Tarihin sorumluluğu bir başka!

11 dakikada okunur

Sanat ajandamızın yeni rotasında; tiyatrolardan Onur Özaydın’ın monolog oyunu “Sıfır Telaş”, ardından Orhan Kemal Müzesi ve Barın Han’da yer alan “Yemin Etmedim ki” sergisi yer alıyor.

Birçok kişi, yaşadığı sıkıntılara karşı veya hayattan nasıl keyif aldığına bağlı olarak hayat mottosunu ortaya koyar. Bazıları onun arkasına saklanırken bazıları bunu en güzel şekilde yaşar. İşte “Sıfır Telaş” mottosu da bunlardan bir tanesidir. Sanat ajandamızda ilk durağımız monolog bir tiyatro oyunu olan “Sıfır Telaş”. Kahkahadan uzaklaşanlara tavsiyemiz olsun. Ardından dur durak bilmeden tarihin toz tutmuş hayatların izlerini görmeye gidiyoruz. Orhan Kemal Müzesi, bizlere Türk Edebiyatının milli manevi değerlerini tekrar tekrar hatırlatıyor. Ardından tarih yolculuğuna son vermeden Türkiye’nin önde gelen hat ve cilt sanatçılarından Prof. Emin Barın’ın uzun yıllar atölye ve ciltevi olarak kullandığı Barın Han’a misafir oluyoruz. Bu özel binada yer alan “Yemin Etmedim ki” sergisi bizleri çocukluğumuza götürüyor.

Sorumlulukların telaşı “Sıfır Telaş” olmalı mı?
Birçok kişi olay örgülerinden sıyrılırken veya onlardan ders çıkarırken; durumu iki üç kelimeyle özetlemek ister. “Sıfır Telaş” mottosu onlardan biri. Onur Özaydın tarafından yazılıp yönetilen oyun, gözlerinizi sahneden ayırmıyor. Bu monolog oyun, sizi güldürürken bir anda birkaç gözyaşınıza neden olabiliyor. Diyaloglar, karakterimiz Yamaç Ulaş’ın ağzından dökülürken kahkahalar arasında uzun uzun düşünmeye başladığınız da oluyor.
Aslında sahnedeki karakteri izlerken çöldeki bahtsız bedevi gelebilir aklınıza. Diyarlardan Gelibolu’da küçük bir radyo stüdyosunda başlayan oyun, bir anda sizi sıradan bir kafede konsere; oradan sahilde bir banka sürüklüyor. Ara ara sizlere huzurevi korkusu yaşattığı da oluyor. Aslında biz bu mekânsal değişimleri izlerken hayatta kalmanın da sorumlulukları olduğunu daha iyi anlıyoruz. Baş ve tek kahramanımız Yamaç, o sorumluluklardan kaçarken var oluşuna da anlam aramaktan vazgeçmiyor. Eşi ve kızıyla problem yaşayan Yamaç bey, dedesinin rahatsızlığından dolayı Gelibolu’da ikamet ediyor. Karakterimiz, ara sıra İstanbul’daki eşi ve kızıyla telefon bağlantısı kurarken seyircilere “Sıfır Telaş”ın zararlarından örnek veriyor. Onur Özaydın ise sahnede tek başına; sahnenin her köşesini dolduruyor diyebiliriz.
Yaşanılan onca şeyin ardından tek cümleyle işi özetlersek “Sıfır Telaş” mottonuz olabilir ama hayatta kalmanın sorumluluklarına karşı da telaşsız kalmayın derim. Oyunu tiyatrolar.com sitesinden takip edebilirsiniz.

“Yemin Etmedim ki” sergisi
Bir yılı aşkın süredir yürüttükleri yakın diyalogları ve kendi çalışma süreçlerini düşünsel ve sezgisel akrabalıkları bağlamında tartışmaları sonrasında Başak Kaptan, Elif Öner, Evren Erlevent, Evrim Kavcar, Kıymet Daştan ve Sevgi Aka üretimlerini “Yemin Etmedim ki” sergisi kapsamında bizlere sunuluyorlar. “Yemin Etmedim ki” sergisinde beş sanatçının kendi öznellikleriyle beraber mekânın tarihine de iniş yaparak ortaya koydukları eserleri tahkik ediyorsunuz. Barın Han’da yer alan “Yemin Etmedim ki” sergisini gezerken Türkiye’nin önde gelen hat ve cilt sanatçılarından Prof. Emin Barın’ı da inceliyorsunuz. Bu anlamda Barın Han’ın kültür sanat alanına alternatif bir proje mekânı olarak kazandırıldığını gördük.
1977’de TRT belgeseline konu olan hat sanatı ile ilgili Emin Barın, “… zamanında, ne yazık ki kendileri yeminli oldukları için, hattatlar bu yazıyı diğer kompozisyonlarda kullanamamışlar. Ben yeminli olmadığım için bu işe rahat rahat başladım” diye anlatıyor. Prof. Emin Barın burada esprili bir üslupla gelenekle içerden kurduğu esnek bağı ifade ediyor. “Yemin etmedim ki” geleneği gören, ancak onu geçmişe ve belirli bir kalıba hapsetmeyen, deneye, oyuna ve canlılığa yer açan bir yaklaşımın gülümseten bir ifadesi oluyor. Kalıplar, geriye kalanlar, kalıba sığmamak, kalıptan taşmak, kalıbın aşınması, kalıpları kırmak, kalıp hatası gibi odaklar serginin hatlarının düşünsel olarak en belirgin anlamlarını taşıyor.
Sergide gezerken geçmişteki bir kuruşlar, çizgili Sümerbank çarşafları birer esere dönüşüyor. Sergide karşılaştığımız eserlerden bir o yana bir bu yana savrulduktan sonra binanın en üst katından bakmaya doyamayacağınız bir manzarada dinginliğe kavuşuyorsunuz. Sevgi Aka’nın eseri “İçerisi Neyse, Dışarı da O” eseri; bitmiş kalp ilacı kaplarından oluşuyor. Bu çalışma her bir kaba lateks dökülerek bir araya getirilmiştir. Parmakla basılıp kabından çıkarılan ilaçlar bedenlere girer, bedenin bir parçası olurlar. İçerisi Neyse, Dışarı da O, çevrelendiğimiz yapıları, bedenin içi ve dışını ve bunların arasındaki sınırı oluşturan kalıplarla ilişkilenir. Bu eser bizlere için ve dışın nerede başlayıp bittiğini tekrar düşünmeye davet ediyor.
“Hattın Ucu” eseri ise kalıbı alınmış ankesörlü telefon ve yığın halindeki uzun kablosundan meydana geliyor. İletişim kanallarına, ulaşmaya çalıştıklarımıza, boğazımızda düğümlenenlere ve hattın öteki ucuna giden uzun bir yolu çağrıştırıyor.

Orhan Kemal’i anlamak!

Gerçekçi Türk Edebiyatı’nın ustası Orhan Kemal, müzesinde yaşamaya devam ediyor. Yaşadığı toplumun aynası olurken geleceğe ışık tutan Orhan Kemal, Türk Edebiyatı’na “İnsanlığın, insanlık tarafından, insanlık için yönetilme çabası adına sanat” anlayışını resmetmiştir. Müzenin kapısından giriş yaptıktan sonra karşılaştığımız bu Orhan Kemal sözü, bana okuduğum romanlarını hatırlatıyor. Devamında ise ailesi ve arkadaşlarıyla olan fotoğrafları, kullandığı gözlükler ve bizlere kalan eserlerinin kağıda döküldüğü daktilosu, çalışma odası, eserlerinin ilk baskısı…Orhan Kemal, yaşama sevinciyle; insanlara baktığı umutla, iyimserlikle kaleme aldı romanlarını. Türk Edebiyatı’nda Orhan Kemal’in bakışı bir başkadır. Müzede; yaşamının bir kısmını hapiste geçiren Orhan Kemal’i Nazım Hikmet ve Yaşar Kemal’le bir arada görme fırsatı buluyorsunuz. Orhan Kemal’in hayatına yön veren hapis yıllarına sizlerde şahitlik ediyorsunuz. Yazarın kitaplığına bakarken aralarında okuduğunuz kitapları görüyorsunuz. Türk Edebiyatı’nda atlamamamız gereken bir isim Orhan Kemal. Bakışınıza yeni bir ufuk katacak bir isim. Orhan Kemal müzesi hafta içi ve cumartesi günleri saat 18.00’e kadar açık olmaya devam ediyor.

Önceki Yazı

Kültürü yeniden tanımlıyoruz

Sonraki Yazı

Nimelceyş: İstanbul’un fethinin kutlu askerleri

Son Yazılar

Alyoşa’dan aşk ile selam

Sanat ajandası, sanat dolu bir sayfa ile karşınızda. Bu sayımızda sanatçı Aliye Berger’in hikayesini anlatacağız. Aliye