Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
İstanbul’un yaz sanat takvimi, sergiden sinemaya, konserlerden tiyatroya uzanan yoğun bir akışla kenti adeta yaşayan bir sahneye dönüştürüyor. Yoko Ono’nun Sakıp Sabancı Müzesi’ndeki “İçses ve İçyapı” sergisi izleyiciyi katılıma davet ederken, Salt Beyoğlu’ndaki ekoloji odaklı film programı sinemayı doğayla birlikte düşünen deneysel bir alana açıyor; Yapı Kredi Müzesi’ndeki “Islık Çalan Hafıza” ise geçmişi sabit bir anlatı olmaktan çıkarıp yeniden kurulan bir hafıza biçimi olarak ele alıyor.
Kentte ritim bununla da sınırlı kalmıyor; AKM sahnesinde Arooj Aftab’ın şiirsel caz-folk evreni ile Latin Amerika klasiklerinin tutkulu ezgileri yan yana gelirken, koro festivali ve SinemADA Film Festivali İstanbul’u bir gün çok sesli bir müzik alanına, ertesi gün açık hava sinema deneyimine dönüştürüyor. Moda Sahnesi’nin “Şirreti Evcilleştirmek” yorumu ise Shakespeare’i kimlik ve rol oyunları üzerinden bugüne taşıyarak bu yoğun kültür hattına teatral bir katman daha ekliyor.
Yoko Ono’nun Düşünce Evreni İstanbul’da
Çağdaş sanatın en etkili isimlerinden Yoko Ono’nun üretim pratiğini geniş bir perspektifle ele alan “İçses ve İçyapı” sergisi, Sakıp Sabancı Müzesi’nde sanatseverlerle buluşuyor. Sanatçının yetmiş yılı aşkın üretim sürecinden seçilen eserleri bir araya getiren sergi, ziyaretçileri yalnızca eserleri izlemeye değil, onların bir parçası olmaya da davet ediyor. Müzenin farklı mekânlarına yayılan seçki, Ono’nun sanat anlayışının merkezinde yer alan hayal gücü, katılım ve birlikte düşünme kavramlarını öne çıkarıyor.
Sergide, sanatçının erken dönem kavramsal çalışmalarından performans ve enstalasyonlarına uzanan geniş bir üretim yelpazesi yer alıyor. “İçses” ve “İçyapı” kavramları etrafında şekillenen sergi, bireyin iç dünyası ile dış gerçeklik arasındaki ilişkiyi sorgularken, ziyaretçileri hafıza, barış ve insan ilişkileri üzerine düşünmeye çağırıyor. Yoko Ono’nun sanatındaki deneysel yaklaşımı görünür kılan sergi, sanatçının uluslararası sanat tarihindeki özgün konumuna ışık tutan kapsamlı bir buluşma niteliği taşıyor.
Doğanın İzinde Deneysel Bir Program
Salt Beyoğlu, 4-15 Temmuz tarihleri arasında sinema ile ekoloji arasındaki bağları araştıran dikkat çekici bir etkinlik programına kapılarını açıyor. “Şu Gözenekli Yeryüzü” başlıklı gösterim, konuşma ve atölye dizisi; insan merkezli bakışın dışına çıkarak toprağın, suyun, bitkilerin ve farklı yaşam formlarının hikâyelerine odaklanıyor. Deneysel sinemanın olanaklarından yararlanan program, hareketli görüntünün yalnızca bir kayıt aracı değil, doğayla birlikte dönüşen canlı bir üretim alanı olduğunu vurguluyor. Farklı ülkelerden sanatçı ve araştırmacıları bir araya getiren etkinlikler, çevresel süreçlerin sanatsal üretime nasıl yansıdığına dair yeni tartışmalar açmayı hedefliyor.
Program kapsamında izleyiciler, kısa ve uzun metraj film gösterimlerinin yanı sıra sanatçı konuşmaları ve uygulamalı atölyelerle buluşacak. Organik malzemeler, doğal dönüşüm süreçleri ve insan dışındaki yaşam biçimlerinin sinemadaki temsillerini odağına alan içerikler, ekolojik düşünce ile sanat arasındaki kesişim noktalarını görünür kılıyor. Yeryüzünü durağan bir arka plan olarak değil, sürekli değişen ve diğer canlılarla ortaklaşa paylaşılan bir yaşam alanı olarak ele alan “Şu Gözenekli Yeryüzü”, güncel sanat ve deneysel sinemaya ilgi duyanlar için özgün bir keşif alanı sunuyor.
AKM’de Tutkunun İki Farklı Sesi
Atatürk Kültür Merkezi, temmuz ayında farklı müzik dünyalarını aynı çatı altında buluşturuyor. 3 Temmuz saat 20.00’de AKM Tiyatro Salonu’nda sahne alacak Grammy ödüllü Arooj Aftab, caz, folk ve Güney Asya müzik geleneklerini harmanlayan özgün repertuvarıyla dinleyicilere etkileyici bir konser deneyimi sunacak. Şiirsel anlatımı ve kendine özgü yorumu ile tanınan sanatçı, İstanbul Caz Festivali kapsamında müzikseverlerle buluşacak.
Ayın dikkat çeken bir diğer etkinliği olan “İspanyol ve Latin Amerika Klasikleri: Tutkunun Ezgisi” konserinde ise flüt sanatçısı Nihan Atalay Curti ve piyanist İsaac Friedhoff-Calvo sahneye çıkacak. İspanya ve Latin Amerika’nın zengin müzik mirasından seçilen eserleri bir araya getiren program, AKM’de dinleyicileri kültürler arasında uzanan melodik bir yolculuğa davet edecek.
Hafızanın Sesini Duymak
Bazı sergiler vardır, ziyaret ettikten sonra neden daha önce görmediğinizi sorgulatır. Yapı Kredi Müzesi’nde 5Temmuz’a kadar devam edecek olan “Islık Çalan Hafıza” sergisi de bunlardan biri. Geç keşfettiğim bu sergi, hafıza, tarih ve anlatı kavramlarını bir araya getirerek ziyaretçiyi geçmişle bugün arasında düşünsel bir yolculuğa çıkarıyor. Akram Zaatari, Hilal Can ve Michael Rakowitz’in eserlerini müzenin nümizmatik ve gölge oyunu koleksiyonlarıyla buluşturan sergi, farklı dönemlere ait hikâyelerin birbirine nasıl temas edebildiğini gösteriyor.
Küratörlüğünü Burcu Çimen’in üstlendiği sergi, tarihin yalnızca belgelerden ibaret olmadığını; sesler, imgeler ve anlatılar aracılığıyla sürekli yeniden kurulduğunu hatırlatıyor. Osman Hamdi Bey’in arşivlerinden Mezopotamya mirasına, Karagöz geleneğinden güncel sanat üretimlerine uzanan eserler, geçmişe yeni sorular yöneltirken hafızanın katmanlı yapısını görünür kılıyor. “Islık Çalan Hafıza”, tarihsel mirasa farklı bir gözle bakmak isteyenler için yılın dikkat çekici sergileri arasında yer alıyor.
İstanbul’da Yazın Ritmi Değişiyor
İstanbul’un kültür sanat takvimi temmuz ayında iki önemli festivalle hareketleniyor. İBB Kültür tarafından düzenlenen 4. Uluslararası İstanbul Koro Festivali, 9–12 Temmuz 2026 tarihleri arasında şehrin farklı tarihi ve kültürel mekânlarında gerçekleştirilecek. Toplam 48 konserin yer aldığı festival, farklı ülkelerden ve topluluklardan koroları bir araya getirerek İstanbul’u dört gün boyunca çok sesli bir müzik alanına dönüştürecek.
Koro festivalinin ardından kentte bu kez sinema perdesi açılıyor. 6. SinemADA Film Festivali, 22–26 Temmuz 2026 tarihleri arasında Adalar’da sinemaseverlerle buluşacak. İstanbul Sinema Ofisi yürütücülüğünde ve Filmkoop iş birliğiyle düzenlenen festivalde film gösterimlerinin yanı sıra söyleşiler ve atölyeler de yer alacak. Böylece İstanbul, temmuz ayı boyunca önce müziğin kolektif sesine, ardından sinemanın açık hava hikâyelerine ev sahipliği yaparak sanatın iki farklı alanını ardışık bir deneyime dönüştürüyor.
Oyun İçinde Oyun: Bir Kimlik Oyunu
Shakespeare’in klasik komedilerinden The Taming of the Shrew, Moda Sahnesi tarafından “Şirreti Evcilleştirmek” adıyla yeniden yorumlanarak 9–10 Temmuz tarihlerinde Moda Sahnesi’nde tiyatroseverlerle buluşuyor. İki perdelik ve yaklaşık 120 dakika süren oyun, Shakespeare’in Türkiye’de “Hırçın Kız” olarak bilinen eserini orijinaline daha yakın bir adlandırmayla sahneye taşıyor ve komedi türündeki yapısını koruyor.
Oyun, sarhoş hurdacı Sly’ın bir Lord tarafından kandırılmasıyla başlayan katmanlı bir hikâye üzerinden ilerliyor. Sly’ın kimlik değişimi ve bir tiyatro oyununun içine çekilmesiyle gerçek ile kurgu arasındaki sınırlar giderek bulanıklaşıyor. Lord’un şatosunda sahnelenen “Şirreti Evcilleştirmek” oyununda Sly’ın Petruccio rolüne dahil olmasıyla hikâye yeni bir boyut kazanıyor ve karakter dönüşümleri üzerinden insan doğasına dair sorular açığa çıkıyor. Yazıldığı dönemden 400 yıl sonra bile güncelliğini koruyan eser, kimlik, rol ve toplumsal beklentiler üzerine düşündüren bir sahne deneyimi sunuyor.
Yorum Yaz