Bir filmi okumak ya da sinemada “anlam” arayışı

SİNEMA

Hepimiz film izliyoruz. Bu izleme deneyimi kimimizde boş zaman değerlendirme gibiyken bazılarımızı da sinema sanatı üzerine düşünmeye itiyor. Peki nedir sinema? Bunun tek bir cümle ile verilebilecek bir cevabı yok. Hangi tür sinemadan bahsettiğimize bağlı olarak değiyor. Amerikalı film kuramcısı Dudley Andrew: “Sinema ne şimdi ne de eskiden beri esasında özel efekt aracı olmuştur. Çoğumuzun önemsediği ve sinema girişiminin topyekûn merkezine yerleştirdiği filmlerin yalan söylemenin veya heyecan yaratmanın dışında bir görevleri vardır: Keşfetme, temas etme, karşı durma ve aydınlatma gayesini taşırlar. Dijitalleştirilmiş yeni görsel-işitsel kültürün tehdit ettiği bir şey varsa o da böylesi keşfetme serüvenlerinin yol açabileceği temasların verdiği hazdır.” diyor. 

 

Sinema ve gerçeklik diye de bir başlık açarsak bunu da kurmacıların uzun yıllar tartıştığını hatta günümüze kadar bu tartışmanın geldiğini görmek mümkün. Yazar Abdullah Kasay, “Bir Filmi Okumak” kitabında; kendi penceresinden sinemanın hakikatinin peşine düşüyor. Kendince sinemanın ifade gücüyle kurduğu ilişkiyle yaptığı açıklamaların ardından sinemanın sanat olma boyutunu inceliyor.

 

Film biçimi ve anlam bir arada 

 

Bir filmi okuma serüvenini de işin içine katarak, önce sinemanın biçimini anlatıyor. Film türleri ve sinematografisi üserine de bilgiler bulduğumuz metin, bizi sinemanın biçim sanatı olması üzerine bilgilerle doyuruyor. Bir filme bakışın nasıl olması gerektiği konusunda verdiği bilgilerin yanı sıra kitabın ikinci bölümünde yaptığı film analizleriyle meseleyi daha anlaşılır hale getiriyor. 

 

Bizim sinemamız yani Türk sinemasının bolca örneğini bulduğumuz metinlerle filmler üzerine yolculuğa çıkıyoruz. Bu yolda kimi zaman Ahmet Uluçay’ı minnetle anarken, kimi zaman da Pelin Esmer’e kadar uzanıyoruz. Ahmet Uluçay’ın günlüklerinin yer aldığı “Sinema İçin Bunca Acıya Değer Mi” isimli kitaptan yola çıkarak, “Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak” filmi ekseninde; sinema yapmak için ihtiyacımız olan tek şeyin çılgınlık ve inancımız olduğu gerçeğine ulaşıyoruz. Uluçay örneğine baktığımız zaman sinema için illa da çok paramız olması gerekmediğini görüyoruz. Pelin Esmer’in “11’e 10 Kala” filmine bakarken de İstanbullu olmanın ve kentli ile şehirli arasındaki ilişkiler üzerine uzunca düşünüyoruz. 

 

Bir tür sinemaya giriş niteliğinde el kitabı olacak önemi taşıyan bu eserde; sizi karşılayan şeylerden biri de, metinlerin sade ve anlaşılır bir üslupla yazılmış olması. Yazarın edebiyatçı kimliğinden olacak, okurken metinde akıp gidiyorsunuz. Ve merak öğesini diri turuyor. Sinemaya nereden başlamalı ve nasıl sinema okur-yazarı olabilirim düşüncesiyle dolu olanların zevkle okuyabilceği bir eser var karşımızda. 

 

Ne izlesem sorusuna yardımcı oluyor

 

Yazarla birlikte sinema sanatı üzerine düşündükten sonra Türk ve Dünya sinemasından çok sayıda örnek bulabileceğiniz filmler yer alıyor. Zaten adı geçen filmler kitabın arka kısmında belirtiliyor. O filmleri takip ederek de, belirli bir izleme kültürü edinebilirsiniz. 

 

Son zamanlarda çokça filmle karşılaşıyoruz, hem Türkiye’de hem de dijital platformlar sayesinde dünya sinemasına dair birçok filmin muhatabıyız. Çoğu zaman izlememiz gereken filme karar veremiyoruz. Bu eserin size sunduğu bakışla biraz da bu boşluk dolmuş olacak. 

 

İki ana bölümden oluşan kitabın ilk bölümü “Sinema ve Ben” ikinci bölüm “Anlam”. İlk bölümde sinemanın hakikatine dair, yazarın kişisel deneyimlerinden yola çıkarak, ulaştığı sinema bilgisine şahit oluyoruz. İkinci bölüm film analizlerinin yer aldığı bölüm. Bu bölümde de filmler üzerine yazan biriyseniz fazlaca ipucu bulabileceğiniz bilgiler mevcut. 

 

Genel olarak kitap bize; sinemanın insanda bıraktığı anlamı sorgulatırken, özel olarak da sinema sanatına dair kısa bilgilere sahip oluyoruz. 

 

Yazarın edebiyatla uğraşması ve sinemayı bir hobi gibi düşünerek hayatına alması da anlamlı. Bazen bir alanın uzmanından daha çok, meraklı ve araştırmacı biri daha fazla bilgi öğrenebilir. Tutkularımız bize yeni kapılar açmakta her zaman, ustadır. Metinlerde yine bir edebiyatçının sinemayla ilgilenmesinden süzülen bilgi birikimine denk gelmek de mümkün. 

 

Şu an içinde yaşadığımız dünyada İsrail’in Filistin’de yaptığı soykırım ile karşı karşıyayız. Bunun yansımaları sanat alanında da yerini alıyor. Ama bu olay 1948’den beri devam eden bir gerçeklik. Bu nedenle çoğu duyarlı sanatçılar zaman zaman Filistin’i eserlerinde konu ediniyorlar. Bu kitapta da “Cennetin Krallığı” filmi üzerinden Filistin’e bakış var. Filistin daha çok dünyamızı etkisi altında bırakacağa benziyor. Bunun etkilerini önümüzdeki süreçlerde de görmeye devam edeceğiz. Filistin sineması üzerine de düşünmek istiyorsanız, bizi bir şeyler söylemeye götüren filmi bulmak mümkün. 

 

Sinemada özgürlük gibi konulara da yakından bakış atılan kitapta; kendi film deneyiminizi de yanınıza alarak, yeni kapılar açabilirisniz. Çok sayıda film tavsiyelerinin olduğu bir dönemde kendi sanat yolculuğunuzu kendiniz keşfetmek ve üzerine anlam katmak gibi kaygılarınız varsa “Bir Filmi Okumak” size bu konuda rehberlik edebilecek bir eser. 

Yorum Yaz