Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi

Şiirin izini sürmeye devam ediyorum. Masamda Süleyman Çelik’in Mart 2025’te İstanbul Yayınları, BirNokta Kitaplığı’ndan çıkan “Eve Dönüş” imzalı şiir kitabı var. Çelik, üretken bir şair, 8. şiir kitabıyla okura merhaba dedi. Şair, yalın ama çoşkulu sesiyle ve teslimiyet haliyle şiirlerini söylüyor. “Eve Dönüş” Birnokta Dergisi’nde 5 yıl yazdığı şiirlerden oluşuyor. Kitapta 39 şiir bulunuyor. Ve “Özür Mektubu” adlı bir metin var. Şair dipnot düşüyor; “Özür Mektubu, şiir değildir. Gazze’de yaşanan katliama kayıtsız kalmadığımı; ancak bunu o günlerde kelimelerle ifade etmekten aciz kaldığımı ifade etmek için kaleme alınan kısa bir metindir. Aralık 2024’te “Varsa Gazze”de isimli şiir yazıldı ve yayımlandı.” Şairin Gazze’de yaşanan katliamlarda kelimelerin, yaşanan insanlık suçunu söylemeye aciz kaldığını, yazmanın sorumluluğunu hissetmesi ve sonrasında Gazze’ye yazdığı şiirin okura bilgisini vermesi şairin yüksek bilinci ve duyarlılığını göstermektedir.
Eve, Asıl yurda dönüş...
Eve Dönüş, kitap ismi olarak ilham veren bir isim. Bu noktada aklıma ilk şiir kitabımda Ev metaforuyla yazdığım şiirler geldi. Ev, eve dönmek, temasının edebiyatımızda önemli bir yeri var. Ev sıcaklığı hasreti çeken Yahya Kemal’e Eve Dönen Adam kavramının kullanılması, Behçet Necatigil’in şiirinde ev izleğinin görülmesi; “Evlerin içi oda oda üzüntü / Evlerin dışı pencere, duvar” ev ile o denli özdeşleşmiştir ki “evlerin şairi” olarak anılması ve son olarak İsmet Özel’in; “Eve dön! Kalbine dön! Şarkıya Dön!” mısrası canlandı zihnimde. Bu bağlamda Ev, kendimiz olabildiğimiz huzurlu bir yuvadır. Kitabın ismini alan “Eve Dönüş” şiiriyle huzurlu, ebedi yuvaya dönüşü söyleyen Çelik, “Bizim de seferimiz bir gün, bitecek elbet” diyor. Şiirin devamında “Çok oyalandık gibi oluyor, haydi gidelim gibi sanki / Çektiğimiz kahırlar, attığımız kahkahalar/ Tüm yaşanmışlıklar, bir yorgunluğu biriktiriyor/ Ev çok uzaklarda mı, değil, nefesin yettiği yere kadar.”
Asıl ebedi yurda dönüşü usul usul söylüyor, üzmeden...
Dede ve torun vesilesiyle anlatıcı...
Şiirlerinde şairin, torunu Süleyman Hamdi ile dertleşmesi, dedesi Molla Yusuf’tan bahsetmesi, şairin dedesinin hayatında özel bir yeri olduğunu bir söyleşisinde ifade eder. “Molla Yusuf hayatımı belirleyici ve yönlendirici bir insan. Ama bu belirleyicilikte ve yönlendiricilikte bir zorlama, bir germe yok. Her şey hayatın doğal akışı içinde, hiç sesi yükseltmeden, yavaş yavaş toprağa düşen yağmur damlalarının erimesi gibi bir şey.” Özel hayatı ile şiiri arasındaki uyumu yakaladığını görüyoruz. Şairin şahsi hayatı şiire dahildir. Hayata bakışının şiirde karşılık bulduğuna tanık oluyoruz. Kelimelerle kavga etmeyen şairlerden Çelik, şiirinin duygusundan uzaklaşmadan şiire uygun düşecek kelimeleri özenle seçiyor.
Şairin şiirlerinin hikayesi var. “Masaca” şiirinin bir hikayesi, hatırası var. Hikayesini bilmesek bile şiirin okurda karşılık bulması önemlidir. “Bir masa nasıl öksüz kalır / Anladım / Özledikçe kokusunu ellerinizin / Her pazartesi umutla bakarak o kapıya.” Çelik’in şiirlerinde ehlibeyt sevgisi, Allah’a dua, tasavvufi bir ses duyulur. Ehlibeyt sevgisiyle büyüyen şairin, şiir izleklerinde Hz Hasan, (r.a) Hz Hüseyin (r.a)’i buluyoruz. Şaire ehlibeyt sevgisini çocukluğunda aşılayan dedesi Molla Yusuf’un tesirinin, şiirini kurmasında önemli bir etkisi olmuştur. “Ne çok iz kalıyor çocukluğumuzdan / Nefesle büyürdük bizler o zaman / Ne çok nar olgunlaşıyor incir ve zeytin / Birlikte büyürdük sanki / Birlikte öğrendik cüz sürmeyi / Omuzlarını severdik dedelerimizin / Hep aynı sofradan yemek yerdik / Hem Hasan / Hem Hüseyin.” Çelik şiirinde özellikle dini, tasavvufi kelimeler kullanmıyor, şairin hayatında bir karşılığı olduğu zaman bu kelimeleri kullandığını; “Kör Şeytan, Melekler, Kalû Belâ, Kün Fe Yekün, Tennur, Yay Misali” şiirlerinde okuyoruz. Süleyman Çelik, yazdığı şiirin bir hesabı olacağına inanan şairlerden. Şiirlerini bu sorumlulukla yazıyor. Gazze şiiri yazarken de bu sorumluluk bilinci ile yazıyor, Ukrayna şiiri yazarken de. Günceli, toplumu, savaşı, vatanı için şehit düşen insanları anlatıyor, şair hassasiyetiyle dünyadaki çelişkileri, inceden eleştiren bir şiir dili var. Şairin Sezai Karakoç’a yazdığı şiiri “Sezai Bey”
“Biz, Seninle gezmeye giden çocuklar gibiydik Sezai Bey / Ellerinden tuttuğun yüzlerce genç şair / Kalbimizden dilimize, en güzel dizelerinle / Koru bizi, kolla bizi, demeden, gerekmeden / Kelimelerin yetti bize, ağabey.” Gül alıp gül verdiğin, aşkla âleme sunduğun/ Nefesin yetti bize ağabey.” Üstat Sezai Karakoç ve Şeyh Gâlib esintisini aldığımız mısralar, şairin zenginleştiği kaynakları, su içtiği ırmaklar olan; Muhammediye okumaları, Mesnevi, Divanı Kebir, Mevlâna, Hz. Ali Cenkleri’ne götürüyor sanki bizi.
Yüceliş şiirinde; “Dilimi çöz, / Söz/ En çok seni seveceğim Allah’ım / Söz/ Kırlangıç yuvalarını bozmayacağım / Söz / Hiçbir gökdelende olmayacak mezarım. / Seninle konuşmaya geldim / Her kul, Musa oluyor günde beş kez / Her seccade, dağ dağ olup, Tur’a dönüyor /Sen çağırdın konuşmaya geldim / Anlatacak ne çok şeyim var Allah’ım.” şairin Allah’a münacaatından sonra yazımı, şairin Varsa Gazze’de şiiriyle bitirmek istiyorum.
“Kuşlar hangi çatıya konar Gazze’de / Kırılmamış hangi dalı bulur tünemek için. / Çocuklar akşam ezanını bekler mi Gazze’de / Geç kalma korkusuyla annelerinden. / Adamlar evlerinin kapısını çalar mı Gazze’de /Açıldığında ferahlatan ev içi rüzgârlarına.” Çelik’in derviş şiir bakışı, medeniyetimizin hâlâ akmaya devam eden gürül gürül ırmağın sesiyle yazdığı şiirlerin devamını diliyorum. Eve Dönüş hayırlı olsun.
Yorum Yaz