Sahnedeki iz, perdede kalan yüzler: Altan Erkekli, Serpil Tamur

SİNEMA

Türk sinema ve tiyatrosunun iki usta ismi; sahnede, perdede ve hafızalarımızda iz bırakan Serpil Tamur ve Altan Erkekli…

Sanata adanmış yılları, güçlü duruşları ve kuşaklara ilham olan emekleriyle 6. Esenler Film Festivali’nde Onur Ödülü’ne layık görülen bu iki değerli sanatçıyı gelin bir de birlikte tanıyalım. 

Sanat, zamanın ötesine geçen bir hafıza bırakır.

Kimi isimler vardır; yalnızca rol aldıkları yapımlarla değil, duruşlarıyla, meslek ahlaklarıyla ve kuşaklara aktardıkları değerlerle bu hafızanın temel taşlarını oluştururlar. Onlardan ikisi de usta oyuncularımız Altan Erkekli ve Serpil Tamur.

6.Esenler Film Festivali, Türk sinema, tiyatro ve televizyon tarihine emekleriyle yön vermiş; sanatı insana dokunan bir anlatı olarak benimsemiş iki değerli ismi onur ödülüne layık gördü. Bu kapsamda; sahnenin ve sözün ustası Altan Erkekli ile zarafeti ve istikrarlı oyunculuğuyla hafızalarda yer eden Serpil Tamur, sanat yaşamları boyunca ortaya koydukları nitelikli üretimler ve kültürel mirasa kattıkları değer dolayısıyla onurlandırılıyor.

Ustalığın, duruşun ve sadakatin temsilcisi

Türk tiyatrosu, sineması ve televizyonunun son yarım yüz yılına tanıklık eden isimlerden biri olan Altan Erkekli, yalnızca canlandırdığı karakterlerle değil; sanata, hayata ve söze dair kurduğu güçlü bağla da kuşaklar arası bir köprü olmayı başaran usta bir sanatçı olarak anılır. Sahnedeki varlığı, kamera karşısındaki derinliği ve sesiyle yarattığı etki, onu Türk sanat hayatının en saygın figürlerinden biri hâline getirir.

1955 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Altan Erkekli’nin sanatla kurduğu ilişki, çocukluk hayallerinden bambaşka bir noktadan filizlenir. O yıllarda geleceğini bir inşaat mühendisi olarak kurmayı düşler. Ancak lise döneminde karşısına çıkan İngilizce öğretmeni, onun hayat yönünü değiştiren önemli bir kırılma yaratır. Taklit yeteneğindeki başarısı, Erkekli’yi sahneye doğru adım adım yaklaştırır. Sanat yolculuğunu Ankara Üniversitesi Tiyatro bölümünde aldığı eğitimle sağlam temeller üzerine inşa eder. Henüz öğrencilik yıllarında tiyatronun disiplinini, kolektif ruhunu ve sorumluluğunu benimser. Mesleğini hiçbir zaman yalnızca bir “oyunculuk” faaliyeti olarak görmez; tiyatroyu düşünsel, etik ve insani bir üretim alanı olarak ele alır. Tiyatro sahnesi, Altan Erkekli’nin sanat kimliğinin merkezinde yer alır.  Tiyatro sahnesinde olduğu kadar sinemada da güçlü bir iz bırakan Erkekli, özellikle “Vizontele” ve “Vizontele Tuuba” filmlerinde canlandırdığı Belediye Başkanı Nazmi karakteriyle geniş kitlelerin hafızasına kazınır. Ardından “Eşkiya”, “Babam ve Oğlum”, “Propaganda”, “GORA” ve “Av” gibi farklı tür ve dönemlere ait filmlerde yer alarak oyunculuk skalasının genişliğini ortaya koyar. Televizyon izleyicisiyle ise “Baht Oyunu”, “Bizi Hatırla”, “Yalan Dünya”, “Bir İstanbul Masalı”, “Beyaz Gelincik”, “Anlat İstanbul”, “Afili Aşk”, “Şen Yuva”
Serpil Tamur: “Bir zamanlar Çukurova”, “Kurtlar Vadisi”, “Unutma Beni”, “Bizim Aile” “Samanyolu” gibi yapımlarda buluşur. Bu dizilerde canlandırdığı karakterler, onun popüler anlatılar içinde dahi karakter derinliğinden ödün vermediğinin güçlü örnekleri olur. 

Uzun yıllar Devlet Tiyatroları bünyesinde görev alır; klasik eserlerden çağdaş metinlere uzanan geniş bir repertuarda sahneye çıkar. Farklı dönemlerin ve coğrafyaların insan hikâyelerini seyirciyle buluştururken, sahnedeki yalın ama derinlikli oyunculuğuyla dikkat çeker. Daha üniversitenin birinci sınıfındayken, başrol oyuncusunun sahneye çıkamaması üzerine oyunda başrolü üstlenerek sahneye çıkar. “Kopernikli Yüzbaşı”ndaki bu ilk büyük sahne deneyiminde sergilediği performans, onun tiyatro yolculuğunda önemli bir eşik hâline gelir. Bu oyunun ardından Türk tiyatrosunun usta isimlerinden Rutkay Aziz, Erkekli’ye mesleki yolculuğunu simgeleyen o unutulmaz cümleyi söyler: “Ankara Sanat Tiyatrosu gemisine hoş geldin.”

Bu söz, onun için yalnızca bir davet değil; tiyatro geleneğine kabulün ve taşınacak sorumluluğun ifadesi olur.

Sanatı vitrin olarak değil,  temas alanı olarak görür 

Altan Erkekli’nin tiyatrodaki birikimi, sinema ve televizyon projelerine de güçlü biçimde yansır. “Vizontele” serisinde canlandırdığı Belediye Başkanı Nazmi karakteri, Türk sinemasının hafızalara kazınan figürlerinden biri hâline gelir. Sıcaklığı, mizahı ve insani derinliğiyle geniş kitlelerin gönlünde yer edinir. Ardından rol aldığı pek çok sinema filminde, farklı toplumsal katmanlardan ve ruh hâllerinden karakterlere hayat verirken, her rolünde inandırıcılığı ve içtenliği öncelemeyi sürdürür. Televizyon dizilerinde üstlendiği rollerle de geniş bir izleyici kitlesine ulaşır. Popüler üretimlerin içinde yer alırken dahi mesleki çizgisinden ödün vermez. Onun oyunculuğu, geçici beğenilerin değil; kalıcı duyguların peşinden gider. Bu yönüyle ana akım ile nitelikli sanat arasında nadir kurulan dengeyi temsil eden isimlerden biri oluyor

Altan Erkekli’nin yalnızca oyunculuğuyla değil, sesiyle de kültürel hafızada özel bir yeri vardır. Belgesellerden animasyonlara, reklam filmlerinden şiir ve edebiyat okumalarına kadar pek çok alanda sesiyle varlık gösterir. Kelimenin ruhunu taşıyan nadir seslerden biri olarak kabul edilir; söze anlam, metne derinlik kazandıran bir anlatıcıdır. Sanata bakışını özetleyen ve sıkça alıntılanan şu söz, onun duruşunu açıkça ortaya koyar: “Sanat, insanı insana anlatma meselesidir; gerisi ayrıntıdır.” Bu yaklaşım, kariyerinin tamamına sinmiş bir anlayışı yansıtır. Rol aldığı her yapımda, canlandırdığı her karakterde insanın özüne, duygularına ve çelişkilerine dokunmayı hedefler; sanatı bir vitrin değil, bir temas alanı olarak görür.

Yıllar boyunca pek çok ödüle layık görülen Altan Erkekli, elde ettiği başarıları bireysel bir kazanım olarak değil; tiyatrodan sinemaya uzanan kolektif emeğin bir parçası olarak değerlendirir. Genç sanatçılara verdiği destek, öğrencilerle ve izleyicilerle kurduğu samimi ilişki, onun sanatçı kimliğini toplumsal bir sorumlulukla tamamlar.

6.Esenler Film Festivali kapsamında Altan Erkekli’ye verilen ödül; yalnızca uzun soluklu ve nitelikli bir kariyerin değil, aynı zamanda sanata sadakatin, söze duyulan saygının ve insani anlatının onurlandırılması anlamını taşır. O, geçmişten bugüne uzanan üretimleriyle Türk sanat hayatına kalıcı izler bırakır; her kuşağa temas eden bir anlatıcı olmayı sürdürür.

Altan Erkekli’nin sanat yolculuğu, hâlâ devam eden bir anlatıdır. Sahne ışıkları altında, kamera karşısında ya da yalnızca sesiyle… Nerede olursa olsun, anlatmaya devam eder. Çünkü onun için sanat, insanı anlamanın ve anlatmanın en sahici yoludur.

Sahnenin zarafeti ve ekranın hafızası 

Serpil Tamur’u oyunculuğunu yüksek sesle değil, derinlikle konuşan; sahnede ve ekranda varlığını incelikle hissettiren özel bir anlatıcı olarak görürüz. Onun performanslarında rol, bir gösteri değil; insan hâllerine açılan sakin ama güçlü bir kapı olarak belirir. Onun sahnedeki varlığı, yüksek sesli bir anlatıdan değil; ölçüden, sezgiden ve derinlikten beslenir. Rol yapmaktan ziyade, karakterin iç dünyasını seyirciye hissettiren bir anlatıcıdır.

1944 yılında Rodos’ta dünyaya gelen Serpil Tamur, çocukluk ve gençlik yıllarında sanatla erken yaşta temas eder. Oyunculuk eğitimini Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’nde tamamlar. Mezuniyetinin ardından Devlet Tiyatroları kadrosuna katılarak sahne yolculuğunu profesyonel anlamda sürdürmeye başlar. Bu dönem, onun tiyatroya bakışını şekillendiren temel yıllar olur.

Sahne deneyimi, Serpil Tamur’un oyunculuk dilini belirleyen en önemli etken. “Züğürt Ağa”, “Muhsin Bey”, “Bir Sonbahar Hikâyesi”, “İkili Oyunlar” gibi filmlerde yer alarak Türk sinemasının nitelikli yapımlarında iz bırakır. Sinemadaki oyunculuğu da tıpkı sahnedeki gibi abartıdan uzak, gündelik hayatın içinden gelen bir gerçeklik duygusuna yaslanır. Televizyon dizileriyle farklı kuşaklarla buluşan Tamur; “Asmalı Konak”, “Kurtlar Vadisi” ve özellikle “Bir Zamanlar Çukurova” dizisinde canlandırdığı Haminne karakteriyle izleyicinin gönlünde özel bir yer edinir. Bu karakter, onun sessiz ama etkili oyunculuk anlayışının ekran karşılığını güçlü biçimde temsil eder.

Bakışı ve duruşuyla hikayeyi tamamlıyor 

Devlet Tiyatroları bünyesinde yıllar boyunca pek çok oyunda rol alır; kimi zaman oyuncu, kimi zaman yönetmen olarak sahnede varlık gösterir. Karaktere yaklaşımında abartıdan uzak durur; metnin ritmini, sessizliğin gücünü ve sahne disiplinini önceler. Bu yaklaşım, onu meslektaşları arasında güvenilir ve saygın bir yere taşır. Bir söyleşisinde, ilk profesyonel sahne deneyiminin ardından kuliste aynaya bakıp ağladığını anlatır. Sahneye çıkmanın yalnızca alkışla değil, büyük bir sorumlulukla da ilgili olduğunu o an fark ettiğini söyler. Bu anı, Serpil Tamur’un tiyatroyu neden daima ciddiyetle ele aldığını ve sahneyi neden kutsal bir alan olarak gördüğünü anlatan güçlü bir işaret olarak hafızalarda yer eder. Sinemada da pek çok nitelikli yapımda yer alan Tamur, canlandırdığı karakterlerde gündelik hayatın içinden gelen bir gerçeklik duygusunu korur. 

Televizyon dizileriyle ise daha geniş kitlelere ulaşır. Özellikle “Bir Zamanlar Çukurova” dizisinde hayat verdiği “Haminne” karakteri, izleyicinin hafızasında sıcak, sahici ve güçlü bir figür olarak yer edinir. Popüler yapımların içinde yer alırken dahi oyunculuk anlayışından ödün vermez. Serpil Tamur’un oyunculuğu, duyguyu doğrudan sunmak yerine sezdirir. Sözü ekonomik kullanır; bakışı, duruşu ve zamanlamasıyla hikâyeyi tamamlıyor. Bu nedenle performansları hızlı tüketilen değil, zamanla derinleşen bir etki yaratır. Onu özel kılan da bu ölçülü ve kalıcı anlatım diyebiliriz. Yıllar boyunca tiyatrodan sinemaya, televizyondan yönetmenliğe uzanan üretimleriyle pek çok ödüle layık görülen Serpil Tamur, başarıyı hiçbir zaman bireysel bir vitrin olarak görmez. Sanatı, kolektif emeğin ve sahne ahlâkının bir sonucu olarak değerlendirir. Genç kuşaklara aktardığı en temel değerler ise değişmez: disiplin, saygı ve mesleğe sadakat.

6. Esenler Film Festivali kapsamında Serpil Tamur’a verilen Onur Ödülü, yalnızca uzun soluklu bir kariyerin değil; tiyatroya ve anlatıya duyulan derin bağlılığın, ölçülü oyunculuğun ve zamana direnen bir sanat anlayışının onurlandırılması. O, sessiz ama güçlü anlatımıyla Türk tiyatro ve ekran tarihine kalıcı izler bırakan nadir sanatçılardan biri olmayı sürdürmeye devam ediyor.

Helin GÜVEN
Helin GÜVEN

  Gazeteci ve editör. 4 Temmuz 2001 yılında İstanbul’da doğdu. Lisans eğitimini İstanbul Arel Üniversitesi’nde %100 başarı bursu ile tamamladı. Yeni medya ve iletişim mezunu, sektördeki ilk staj eğit ...

Yorum Yaz