"Türkiye dizileriyle dünyaya hakimiyet kuruyor"

SİNEMA Güncel

Yazan: Merve Yılmaz Oruç

5. Esenler Film Festivali kapsamında Onur Ödülü’ne layık görülen oyuncu, yönetmen ve seslendirme sanatçısı Mazlum Kiper Litros Sanat Esenler Film Festivali eki için sorularımızı yanıtladı. Ödül alacağından dolayı çok mutlu olduğunu dile getiren Kiper dizi sektörü hakkında açıklamalarda bulundu: “Türkiye dizi konusunda dünyaya hakimiyet kuruyor. Dizilerimiz birçok ülkede ilgi görüyor. Bu konuda sektör, herkes tarafından desteklenmeli. Çok iyi oyuncularımız, senaristlerimiz var.”

Altı yaşında başladı onun oyunculuk serüveni. Aslında sektörün içine doğmuş biriydi, çünkü babası Türk sineması için önemli bir isimdi. Şehir Tiyatroları oyuncusu Müfit Kiper’in oğlu olan ve hem İsveç hem de Türkiye’de önemli işlere imza atan Mazlum Kiper, 70 yıldır sahnelerde… İlk sinema filmini 1952 yılında çektiğini söyleyen Kiper; Bir Adam Yaratmak, Hamlet, Bir Yaz Gecesi Rüyası tiyatro oyunları ile döneminin en çok izlenen dizilerinden olan Kınalı Kar ve Yabancı Damat gibi birçok yapımda yer aldı. Aynı zamanda dublaj sanatçılığı yapan Kiper, dünyaca ünlü aktörler Robert de Niro, Chrstopher Lee, Jack Nıcolson, Morgan Freeman, Anthony Hopkins ve daha birçok ismin seslendirmelerini yapıyor. Oyunculuktan uzun zaman önce emekli olan usta isim seslendirme sanatçısı olarak sektöre hizmet etmeye devam ediyor. 5. Esenler Film Festivali Onur Ödülü’ne layık görülmesi vesilesiyle konuştuğumuz Kiper ile geçmişe doğru kısa bir yolculuk yaptık. 

Oyuncu olmanızda babanızın etkisi olmuş muydu?

 “Ben oyuncu olacağım, bu işi yapacağım” gibi şey dediğimi hatırlamıyorum aslında. Doğal olarak bu sektöre girdim. Babam Türk sinemasına uzun yıllar emek veren Müfit Kiper idi. Onunla çekimlere giderdim. İlk sinema filmim 1952 yılında, 6 yaşındayken çektim. Sami Ayanoğlu rejisörlüğünde yaptım. Aynı filmde kardeşim Baki Kiper ve Sami Abi’nin oğlu Bora Ayanoğlu’da vardı. Filmin adı da “Bozkurt Obası” idi. Ben o dönemin oyuncularını hep tanırım, çevremde onlar vardı. Ailecek görüşürdük. Muhsin Ertuğrul mesela benim için Muhsin Amca idi. Hatta ilk tiyatro oyunumu onun sayesinde oynadım. 1964 yılıydı sanırım. Ben de 18 yaşlarındayım. Muhsin Amca Shakespeare ile ilgili bir oyun koyacakmış sahneye ama genç oyuncu yok o zaman. Babam ile konuşmuş, “Mazlum oynar mı?” diye sormuş. Babam geldi anlattı bana ben de kabul etti. Romeo ve Juliet oyununda Romeo’nun kardeşini oynadım. Sonra babamla birlikte yine Shakespeare’ın bir oyununda oynadık. Orada haberci rolünde idim. Hatta sahnede babam bana gülmüştü, ben de kendimi tutamamış gülmeye başlamıştım. Böyle tatlı bir anımız oldu. 

Çok şanslısınız aslında. Oyunculuğunuzun daha ilk yıllarda ne kadar kıymetli isimlerle bir araya gelmişsiniz. 

 Tabii… Yine Cahide Sonku, Türk sinemasının ilk oyuncu ve ilk kadın yönetmenlerinden biri. Ben ona Cahide Hala derdim, bizim evde kalırdı. Bedia Muvahhit mesela ben çok severdim onu. Çok matrak bir kadındı. İsveç’e gitmeden evvel ki son oyunumda ise Çetin Altan’ın oyunu idi, Şaziye Moral halamı oynardı. Çok gülerdik sahnede. 

İsveç Kraliyet Akademisi’ne kabul edilen ilk Türk’üm 

Aslında burada bir kariyeriniz varmış. İsveç’e neden gittiniz? Ne zaman döndünüz?

1969 yılında gidiyorum İsveç’e… Arkadaşlarım gitmişti oraya, beni de çağırdılar.  Önemli bir karardı tabii benim için. Dediğiniz gibi burada bir kariyerim vardı. Ama ben orada da mesleğime devam ettim. İlk gittiğimde bir yıl dil eğitimi aldım. İsveççe öğrendim. Sonra tiyatro okudum. Hatta şöyle bir şey oldu. Askerdeyken izlediğim İsveç filmlerinde hayran olduğum oyuncular benim orada hocam oldu. Daha sonra okuldaki arkadaşlarla tiyatro grubu kurduk. Birkaç yıl sonrada 1973 yılı sanırım İsveç Kraliyet Akademisi Tiyatro Bölümü’ne başvurdum. Ve buraya giren ilk yabancı ve Türk benim. O dönem Türkiye’ye gelip ailemi de alacaktım İsveç’e babam trafik kazası geçirdi. 1974 yılında babamı kaybettik. Daha sonra tekrar İsveç’e döndüm. Orada çalıştım. Sonra orada dizilerde başrol oynadım. Makedonya diye bir dizi vardı hatta İsveç’te meşhur orada başrol oynadım. Güzel işler yaptım. Türkiye’ye dönmem ise şöyle oluyor. Aradan yıllar geçiyor 1985’ten sonra o dönemin şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Gencay Gürün beni Türkiye’ye davet etti. Ben de işlerimi toparlayıp Türkiye’ye döndüm. Şehir Tiyatroları’na başladım. Burada sinema, diziler yaptım. Döndüğüme pişman olmadım hiç. Güzel işler yaptım burada. 

Ama ekranlardan emekli oldunuz sanırım… Artık sizi televizyonda görmüyoruz. Neler yapıyorsunuz bu ara?

Şehir Tiyatroları’nda emeklilik yaşı 65, ben 70 yaşında emekli oldum. Dizileri daha önce kendi isteğimle bıraktım. Artık yorucu olmaya başlamıştı. Şimdi bol bol seslendirme yapıyorum. Sanıyorum son dizilerimden biri “Yabancı Damat “idi. 19 tekrar yaptı. Çok sevilen bir iş oldu. Hatta Yunanistan’a gittiğimizde yolda yürüyemezdik. Çok meşhur olmuştu o dönemde. Ben çok severek yaptım işimi. Hem tiyatro hem ekran önü konusunda İsveç, Almanya, Türkiye’de güzel yapımlarda yer aldım. 6 dilde bu işi yapan tek oyuncuyum. Bu yurt dışında haber olmuştu hatta. Bizimkiler çok önemsemez bunu… Ve tam zamanında emekli oldum bence. 

Çok yetenekli oyuncularimiz var 

Peki sektörü takip ediyor musunuz? Diziler, oyuncular hakkında ne düşünüyorsunuz?

Elbette ediyorum. İzlediğim yapımlar var. Beğendiğim erkek ve kadın oyuncular var. Kimi eleştiriliyor ama bu bizim toplumumuzda her zaman vardı. Eleştiri normal. Ama bence çok başarılı, yetenekli oyuncularımız, senaristlerimiz, rejilerimiz var. Bizim zamanımızda bu kadar oyuncu yoktu. Zaten diziler konusunda dünyada bir numarayız. Dünyanın dört bir yanında izleniyor. Amerika’dan Avrupa’ya, Arjantin’e kadar geniş bir kitle takip ediyor. Bence daha da çok desteklenmeli bu sektör. Türkiye dizi konusunda dünyaya hakimiyet kuruyor. 

Anthony Hopkins’i benim sesim ile tanıdı Türkiye

Seslendirme sanatçısı olarak sektöre devam ediyorsunuz. Ne zamandır yapıyorsunuz seslendirmeyi?

 Aslında oyunculukla aynı anda başladı. Eskiden sesler sonradan kaydedilirdi. Ben babamla giderdim, kayıt stüdyosuna. O kendini seslendirirdi. Bir gün Cahide Sonku beni gördü, “Ufak bir rol var. Seslendirme yapar mısın?” dedi bana. Daha 7,8 yaşlarındayım. Kabul ettim. Böyle ara ara küçük çocukları seslendiriyordum. 17,18 yaşımda ilk başrol seslendirmesi yaptım, yine Cahide Sonku’nun teklifi ile. Yabancı bir film. Dublaj yapıyoruz. Haftasonu seslendirdim. Pazartesi gittim filmi izledim. Öncekileri izlememiştim. Onlar küçük roller idi. Bunu merak ettim. İzleyince komik geldi. Cahide Hala’nın yanına gittim. Beni çok beğendiğini söylemişti. Sonra radyo tiyatrolarında da seslendirme yaptım. İsveç’teyken de yapıyordum. 

Sesledirme oyunculuktan ayrı bir meslek aslında. Zor mudur başka birinin sesine ses olmak? En çok kimleri seslendirmeyi seversiniz? 

 Elbette zor tarafları var. Burada da role girmen gerekiyor. İlk başlarda filmleri izler bakardım nasıl bir tavırla konuşuyorlar diye, orijinalleri izlerdim. Ama artık kimi isimleri yıllardır seslendirdiğim için bazı şeyler kolaylaştı. Biliyorum artık onların tarzlarını. Mesela Anthony Hopkins'i 20 yıla yakındır ben seslendiriyorum. Yine Morgan Freeman’i genelde ben konuşturuyorum. Ekranda görüntü oluyor, replikler benim elimde o şekilde yapıyoruz. Sesimin daha tanınır olduğuyla ilgili söylemler alıyorum. Bu güzel bir şey. Ben seslendirmeyi de büyük bir zevkle yapıyorum. Başka karakterler için arayan oluyor ama yıllardır ses olduğum isimleri bırakamıyorum. 

Son olarak oyunculuk mu, seslendirme mi diye sorsam?

Tabii ki oyunculuk daha zevkli. Çünkü orada sahneye çıkıyorsun, hareketlisin ve oynayan sensin… Bir gayret, enerji var. 

Ödüller beni duygulandırıyor

5. Esenler Film Festivali kapsamında Onur Ödülü alacaksınız. Hatırlanmak çok güzel olsa gerek. Neler söylemek istersiniz?

Öncelikle bu tarz festivallerde emeği geçen herkesi tebrik ediyorum. Gayret edip ortaya bir şey çıkarmak çok kıymetli. Sektör için de değerli. Ödüller beni duygulandırıyor. Geçtiğimiz günlerde de bir festivalde ödül aldım. Bundan yıllar önce sektöre girdiğimde böyle ödüller alacağımı düşünmezdim. Çok mutluyum…

Yorum Yaz