50. Yılında Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği Korosu, kurumun tarihini, Türk musikisinin kurumsallaşma sürecini ve klasik repertuvarın korunmasına yönelik çalışmaları bir araya getiren kapsamlı bir eser. T.C. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un sunuş yazısıyla, Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği Korosu Şefi Mehmet Güntekin’in takdimiyle yayımlanan kitap; zengin arşiv belgeleri, sanatçı biyografileri ve tarihsel değerlendirmeleriyle koronun elli yıllık hafızasını okura sunuyor.
Kitabın yazarı Hüseyin Kıyak, icracı, araştırmacı ve yazar kimliğiyle Türk musikisi üzerine önemli çalışmalar yürüten ve uzun yıllardır bu koronun bünyesinde yer alan bir isim. Hüseyin Kıyak’la bu kapsamlı eserin ortaya çıkış hikâyesini, koronun yarım asırlık birikimini, Prof. Dr. Nevzat Atlığ’ın kuruma aşıladığı vizyonu, ezbere icra geleneğinin müzikal hafızadaki yerini ve kurumun Türkiye’deki musiki hayatında üstlendiği rolü konuştuk.
Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği Korosu’nun 50. yılına armağan niteliğindeki bu kitabın hazırlanma süreci nasıl başladı?
O zamanki ismiyle “Devlet Klasik Türk Müziği Korosu”nun kuruluş kararı 15 Kasım 1975 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmıştı. 2025, kurumun 50’nci yılıydı. Biz de bir kitap hazırlamak istedik. Şefimiz Mehmet Güntekin ve sanat kurulumuz 2024-2025 sezonunun sonunda bu kitabı benim hazırlamamı istediklerini söylediler. Ben de çalışmalara başladım.
50. Yılında Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği Korosu, bir kurumun tarihini anlatmakla kalmıyor, Türk musikisinin yakın dönemine ışık tutan bir kültür tarihi çalışması niteliği taşıyor. Bu kitabı hazırlarken okura ne anlatmayı amaçladınız?
Sadece sanatçı biyografilerinin yer aldığı bir güzelleme yazmak istemedim. Koronun birçok önemi var. Devlet kurumu olarak ilk Türk müziği korosu. Bir anda ortaya çıkmış bir yapı da değil. Elli yıl önceye gelene kadar yapılan önemli çalışmalar var. Kitabın ilk iki bölümünde koronun kuruluşundan önceki süreci inceledim. 1800’lü yıllardan başlayarak değişen toplumsal yapıyı, buna bağlı olarak repertuvardaki değişimi ele almaya çalıştım. Cumhuriyet’e geçiş, radyonun kurulması, Mesud Cemil’in klasik korosu, radyodaki koroyu Mesud Cemil’den devralan Nevzat Atlığ’ın 60’lı yıllardan itibaren koronun kuruluşunu hazırlayan çalışmaları…
Kitabı hazırlarken arşiv çalışmasına özel bir önem verdiğiniz görülüyor. Bu süreçte hangi belgelerin ve bilgilerin mutlaka kayıt altına alınması gerektiğini düşündünüz?
Koronun arşivi çok iyi bir şekilde korunmuştu. Yapılan ilk sınav için başvuran sanatçı adayların dilekçelerinden konser programlarına, sanat kurulu kararlarından tutanaklara varıncaya kadar birçok belge kurumumuzda bulunuyordu. Bu elli yıllık süreçte açılan sınavlara girenler, aldıkları puanlar, çıkılan turneler, bakanlıktan koroya gelen ama reddedilen teklifler vs. birçoğuna kitapta yer vermeye çalıştım. Üzerinde titizlikle durduğum diğer bir konu da koroda yer alan sanatçıların biyografileriydi. Koronun kadrosuna girmese dahi konser programlarının arkasındaki künyede yer alan her isme biyografide yer verilmeliydi. Bir iki kişi hariç, herkesin biyografisi yer alıyor kitapta.
Koronun 1975’te kuruluşu, klasik Türk müziğinin kurumsallaşması açısından önemli bir dönüm noktası. Başta Prof. Dr. Nevzat Atlığ olmak üzere kurucu kadronun ortaya koyduğu vizyonun ve çalışma disiplininin, koronun bugüne uzanan elli yıllık serüvenini nasıl şekillendirdiğini düşünüyorsunuz?
Nevzat Atlığ, gerçekten çok özel bir isim. Nakış nakış işleyerek kurmuş koroyu. Her ayrıntıyı düşünmüş, hesap etmiş. Koronun kurulmasını ulaşılan bir amaç olarak görüp bunu yeterli bulmamış. 30’larda, 40’larda verdiğiniz konserlerde dinleyiciye ulaşmak daha kolay. İşlerin iyice değiştiği, renklendiği, farklı farklı müziklerin ortaya çıktığı 80’lerde ve 90’larda klasik repertuvarın dinleyicisini yaratan kişidir Nevzat Atlığ.
Koroya gelen bazı konser teklifleri ve görevlendirmeleri koronun sanat anlayışına uymadığı için reddedecek, “Koroyu kurduk, maaşımızı devletten alıyoruz, bakanlık ne derse yaparız,” demeyecek kadar prensipli biri Nevzat Atlığ. Birçok karşı çıkış koro arşivindeki sanat kurulu dosyalarında mevcut. Bu anlayışın büyük oranda sonraki dönemlerde de devam ettiğini söylemek mümkün.
Repertuvar konusunda da bir çizgi belirlenmiş. Koro, her eseri icra etmemiş, etmemeliydi de zaten. Nevzat Atlığ, “Subhi Ziya Özbekkan’a” diye bir çizgi koymuş. Bazı konserlerde bu çizgiyi aşıp sonraki dönem bestecilerinden de bir iki eser icra ettirdiği olmuş. Bu çok yerinde bir karar. İki sebebi var: Birincisi solistler için eser bestelenmesi 20’nci yüzyılda gerçekleşiyor. Daha önceki klasik eserler, icranın toplu olarak yapıldığı dönemlere ait. Koronun da eski eserleri okuması yerinde bir tutum. Sonraki eserler daha çok solistler için bestelenmiş, koro ile icra edildiğinde değeri ortaya çıkmayabiliyor. Diğer sebep de şu: Sonraki dönemde bestelenen eserleri icra edecek birçok kurum var: TRT içindeki sanatçılar ve gruplar, diğer korolar… Ama örneğin Zaharya’nın Hümayun Bestesi’ni, Dede Efendi’nin Buselik Kârı’nı okuyacak çok fazla müzik grubu yok.

Yarım asırlık geçmişiyle Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği Korosu, sizce Türkiye’nin kültür ve musiki hayatında nasıl bir rol üstleniyor?
Koronun en önemli misyonu, Türk müziğinin kadim eserlerini seslendirmek. Hacı Sadullah Ağa’nın, Tab’i Mustafa Efendi’nin, Dede Efendi’nin, Zekâi Dede’nin eserlerini icra edecek çok fazla kurum yok. 40’larda 50’lerde Mesud Cemil’in radyoda kurduğu Klasik Koro vardı. Sonra bu koroyu Nevzad Atlığ devraldı. 50’lerden 70’lerin sonlarına kadar Münir Nureddin yönetimindeki İstanbul Belediye Konservatuvarı Türk Müziği İcra Heyeti bu misyonu sürdürdü. İcra Heyeti, yaklaşık 30 yılda çok önemli eserler seslendirdi. Konser programlarının tamamına yakını elimde, gerçekten İcra Heyeti’nin klasik repertuvardaki önemi dikkat çekici. Nevzat Atlığ’ın kurduğu Devlet Korosu’nun repertuvarı klasik eserlerden oluşuyordu fakat üstte andığım radyo Klasik Korosu’ndan ve İcra Heyeti’nden en önemli farkı eserlerin ezbere icra edilmesiydi. Bu, çok önemli bir mesele ve yalnızca koromuzda uygulanmaya devam ediyor.
Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği Korosu’nun en önemli özelliklerinden biri de eserlerin ezbere icra edilmesi. Bir eserin ezbere ya da notadan icra edilmesi arasında nasıl farklar var?
Nota bizim müziğimizde çok yeni, şunun şurasında 150 yıllık bir mesele. Hafızanın önemli olduğu bir kültür dairesinin müziği bu. Repertuvar da “meşk” adı verilen, eserlerin bir hocadan ezber yoluyla öğrenildiği sistemle aktarılıyor. Besteciler de nota kullanmıyor, icracılar da. Bazı bireysel çabalar olmuş ama yaygınlaşmamış. Sonra Batılılaşma, değişim, modernleşme derken 19’uncu yüzyılda önce Hamparsum notası, sonra da Batı grafik notası yaygınlaşmaya başlıyor. 1900’lerin başlarından itibaren müzik öğretiminin önce Darülelhan, sonra İstanbul Belediye Konservatuvarı’nda örgünleşmesiyle nota en önemli öğretim aracı oluyor. Sonra hemen her müzik topluluğunda nota ile icra yapılıyor. Nota, müziğin vazgeçilemez bir unsuru oluyor. İşin ilginç tarafı da şu: Nota, Avrupa müziğinde çok daha eskiden var olan bir araç. Ama birçok çoksesli müzik konserinde solistler eserleri ezbere icra eder. Bizim gibi notaya çok sonradan geçen bir müziğin temsilcileri ise notasız hiçbir şey yapamaz hâle gelmişiz. Bir konçertonun uzunluğu ile saz semaisinin süresi de ölçülemez. Bizde birçok eser iki sayfa, dört dakikadır.
Nevzat Atlığ’ın koroyu kurarken eserlerin ezbere okunmasını önemli bir ilke olarak getirmesi dikkat çekici. Eserin okuyucular tarafından hazmedilmesini ve tüm dikkatin şefte olmasını istemişti Nevzat Hoca. Gelenekte şef yoktu ama eserlerin hafızadan icrası bakımından geleneksel bir yöntemdi bu. Bence çok da isabetliydi. Ezberlemeden o eser sizin olmaz. Bugün notaya bakmadan şarkı söyleyebilen solist de topluluk da çok çok az. Bunun en önemli sebebi de tembellik.
Koroda farklı kuşaklardan sanatçılar bir arada bulunuyor. Kuşaklararası etkileşim, icra anlayışına ve müzikal yoruma nasıl yansıyor?
Bugün koroda Nevzat Atlığ şefliğinde şarkı söylemiş, saz çalmış çok az kişi kaldı. Birçoğumuz sonraki kuşağa mensubuz. Kulaklarımız daha kirli. Bizden sonra gelenlerin daha da kirli. Çünkü her geçen gün başka başka şeyler duyuyoruz. Böyle oldukça üslup birliği kayboluyor. 1950’lerin radyo kayıtlarına bakın, en vasat solistin de en iyi solistin de belli bir üslubu var; şarkı söyleme, saz çalma tarzları birbirlerinden çok farklı değil. Çünkü duydukları müzik aynı. Çok büyük bir renklilik yok. Ama bugün çok çok farklı üsluplar var. Koroda herkes kendi üslubunu bir yana bırakarak birlikte çalıp söylemeye çalışıyor. Zaten koroya alınan sanatçı adaylarında müzikal yetenek, güzel ses, sazındaki teknik maharet dışında aranan en önemli nitelik üslup.
İcracı, araştırmacı ve yazar kimliklerinizi birlikte sürdürüyorsunuz. Üretmeye devam etmenizi sağlayan motivasyon kaynağınız nedir?
Motivasyonumun tek bir kaynağı var: Tutkum. Ben müziği bir iş olarak görmüyorum, çalışmak gibi de gelmiyor bana. Öncelikle merakımı tatmin ediyorum, çok sevdiğim bir şeyle uğraşıyorum. Merakım arttıkça yaptığım iş de renkleniyor. Yalnızca koroda şarkı söylemek yetmiyor bana. Tüm hayatımın içinde müzik.
Müziğin kültürüyle de uğraşmaya merakımın yönlendirmesiyle başladım. Bir şarkı söylerken sözlerini merak ettim, acaba şair de bunu böyle mi yazmış deyip onun şiir kitabına bakmak istedim. Yahut Dede Efendi nasıl bir hayat yaşamış merakıyla Rauf Yekta’nın yazdıklarını okudum. Böyle böyle kültürüm gelişti ve birçok başka şey yapılabileceğini gördüm. Dolayısıyla da çalışma alanım genişledi.
Klasik Türk Müziği dinleyicilerine ve bu geleneği yakından takip edenlere neler söylemek istersiniz?
Bu müzik, önemli bir kültür unsuru. Bugün yaşadığımızdan bambaşka bir hayatın ürünü. Dede Efendi’nin ferahfeza takımını bu müziğe aşina olmayan birine dinletsek ona pek bir şey ifade etmeyebilir. Ama birazcık o müziğin ortaya çıktığı iklim hakkında bilgi sahibi olup, eserlerin sözlerini anlayabilirse daha da yakınlık kurar. Yalnızca müzik zevki değil bu, bir kültürel sorumluluk. İlgilendiğimiz alanlar arttıkça, bilgi sahibi olduğumuz şeyler çoğaldıkça dünyamız da vizyonumuz da gelişir. Bu müziğe biraz da böyle bakmak lazım.
Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği Korosu, 1975 yılında Prof. Dr. Nevzat Atlığ öncülüğünde kurulmuştur. Türk musikisi geleneğini akademik disiplinle birleştiren koro, kuruluşundan bu yana klasik repertuvarın korunması ve icrası üzerine çalışmalarını sürdürmektedir.
Koro, klasik Türk musikisi eserlerini özgün icra üslubuna sadık kalarak yaşatmayı amaçlıyor. Repertuvar çalışmaları, arşiv araştırmaları ve geleneksel meşk sistemiyle ezbere icra anlayışı kurumun temelini oluşturuyor.
Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği Korosu’nda şeflik görevini günümüzde Mehmet Güntekin yürütmektedir. Güntekin, koronun konser ve repertuvar çalışmalarını yönlendirmektedir. 50. Yılında Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Musikisi adlı çalışma, Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği Korosu’nun yarım asırlık birikimini tarihsel, sanatsal ve kurumsal yönleriyle ele almaktadır.
Yorum Yaz