Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
Hüseyin Atlansoy. 80 kuşağının öne çıkan şairlerinden; Türk şiirinin önemli isimlerinden. 1985 yılında Bürde Yayınlarından çıkan ilk şiir kitabı “İntihar İlacı” ile başlayan serüveni yine peş peşe yayınladığı şiir kitaplarıyla devam etti. Sadece “İyi Günler İlerde Anneanne”, “Musalla Taşında Açan Gül” gibi şiirleri bile olsaydı, şimdiki değerinden bir şey kaybetmezdi. Bazı zamanlar şairlerin düzyazıları üzerine düşünceler, konuşmalar gerçekleşir. Gerçekten düzyazı yazıyorlar mı veya yeteri kadar yazıyorlar mı? Bu ayrı bir konu. Lâkin Atlansoy bize farklı bir şey kanıtladı. Şunu: Zamanında yayınlanmış bir düzyazı kitabı her zaman taze kalacaktır.
Bir şairin hayatından ilginç kesitler
“Rengârenk ve Ritmik” onun ilk düzyazı kitabı. Ketebe Yayınları aracılığıyla raflardaki yerini aldı. Okuyanların da zihin dünyasında çok güzel bir iz bıraktı. “Rengârenk Yazılar” ve “Ritmik Saymalar” olmak üzere iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde 15, ikinci bölüm 40 konu var. Uzun değil ama derin cümlelerden oluşuyor. Bir şairin hayatından ilginç kesitler, üzerine düşünülmeyen konuları irdelemeler, hesaplaşmalar, dostluklar ve nicesini iki kapak arasında var. Atlansoy, 2019 yılında bir söyleşinde “Herkesin bir şiiri yoktur. Ama müziği vardır” demişti. Çok iyi hatırlıyorum. Vakit dardı. Konu çok. Açıklayamamıştı. Bu kitapta o ve benzer birçok konu ele alınmış. “Herkesin bir şiiri var mıdır? Bu sorunun cevabını ‘net’ olarak bilemiyorum. Fakat bildiğim sadece bir gerçek var. O da şu: Herkes -ama herkes- bir müzikaliteye sahip. Herkes ilişkilerinde; konuşma, tavır ve duruşlarında bir müziği notalarıyla yayıyor gibidir. Müziğin ise -mimariden niteliksel bir farkla matematik ile çok yakın bir ilgisinin var olduğunu söyleyebiliriz”. Kitapta yarım kalan bir şey yok, olan olması gerektiği gibi anlatılmış. Darası alınmış. Yayınevinin de pasajlar kategorisinde bulunuyor. Kentler ve kitap isimleri ayrı bir yere sahip. Baştan sonra birçok yerdeyiz, birçok roman karakteriyleyiz de ama aynı atmosferle. Romanların ilk cümlesini andıran bir girişle kitap okuyucusunu karşılıyor. “Unutulmak için yazıyorum”. Akabindeki cümlelerde her kaçışın aslında bir unutulmak ve sonrasında tekrar hatırlanma isteğiyle bağlantılı olduğunu anlıyoruz. Bu bölümde ise ana nokta yazmak. Şairin yazması. Ve özetliyor yazma sürecini şu şiir dizeleriyle; “Ancak sağanak gerçek sağanaksa/Damla bırakmaz saklandığı bulutta.”
“Büyük bir roman yazarı olabilirsin”
Kitabın giriş cümlesini, bir romanın giriş cümlesine benzetmiştik. Şiirdeki rüşdünü fazlasıyla ispat eden, gerisinde unutulmayacak şiirler bırakacak, Atlansoy’a gençliğinde; “Büyük bir roman yazarı olabilirsin” diyen kişinin İsmet Özel olduğunu yine aynı kitaptan öğreniyoruz. Tabii ilerleyen zamanda Atlansoy’a şiir çekirdeğinin çok sağlam olduğunu söyleyenin de o olduğunu. Birçok şair, yazar ve düşünürle uzun süren dostluklarının nasıl başladığı da öğreniyoruz. Mustafa Özel gibi. “Tam da o yıl üniversitede hazırlık öğrencisiydim. Üniversite, öğrencileri açısından her zaman olduğu gibi kozmopolitti. İlk dikkatimi çeken kişi Mustafa Özel’di. Neredeyse Türkiye’deki bütün ideolojik katmanları yakından bilen, Ağrı’dan gelmiş müthiş bir insandı…”, “Mustafa Özel ile otuz iki yıl sonra Üsküdar’da karşılaşıyoruz. Önceki görüşmemizde, ‘Ölüme yaklaştıkça ciddiyet artar’ dediğimi hatırlıyorum.” Nabi Avcı ile çok güzel ve önemli anılarını okumak mümkün. Türkiye’nin edebiyat ve düşünce dünyasına damga vurmuş birçok isimle olan tanışıklığını da. Bu, güzel insanları barındıran an ve anılardan kesitlerin yer aldığı bir bölümün bahsiydi. Bir de düşünce dünyasına hitap eden bölümler var. Her kısmı çok şey söylüyor.. Anlayana. Onlardan örnekler: “Sadece konuşmak için konuşunca insan, doğruları söylermiş. Konuşmak için konuşmak güzel ise susmak için susmanın güzelliğini bir düşünün.”, “Türk şiirinin iki ana damarının, ahlâk ve aşk olduğunu söylemiştim. Bu iki damar ülke kapısını tutan, ülkenin selamette kalmasını sağlayan iki zıvana gibidir. Ha evet şairler zıvanadan çıkmazlar mı, evet çıkar ve kapıyı yerinde tutacak ya da yeni kapı açacak hamleyi yaparlar. Hamle sırasını kaçırmazlar ve asabiyetlerinden vazgeçmezler.”, “Dostlarınıza karşı nesnel olunuz, diyorlar. İki kere yanlış. Bir; dosta karşı olunmaz. İki; dost nesne değildir.”
Hep aralıkta kaldı
Bu kitap Atlansoy’u şiirlerindeki dünyanın açılımı mı? Hayır. Ama odak noktasının hep şiir olduğu da belli. Osman Konuk’un “Sıradan, basit ve düzgün biri olmak bence her şeydir” sözünü de hatırlatıyor kitap. Hayatı boyunca birçok şehir değiştirmiş, birçok insan görmüş bir şairin her şeyi. Sekiz yaşında, kıymetli babası ahirete irtihal eden Atlansoy o anı kısa ama vurucu şu cümlelerle ifade ediyor: “21 Aralık 1970 tarihinde babamı toprağa verdik. Kar durmadan yağıyor, habire yağıyor, mazi geçmiyor, dinmiyor, gelecek bitmiyordu.” Babasının eksikliğini uzun uzadıya anlatmıyor. Yapaylık yok, gerçekler var. Öyle gerçekler ki, o acının dayanılmazlığını hissettiriyor. Hem de çok kısa bir kesitle, çok kısa bir cümleyle. Aralık ayında babasını kaybeden şairimiz için zaman da durmuştur. Ne yaşarsa yaşasın, onun kalbi ve zihni tek bir yerdeydi. Ölüm amansızdı ve acısı yakıcıydı. Bunu, yolun en başında ve en yakınıyla anlamıştı maalesef. Hatta müspet ve menfi arasındaki ölçüsü ölümdü. Yani; yok, iyi, çünkü ölecek. Var, kötü, çünkü ölecek. Sonu en başa alıyordu, anladığımız kadarıyla. Ölüm hep vardı. Belki de bunun etkisiyle birçok şiirini kaleme aldı. Ama o hep aralıktaydı. “Aralık yetimliğimin başlangıcıydı. Bu, hayatım için de uzun sürecek bir kışın başlangıcıydı.”, “Ancak bir türlü ocak ayı gelmiyor, baca tütmüyordu.” Bu kitapla Atlansoy’un ülkemizde ve dünyada gelişen olaylar karşısında tavrını da net bir şekilde görebiliriz. “15 Temmuz’da gösterilen direniş gösterilmemiş olsaydı, dış güçlerin yüzyıllık plan hazırlama ve uygulama dehalarından bahsedilecekti. Daha önceki darbe teşebbüslerindeki başarılarına bu da eklenecek, ne kadar mankafa ve sümüklü oldukları ortaya çıkmayacaktı.”, “Raskol’un baltası dün İsrail’in elinde çok daha büyük bir kitle imha silahı biçiminde -yok tefecilerin üstüne değil- masumların çocukların ve kadınların üstüne savruldu. Sıfatsız İsrail düşerken -evet düşüyor dibin en dibine- bunu da yapabildi. ‘Zulmün artsın,’ derdi eskiler, ‘zevalin yakındır.’ Allah’ın Kahhar sıfatı var.”
Hüseyin Atlansoy son kitabı “Rengârenk ve Ritmik” ile dün, bugün ve yarın arasında köprüler kuruyor. Hakikatin renk ve seslerden ibaret olmadığını ama insanın ana merkezinde onların olduğunu da bildiriyor. Nisan ayına iki ay var. Yani şairin yaş gününe. Diliyoruz ki; Atlansoy temenni ettiği gibi 63 yaşında “Yoksullar Gitti-Bir Şirin Şiiri”ni de bitirsin ve okuyalım.
Yorum Yaz