Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
Ahlat Ağacı, Kuru Otlar Üstüne gibi ödüllü filmlerin ve Cihangir Cumhuriyeti dizisinin senaristi Akın Aksu, bu sayıda Litros Sanat’ın konuklarından biri… 10. Kısa’dan Hisse Kısa Film Festivali kapsamında söyleşi gerçekleştiren Akın Aksu, Merve Yılmaz Oruç’un sorularını cevapladı. Nuri Bilge Ceylan ile çalışma sürecini: “Çalışma konusunda düzenli, detaycı ve inatçı ki bu durum benim de obsesif yönümü besliyor, motive ediyor. Çünkü diğer yönden hiçbir şey düşünmemek isteyen, kaçan biriyim ve bir tutku yaratmak, bir ideale bağlanmak iyi geliyor.” diyerek anlatıyor, Aksu.
Ahlat Ağacı, Kuru Otlar Üstüne gibi ödüllü filmlerin ve Cihangir Cumhuriyeti dizisinin senaristi Akın Aksu, bu sayıda Litros Sanat’ın konuklarından biri… T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın destekleri ve Türk Telekom Tivibu ana sponsorluğunda Genç Öncüler Gençlik, Spor ve Eğitim Derneği tarafından bu yıl 10. kez düzenlenen düzenlenen Kısa'dan Hisse Kısa Film Festivali kapsamında “Senaryo Yazmak” başlıklı söyleşi gerçekleştiren Akın Aksu program sonrası Litros Sanat’a konuştu.
“Samimiyet gerçekten önemlidir”
Yazar, senarist ve oyuncu Aksu festival kapsamında katıldığı söyleşide, senaryolarını genelde karakterler üzerinden değil, bir tema üzerinden kurguladığını belirterek, "Yani seçtiğim konuyu anlatmaya değer kılan, beni etkileyen taraf nedir? Çelişki nerededir? Kendime karşı burada samimi miyim? Bu soruları düşünüyorum. Samimiyet gerçekten önemlidir. Bir işte samimiyet olmayınca olmuyor. Gerçekten bir hikâyede onu anlatma isteği ve daha önce anlatılmışlar arasından farklı önemli." şeklinde konuştu.
“Hayallerimden besleniyorum”
Yazma eyleminin bir tutku olduğunu ifade eden Aksu, bir senaryo yazarken "neden" sorusunu sormanın önemli olduğuna değindi: "Senaryoyu yazmadan önce hikâyede bir sıralama yapmanız gerekiyor. Doğrudan oturup yazmak mantıklı değil. O yüzden sürekli plan, plan, plan... Sonra planları sırayla geliştirmek gerekiyor. Notlar almak, kendimize sinopsisler yazmakla bu iş gelişiyor."
Senaryolarında hayattan ziyade hayallerinden daha çok beslendiğini dile getiren Aksu, "Senaryoda diyalogları yazarken kendi içimdeki seslerle ilerliyorum. Tabii herkesin kendine göre diyalogları yazma yolu vardır. Senaryo yazımında 'dışarıdanlık' da önemli. İçeriden görüp yazmak zordur. Ancak dışarıdan bakarak da bir şeyler yazılabilir." değerlendirmesinde bulundu.
Kısa filmler pratikliğiyle bir avantaj
Kısa’dan Hisse Kısa Film Festivali kapsamında genç sinemacılarla “Senaryo Yazmak” üzerine sohbet ettiniz ve tecrübelerinizi paylaştınız… Nasıl geçti?
Evet güzel bir program oldu, oldukça verimliydi. Moderatörlerden katılımcılara kadar herkesin enerjisi iyiydi ve samimi paylaşımlar olduğunu düşünüyorum. Ne kadar çok genç ve yetenekli insanlar var, umarım herkes hayalindeki anlatıyı, senaryoyu yazar ve bunu bir film olarak görür.
Kısa filmlerin sinema için nasıl bir önemi var sizce?
Dünyada tüm kategorilerde çok iyi işler, anlatılar üretiliyor. Kısa, orta ya da uzun metraj, belgesel ve deneysel türde inanılmaz bir üretim göze çarpıyor. Bir yandan kültürel alanda büyük bir enflasyon söz konusu ve buna rağmen üretimlerin sürmesi olumlu. Kısa filmler, uzun metraj yapımların sürecine nazaran pratikliğiyle bir avantaj bence. Bunun yanında deneysellik ve yeni biçimlerde çalışmalar üretmek açısından da kolaylıklar yaratıyor.
Yazmak bazen iyi bazen anlamsız
Yazmak size nasıl hissettiriyor?
Bazen iyi, bazen anlamsız, bunun mutlak bir tanımı söz konusu değil bence. Gerçekten kaçmak, bir boyut aramak, kurgu ihtiyacı ile gerçeği yorumlama veya estetize etme isteği olabilir. Belki konuşma isteğimiz, iletişim alışkanlığımız ile yazma isteği benzeşiyordur. Çok ayrı bir boyut olduğunu düşünmedim veya hissetmedim.
Nuri Bilge beni çok iyi anlıyor
Ahlat Ağacı filmi Türk sineması adına çok kıymetli bir eser. Ve senaristlerinden biri sizsiniz. Ve sizin hikayenizi de izledi aslında seyirci… Ne kadarı sizin hikayenizdi?
Süreç oldukça zevkliydi. Açıkçası yakınlıklar, benzerlikler ya da farklılıklar arama ihtiyacı hissetmiyorum. Bence durumun bu yönde sökümü yapılması olası değil. Elbette Nuri Bilge Ceylan ile yabancılık ve aidiyetsizlik hissimiz birçok yönden benzeşiyor ve beni birçok yönden iyi tanıyor, anlıyor ve anlatıyor… Ama senaryo süreci kendi bakışı ve duygularından uzak değildir ve süreç boyunca senaristler olarak kurgularımız söz konusu oluyor.
Nuri Bilge Ceylan ile çalışmak nasıldı?
Bizim konuşmadan anlaşabildiğimiz, zihinlerimizin birbirini okuduğu bir alan vardı ve bu da rahatlık sağlıyor, gereksiz kelimeler sarf etmekten bizi koruyordu. Böylece bir olayın yorumu ve duygusunu ileri aşamalardan ele alabiliyoruz sanki. Çalışma konusunda düzenli, detaycı ve inatçı ki bu durum benim de obsesif yönümü besliyor, motive ediyor. Çünkü diğer yönden hiçbir şey düşünmemek isteyen, kaçan biriyim ve bir tutku yaratmak, bir ideale bağlanmak iyi geliyor. Belki de insana en iyi gelen şey budur.
Teklif aldım ama kabul etmedim
O filmde bir de rolünüz vardı. Oyunculuk deneyimi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Oyunculuk zevkli ve çılgınca bir iş ama bana yarar mı bilmiyorum… Sonrasında farklı bir deneyimim olmadı. Birkaç defa teklif alsam da olumlu bakmadım. Çünkü öyle bir eğitimim yok ve sanırım istemediğim ve içselleştiremediğim metinleri ezberlemek gibi bir alışkanlığım ve becerim de bulunmuyor.
Yazım süreci zevkliydi
Peki Kuru Otlar Üstüne nasıl doğdu ve gerçekleşti?
Erzincan’dan dönmeden önce mutlaka bir metin yazmak istiyordum ama süre kısaydı, çünkü üç yıl orada kalacaktım. Orada yaşadıkça sürekli gezdim, kırları, köyleri, evleri ve dağları… Daha önce Ankara’dan geriye diye tabir edilen bölgeye gitmemiştim ama gittiğimde hiçbir şekilde kültürüyle, dokusuyla, sesi ve rengiyle tasavvurumdaki Anadolu’dan farklı bir yapı görmedim. Çünkü Anadolu’ya dağlarından nehirlerine, ağıtlarından deyişlerine, şiirinden hikayelerine ve müziğine kadar uzun yıllar ilgi duydum. Fakat bendeki yeni hissiyatı tam olarak neydi hissetmeye çalıştım. Bozkır, düzlük, sessizlik ve bir tür özdüşünümsellikti bu. Zaman zaman boğucu hale gelebilen fakat gerçek ve gerçek olduğu kadar şiirsel... İçe dönük ve kendi zihnine hapsolmuşluğun yarattığı iki kutuplu bir gerilim. Nuri Bilge Ceylan’ı Erzincan’a davet ettim, birkaç gün lojmanda kaldık ve bölgeyi gezdik. Sonrasında o döndü. Ben de dönmeden önce hızlıca yaşadığım ve belli oranda kurgusal olay ve düşünceler üzerinden ilerleyen bir notlar hazırlamaya başladım. İlk adımda “İşkence” başlığını verdiğim bu metni Nuri Bilge Ceylan’a gönderdim ve üzerine konuştuk. Biraz daha geliştirmem konusunda anlaştık. “İşkence” başlığını değiştirerek son haline Kuru Otlar Üstüne adını verdim. İstanbul’a döndüğümde bu metnin son halini Nuri Bilge Ceylan’a ulaştırdım ve kısa sürede okuduktan sonra dönüşü olumlu oldu. Adım adım senaryo sürecine gidildi fakat vazgeçme olanağı da söz konusuydu. Buluşmalarımızda sürekli konuştuk ve fikirlerimizi tartıştık. Zaman geçtikçe yazılmış notları kullanarak yeni bir senaryo yazmaya başladık ve hikâyeyi örme yoluna gittik. Planlamanın ardından sahneleri tartışma ve ardından da yazım süreci başladı. Yönetmenin tasarrufunda Ebru Ceylan ile birlikte uzun bir çalışma süreci oldu. Tasarım ve yazım süreci zevkliydi ve sona geldiğimizde uzun bir senaryo ortaya çıktı. Sanırım yaz ayıydı ve senaryonun son halini Çanakkale Assos’ta konuştuk ve bitirdik.
Yönetmenle biçim üzerine çokça düşündük
Cihangir Cumhuriyeti dizisi de tabii ekranlarından izleyici ile buluştu. Beğenilerin yanında bazı eleştirilerde aldı. Nasıl bir fikrin ürünü idi bu dizi?
Bir yönüyle sözü ve eleştiriyi kapsamına alan ve kendi sökümünü gerçekleştiren bir iş düşünüyordum. Dizi biraz da eski tip bir kültür insanı diyebileceğimiz Nedim adlı tatlı ve sempatik bir karakterin yalnızlığı duyumsayışı ve çevresindeki tanıdıkları, kültür endüstrisi içerisinde kimlik bulmuş veya yerini arayan fakat yıpranmış karakterlerin gündelik ilişkileri üzerinden ilerliyor. Yönetmen ile biçim üzerine çokça düşündüğümüzü hatırlıyorum. Sanırım üç dört yıl önce yazmaya başladığımda henüz dijital kanal kurulmamıştı ve kamuya açık, ücretsiz bir platform olacağı şeklinde bir bilgiye sahiptim. Açıkçası bu sebeple biraz da hayal kırıklığı içindeyim… Bugün bu dizinin ana akım biçiminde tanımlanan şiveli, konaklı, yalılı, silahlı dizilere alternatif olarak TRT 1 kanalıyla Türkiye’de herkese ulaşabilmesi için girişimlerim var. Niçin şiddeti, şiveyi, feodaliteyi yeniden üreten çıktılara alternatif olarak ifadesi ve Türkçesi temiz, duygularını açan ve aktarabilen karakterlerin yer aldığı bu dizi izlenmesin?
Şu an üzerine çalıştığınız yeni proje var mı?
Bir uyarlama üzerine çalışıyoruz, fena gitmiyor. Bunun yanında uzun zamandır hayalimde olan özellikle de üniversiteli veya yeni mezun gençlerden oluşan on senarist ile bir tema üzerine insan hikayeleri üzerine çalışmak gibi bir hayal üzerinde uğraşıyorum.
Yorum Yaz