Son ezber bozucu

EDEBİYAT

Büyük şair İsmet Özel, klasik yaklaşımlara set çekmiş bir münevver. Ezber bozan yorumlarıyla standartları zorluyor. O yüzden eleştiriliyor. Ancak derinlikli okunduğu takdirde anlaşılabiliyor. O basit ve sıradan olana da karşı…

 

Bazı konularda veya bazı şahıslarla ilgili yazı yazmak her zaman risklidir. Düşman kazanabilirsin. Değilse de adetten olduğu üzere kaleme aldığın metin hamaset denizinin dibini boylayabilir. Hiçbir şey ifade etmez. Bir şeye tekabül etmeyen mübalağalı bir övgü ise tercih ettiğin üslup, o da tehlikeli. Çünkü gözün esastan çok şekilde kalır. Mevzunun künhüne vakıf olamazsın.

 

Kimi isimler vardır. Hakkında ne kadar, ne söyleseniz azdır. Kimileri de vardır. Siz söylemeseniz de o hakikaten vardır. -İşte tehlikeli sular; bazılarına göre abartı- Türk şiirinin yaşayan en büyük şairi İsmet Özel, 80 yıllık ömrü boyunca hakkında hem ne söylense az gelen, hiçbir şey söylenmese bile varlığı ile devirlere mühür vurmuş, vuracak olan bir isim: “Şair, komünist, Müslüman.” Poetik tutumu ile politik tutumu her zaman tutarlı olmuş bir isim. Zaten o yüzden her devrin adamı olamamış bir isim…

 

En protest şiiri “Partizan”daki “ölürsek bir partizan gibi ölmeliydik” dizesinin süreğinde yer alan “beynimde kıpkızıl bir serinlik”ten modern bir mesnevi nefesi olan “Bir Yusuf Masalı”na süren yolculuğun ana ve ara duraklarındaki hazinelere iyi bakmak gerekiyor. Kendi deyimiyle, hangi sebeplerle Marksist oldu ise aynı sebeplerle Müslüman olmuştur ve bu değerlendirmesi de ayrıca çok kıymetlidir.

 

Türklük-Müslümanlık

 

Eleştirilebilir. Özellikle “Türklük” meselesindeki yeni yaklaşım veya ezber bozucu tanım ile eleştirilebilir. Fakat onun Türklük kastıyla ortaya koyduğu yeni söylemin pekâlâ Batı karşıtlığına karşı yeni bir duruş olduğu kabul edilmelidir. Kimilerinin hamasi bir siyasi söylem olmaktan öte geçmeyen içi boş Batı karşıtlığına Özel’in bütün ezberleri ters yüz eden “Türk eşittir Müslüman” metaforu içi dolu bir yargıdır. Balkanlarda Müslüman denince akla ilk gelenin Türklük olması gibi… Etnik ve kültürel bir temele dayandırmaz bu yargısını. Yüzlerce parantez açarak tarihi örnekleriyle açıklar. Ama yine de eleştirilebilir.

 

Konuyu daha iyi kavrayabilmek için İsmet Özel’in çeşitli tarihlerde ve farklı mekânlarda yapmış olduğu konferanslarının yanı sıra 21 Ocak 2006 tarihinde Kültür Ocağı Vakfı’nda verdiği “Türklük Şuuru” konferansı, altı çizilerek okunması gereken bir metindir. İnternet ortamında vardır ve pek de mühim bir metindir.

 

Konuyla ilgili yapılmış bir de yüksek lisans çalışması vardır ki, Özel’in Türklük inadı ve ısrarının şifrelerini gözümüzün ta içine sokma sadedinde bir çabadır. Prof. Dr. Kenan Çağan’ın danışmanlığında Harun Durmuş tarafından hazırlanan “İsmet Özel İslamcılığında Türk Algısı Üzerine Bir İnceleme” başlıklı tez 2022 tarihini taşımaktadır.

 

Edebiyat ve düşünce kamusunu silkeleyen düşünceleri ve şiirleri ile İsmet Özel, hiç şüphesiz, modern zamanların -sadece ülkemiz için değil- en cins kafalarından biridir. Kitap isimlerine baktığımızda bile onun rahatı kaçmış bir ağaç olduğunu anlayabiliyoruz. Örneğin, neden ve nasıl şair olduğunu anlattığı “Waldo Sen Neden Burada Değilsin” kitabı ile… Veya şiir hakkındaki genel düşüncelerini aktardığı “Şiir Okuma Kılavuzu” eseri ile aktarır. “Neden şiir?” sorusunun cevap basittir: “Bir maliyet meselesi…” Kendini şair sananlardan olmadığını bilir ilk baştan beri ve “şair olmanın gereğine inanarak ve şiirin gereğini yerine getirmeksizin bu alanda gerçek bir çalışma yürütülemeyeceğini kabul ederek” çıkmıştır şiir yolculuğuna. Dahası şiir onun için “kimseden yardım almadan en iyi işi yapmaya elverişli tek alan”dır. Bu yüzden kendini ifade etmenin en iyi yolu olarak şiiri seçer -ki ona göre zaten, sanat kendini ifade etme isteğinden doğar.

 

İslâm’ın içinde…

 

İsmet Özel’in en belirgin ilgi alanlarından biri ve hatta ilki bu milletin kurucu metni olan “İstiklal Marşı” ve onun şairi Mehmet Akif’tir. Ömrünün son çeyrek asrının bütün verimleri kurucusu olduğu İstiklal Marşı Derneği çatısı altında gerçekleşmiştir.

 

Bir eleştiri de, İsmet Özel’in geleneksel İslamcı çizgiden farklı bir görüntü çizmesi. Bir nevi yeni içtihat kapısı araladığı ve açtığına ilişkin bir yaklaşım… Bu da yanlış, eksik, saçma bir yargı. Özel’in hiçbir sözü veya yorumu İslâm’ın ana umdelerinin dışında değil bilakis tam da merkezindedir. Bu eleştirinin merkezi, İslâm’ı sadece menkıbelere hapseden anlayıştır. O, tıpkı Mehmet Akif, Sezai Karakoç ve benzerleri gibi inanç ve medeniyet meseleleri ile ilgili düşüncelerinin temeline İslâm’ı almış ve inanç sisteminin dışındaki her şeyi reddetmiştir. Farkı ise bu farkındalığı dile getirirken içeriden ve dışarıdan yüklendiği bütün felsefi, düşünsel ve estetik bilgilere vakıf olarak yorumlarını dile getirmesidir. Bu konudaki hassasiyetini anlamak için “Üç Zor Mesele”yi bir kez daha okumakta büyük yarar var. Kitabın önsözünde zaten işin mahiyetini üç safha ile özetler. İslâm’ı kavramada üç aşamadan söz eder. Birinci aşama “İslâm’ın emin ve nehiylerinin bütün zamanlar ve bütün yerlerde geçerli olduğunu bilmek” yani tecrid, ikincisi “Allah’ın hükmünün yürüdüğünü görmek” yani tefrid, üçüncüsü ise “bütün zamanlar ve bütün yerlerde yürürlükte olan İslâm ilkeleriyle; bir an ve bir noktada gerçekleşenin bir olduğunu anlamak” yani tevhid… Bu kitapla birlikte “Zor Zamanda Konuşmak”, “Taşları Yemek Yasak”, “Bakanlar ve Görenler”, “Faydasız Yazılar”, “İrtica Elden Gidiyor”, “Surat Asmak Hakkımız”, “Tehdit Değil Teklif” kitaplarına da yazıldıkları ve yayınlandıkları dönemin sosyolojisi ile bakmak gerekir.

 

Basit ve ucuza karşı

 

Kendini kolay ele vermediği için eleştirilebilir. Çünkü zor zamanda konuşmanın bir bedeli vardır ve konuşulanları özümsemenin, hazmetmenin de bir bedeli olmalıdır. Siyaset, felsefe, kültür, dil, kulluk, özgürlük, sanat, bilim.. her ne ise, bütün bu kavramlarla ilgili fikir geliştirmek, söz söylemek, çözüm sunmak sıradan insanların harcı değildir, olmamalıdır. Basit çözümlere, ucuz reçetelere burun kıvırmasının nedeni budur. Fıtratı, hilkati ve hakikati kavramak kolay değildir. “Bakanlar ve Görenler” kitabı bu anlamda çok değerlidir. Kitapta yer alan “Etkilere Açılmak” başlıklı yazıda şöyle der: “Modern belaların etkilerine kapılmadan, İslâm’ın etkisine açılmak, yiğit kişinin başarabileceği bir iş bu. Dikkat ederseniz, Müslüman olarak şöyle yapalım böyle yapalım gibi sözler kullanmıyorum. Bilerek seçiyorum bu ifadeyi. Çünkü Müslüman olarak bizlerin bütün güç kendimizde imiş gibi dünyaya karşı bir tavır takınmamız imkânsız. Yapacağımız yapabileceğimiz şey etkilere açılmaktır. Kur’an ve Sünnet doğrultusundaki hayat görüşünün kendimizi etkilemesine imkân vermektir. Eğer bunu başarabilirsek aynı zamanda modern belaların ters etkisine de kapamış olabiliriz kendimizi. Neye meylettiğimiz, duygularımızı kime doğru eğdiğimiz önemli yani”.

 

Dergilerde, gazetelerde yayınladığı yazılarının tamamı, en az kitapları kadar sarsıcıdır. Birçok yaklaşımı sıra dışıdır. Milli Gazete’de uzun yıllar köşe yazarlığı yapmış, 27 Ağustos 1987’de “Benden Bu Kadar” başlıklı son yazısına kadar hep, “başkasının yazmadığını” veya yazamadığını, kendisi yazmadığı takdirde bildikleri ve hissettiklerinden sorumlu tutulacağı kaygısı taşıdığı için böyle bir sorumluluk üstlendiğini belirtmiştir. “Cuma Mektupları” ve “Tahrir Vazifeleri” isimli eserleri bu bağlamda yeniden okunmalıdır. Özellikle Cuma Mektupları’nın son kitabında belirgin olarak ortaya çıkan “Türklük” kavramı onu bugünkü noktaya taşımıştır. İşte bu noktada başlamıştır tartışmalar; “İsmet Özel, İslâmcı yayınlardan uzaklaştı Türkçü oldu!” Oysa onu bu noktaya getiren, giderek dünyevileşen “zamane İslâmcılarına bir tepkidir. “Of Not Being A Jew” şiiri bu anlamda derinlikli analiz edilmelidir. Özellikle bu konuda eleştiri getirenler eve, şarkıya ve kalbe dönmenin ne anlama geldiğini bu şiirde çok iyi kavrayacaklardır. Ya da anlamak isteyenler, İsmet Özel’in 25 Ağustos 2011 günü Bağlarbaşı Kültür Merkezi’nde adı geçen kitaba/şiire ilişkin verdiği konferansı İstiklal Marşı Derneği’nin internet sitesinde okuyabilirler.

 

Okumalı, anlamalı…

 

Yazıyı bağlarsak…

 

İsmet Özel, günümüzde eksikliğini fazlasıyla duyduğumuz ve gelecekte de duyacağımız ‘cins’ kafalardan biridir. Şiirleriyle, fikirleriyle, ezber bozan yorumlarıyla, klasik tanımlara getirdiği yeni ve şaşırtıcı yaklaşımlarıyla her zaman konuşulacak, tartışılacak ve belki de bazılarınca hiçbir zaman anlaşılmayacak büyük bir değerdir. Fakat büyük şair yaşıyor. 80 yaşında. Bir adım ötemizde. 1966’da yayımlanan ilk kitabı “Geceleyin Bir Koşu”dan son kitabı “Pergelin Yazmaz Sivri Ucu” (2021)’na kadar onlarca esere, yüzlerce konferansa, binlerce makaleye imza atmış büyük bir imza. Okumalı. Okutmalı. Anlamaya çalışmalı…

 

Yorum Yaz