Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
Ahmet Dur
Şair Zeynep Yıldırım: “Titiz çalışıyorum. Şiirin müziğine, duygusuna, düşünce ve bütünlüğüne uymadığını düşündüğüm bir kelime için şiiri bekletirim. Şairin içine sindiyse şiir bitmiş olur. Ayrıca teşekkür ederim, şiirde derinlik önemli.”
Litros Sanat muhabirlerinden Şair Zeynep Yıldırım’ın Verdonis Yayınları’ndan Ekim’de ikinci şiir kitabı “Halkın Sessizliği Radyosu” çıktı. Zeynep Yıldırım’ın ilk şiir kitabı “Beklerken Söylenen” 2022’de Haziran’da Çıra Yayınları etiketiyle okurla buluşmuştu. Şiirlerini, Dil ve Edebiyat, Olağan, Birnokta, Yitiksöz gibi matbu dergilerde yayımladı. Matbu dergiler ve Grunge Poetry, Petroleus, Opussanat gibi online e-dergilerde de yayımlamaya devam ediyor. “Halkın Sessizliği Radyosu” kitabı, şairin politikası ve edebiyat dergileri hakkında röportaj gerçekleştirdik.
Şiirle nasıl tanıştınız?
Çocukluğumda roman okurdum. Günlük tutardım. Başlangıçta nesirle başladım yazmaya, sonra 15-16 yaşlarımda şiirler yazmaya başladım. Lisedeyken Edip Cansever, Özdemir Asaf, Turgut Uyar, Necip Fazıl Kısakürek okurdum. Duygusal hassasiyeti yüksek bir çocukluk geçirdim; duygu ve düşüncelerimi, yaşantı birikimlerimi, deneyimlerimi, süzüyormuşum, gelecekteki şiirim adına çok sonra fark ettim. Sonrası hep şiir.
Şair, şiirine güvenir
Şiirlerinizin edebiyat alanında önde gelen dergilerde yayınlanması size bir özgüven kazandırdı mı? Bu özgüven şiirlere yansıdı mı?
Dergiler okuldur, okul derken çatısı olan bir yapı değil kastımız. Yazar ve okurun buluştuğu zengin bir muhabbetten bahsediyoruz. Kendini daima geliştirip, üzerine katarak ilerlediğin, hep öğrendiğin bir yolculuk. Yazar/şairin ürünlerini dergilere göndermesini önemsiyorum ve gençlere tavsiye ediyorum. Dergilerde tanınıp, okurla buluşmanın sevinci ben de hâlâ ilk günkü gibidir. İlk kitabım “Beklerken Söylenen” 5 yıl çeşitli dergilerde yayımladığım şiirlerden oluşuyordu. Özgüven meselesine gelirsek; şair, dergilere veya eserini yayımladığı yayınevlerine güvenmez, şiirine güvenir, güvenmelidir. Kendime inanırdım, inanmadan yola çıkamazsınız. Bir istidat var derdim ama bunun çalışarak olacağını ve meşakkatli bir yol olacağını biliyordum. Hâlâ çok sıkı okur, sıkı çalışırım. İyi şiir, nerede, hangi dergide yayımlanırsa yayımlansın ister seçkin bir dergi olsun ister az bilinen bir dergi veya online dergi olsun, ışık saçar, okurunu bulur.
Sanatçı toplumdan bağımsız değil
“Halkın Sessizliği Radyosu” kitabınızdaki şiirlerinizde sosyal hayat olduğu gibi yalnızlık ve ölümde geçiyor. Filistin’deki soykırımla ilgili yazdığınız şiirler var. Genç bir şair ve ölüm teması ile ilgili ne söylersiniz?
“Halkın Sessizliği Radyosu” iki tonda ilerliyor. Bireysel şiirler; gündelik yaşantı izlenimlerim, yalnızlık, ayrılık, aşk, ekonomik sorunlar, poetik bir şiir diliyle düşünsel ve eleştiren,şiirler yazdım. Öte yandan sanatçı toplumdan bağımsız değildir, olmamalıdır. Toplumsal şiirler; yazma sürecinde Filistin’deki insanlık suçu, soykırımdan geçiyorduk ve maalesef hâlâ devam ediyor. Ben ne yapabilirim? Sorusuna karşılık şiir gösterdi kendini. Zalimlerin silahına karşı kalemimiz vardı, kelimelerimizle. Edebiyat bu bağlamda çok önemli bir noktada duruyor. Şair, sorumludur çağından. Sezai Karakoç’un dediği gibi: “Geldik, çağı gördük ve ürperdik.” Genç bir şair ve ölüm sorunuza gelirsem; bu çağ sözgelimi “ölümler çağı” gibi geliyor. Umutsuzluk değil ama neredeyse bir gün yok ki vahşetle işlenen ölümlere uyanmayalım, kadın cinayetlerinden tutun, bebek katillerine değin her türlü insanlık suçuna... Duyarsız kalamıyorum.
Şiirlerinizde halk ekmek büfesi, Hindukuş dağları, İzlanda sokakları gibi dikkat çekici kelimeler şiire bir derinlik, güzellik katmış. Kelimelerinizi nasıl seçersiniz?
Titiz çalışıyorum. Şiirin müziğine, duygusuna, düşünce ve bütünlüğüne uymadığını düşündüğüm bir kelime için şiiri bekletirim. Şairin içine sindiyse şiir bitmiş olur. Ayrıca teşekkür ederim, şiirde derinlik önemli. Kitap çok yeni, Ekim sonlarında çıktı. Öncesinde dosyamı okuttuğum usta büyüklerimden olumlu dönüşler aldım. Umuyorum sevgili okurdan da olumlu dönüşler alırım. İki buçuk yıl emek verdim şiirlere. Şiir beş dakikada okunuyor ama çok zor yazılıyor. Bu niteliği sahip olmasına rağmen çok okunan bir tür değil maalesef.
Şiirlerde platonik aşkı mı tarif ediyorsunuz? Yoksa gerçek aşkı mı arıyorsunuz?
İyi bir soru bu. Aşk yol arkadaşlığı gibi geliyor bana artık 30’lu yaşlarda. Kâinatta her şey aşk. Aşkı arıyorum, henüz bulduğum söylenemez. Aşk duygusu şiire zenginlik katıyor. 20’li yaşlarımda şiire başladığımda âşık ol, şiir yaz denmişti. Gönül insanı, Fethi Gemuhluoğlu’nun elinden tuttuğu gençlere ilk tanışmada sorduğu sorulardan biri “Hiç âşık oldun mu?”dur.
İkinci kitap birinci kitaba göre daha olgun daha bir isyankâr. Neden?
Çünkü daha öfkeliyim, haykıran, isyan eden, daha çok sesini duyurmaya çalışan şiirler yazıyorum. Tabii bu da zamana ve yaşadıklarıma göre değişiyor. Görülmesi gereken şiirler bunlar.
Şiirde Mardin ve Şeyh Çabuk Camii güzel anlatılıyor. İyi bir gözlem, şehir okuması var. Bununla ilgili neler söylersiniz?
“Kısmet Büfesi” şiirimi Mardin’de yazmıştım. Dergide yayımladığımda ilgi gören şiirlerimden oldu. Kitabın arka kapağına bu şiiri aldık. Tespitiniz doğru. Seyahatlerimde; şehrin, tarihi, kültürü ve doğasını okurum. Beni etkisinde bırakan bir şehir, bir olay, bir nesne, bir kelime gelir, şiirime dahil olur.
Kitabın adı “Halkın Sessizliği Radyosu” hikâyesi olan bir şiir adı gibi. Şiirlerinde bir hikayesi var değil mi?
Yaşamadığım, içselleştirmediğim hiçbir şeyi yazamam. Salt hikâyeyle sınırlanmak olmaz. Kitaptaki bir şiirimin ismi. Bir de Dünya Halklarının acılar karşısında halkların sessizliğini imliyor.
Klasik bir soru ama örnek aldığınız sizi besleyen. Esinlendiğiniz şairler var mı?
Şimdilerde İsmet Özel’i yeniden okuyorum. Hiç vazgeçmediğim şairlerden, Sezai Karakoç, Edip Cansever, Turgut Uyar gelir. Edgar Allan Poe, Pablo Neruda, Thomas Stearns Eliot, Jorge Luis Borges, Rainer Maria Rilke, Federico Garcia Lorca, Arthur Rimbaud, okumuştum, beni etkilemişlerdi. Şiirimi yeni kurduğum dönemlerde, Cahit Zarifoğlu’nun şiirimi beslediğini düşünürüm.
Mihenk taşı; yazdığımız eserlerdir
Genç bir kadın şair olmak edebiyat dünyasında veya camiasında nasıl karşılanıyor?
Kadın şair olmayı, edebiyat camiasında engebeli bir yolda yürümeye benzetiyorum. Hem ilkeli kalıp hem hiçbir kötülüğe, çürümeye karışmadan, salt eserlerinle var olmaya çalışıyorsun, bazen bezdirmeye çalışan da bir camia. İçimize gömüldüğümüz anlar oluyor. Ayrışmalara karşıyım; sosyal ilişkilerde ve edebiyat mahfilinde. Öncelik insan ve eser olmalı. Fakat üzülerek söylüyorum, hemcinsimizin birbirini çekememe durumu var. Kadın kadına her alanda olduğu gibi edebiyatta destekleyici olmalı, ben böyle düşünüyorum. Aslolan gruplar, kitleler değil. Kitle psikolojisi, grup dinamikleri edebiyatta olumlu bir etkiye sahip değil artık. Mihenk taşı; yazdığımız eserlerdir. Geleceğe kalacak olan budur.
Şiir kitabı yayımlamak günümüzde cesaret işi. Sizin ikincisi oldu. Yenileri gelecek mi?
Yürüyüşüme istikrarla devam edeceğim inşallah. Deneme-anlatı ve öyküler yazıyorum. Deneme- Anlatı türünde ve başka türlerde eserler vermek istiyorum. Çalışmalarıma devam ediyorum. Çalışmak bizden başarı ve takdir Allah’tan.
Yorum Yaz