Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
Hayatın içinden nasihatler, ormandan yükselen seslerle buluşuyor. Yavuz Demir, Ormandaki Aynalar’ın derin dünyasını Litros Sanat’a anlatıyor.
Hayat bazen bir nasihat, bazen de sessiz bir öğretidir. Kimi zaman duyduğumuz bir sözü içselleştirir, onunla yol alırız; kimi zaman ise görmezden gelir, kendi bildiğimiz yolda yürümeye devam ederiz. Ama ne olursa olsun, o nasihatlerin hakikatini çoğu zaman yine yolda, yaşayarak öğreniriz.
Ormandaki Aynalar, fabl türünün incelikli diliyle hayvanlar üzerinden hak, adalet ve yaşamın dengesi üzerine güçlü bir anlatı kuruyor. Yavuz Demir’in şiirsel üslubuyla kaleme aldığı bu eser, ormandaki her bir canlının aslında insana ayna tuttuğu bir yolculuğa dönüşüyor. Her hikâye, her karakter, okuru kendi iç dünyasıyla yüzleştiriyor.
Biz de Litros Sanat olarak bu yolculuğu yazarından dinledik. Yavuz Demir ile gerçekleştirdiğimiz röportaj Litros Sanat’ta.
Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Yazarlık yolculuğunuz nasıl başladı, sizi bu noktaya getiren süreçte neler etkili oldu
Yazarlık yolculuğum aslında oldukça erken yaşlarda başladı. Küçükken, hikaye yazıyor ismini şu an anımsayamadığım bir çocuk dergisine yolluyordum. Yayımlanan o dergiyle birlikte adresime hediye de gelirdi. Masalları, hikayeleri çok severdim. Ortaokul ve Lisedeki öğrencilik yıllarımda edebiyat öğretmenimin “Sende bir ışık var” sözüyle daha kafamda daha da belirginleşmişti. Bu sözün sözler içinde benim için bir yeri vardı ve motivasyon kaynağı olmuştu. İleriki yıllarda yazdığım fabl ve şiirleri çeşitli yarışmalara gönderiyor, birçoğu ödülle dönüyordu. İlk fabl hikâyemi 1988 yılında yazmıştım ve gördüğü ilgi, yazma isteğimi daha da artırmıştı.1992’de İstanbul’a geldikten sonra arkadaşlarımla birlikte çıkardığımız bir dergide fabl hikâyelerimi yayımlamayı sürdürdüm. Bir dönem gündeme dair yazılar da kaleme almıştım; ancak hikâye yazmaktan hiç kopmadım.
Bütün bunların yanında yazmak benim için bir tercih değil, zamanla fark ettiğim bir ihtiyaç olmuştu. İnsanları, davranışlarını ve çelişkilerini gözlemlemek çocukluk yıllarımdan beri ilgimi çekmişti. Bu gözlemler zamanla kelimelere dönüştü. Okudukça ve yazdıkça, yazmanın sadece anlatmak değil, anlamak için de bir yol olduğunu fark ettim.Yıllar içinde farklı alanlarda çalışsam da hikâye anlatma tutkum hiç azalmadı. Ormandaki Aynalar, bu birikimin ve arayışın olgunlaşmış halidir.
Özellikle fabl geleneğine duyduğum hayranlık ve günümüz insanının ahlaki sorgulamalara duyduğu ihtiyacı hissetmem, bu kitabı yazmamda etkili oldu. Klasiklerden (La Fontaine, Ezop, Beydaba gibi) ve hayatın içinden beslenerek bu noktaya geldim sanıyorum. Yazmak benim için bir yüzleşme ve paylaşma biçimi oldu.
Ormandaki Aynalar kitabınızda hayvanları konuşturarak insanlara dair güçlü mesajlar veriyorsunuz. Bu anlatım biçimini (fabl türünü) tercih etmenizin özel bir sebebi var mı?
Fabl, hakikati dolaylı ama etkili bir şekilde anlatmanın en güçlü yollarından biridir. İnsan, kendisine doğrudan söylenen gerçeğe çoğu zaman direnç gösterir; ancak aynı gerçeği bir hayvanın dilinden duyduğunda savunmasını indirir.
Bu nedenle hayvanlar üzerinden kurulan dünya, insanın kendine daha dürüst bakabildiği bir aynaya dönüşür. Amacım; incitmeden, didaktik olmadan ama gerçeği de saklamadan anlatabilmekti.
Fablın binlerce yıllık bir geleneği var. Bu gelenek, insan kusurlarını ve erdemlerini daha evrensel ve çarpıcı bir biçimde ifade etme imkânı sunuyor. Okuyucuya doğrudan “şunu yapma” demek yerine bir ayna tutuyor. Okuyucu da kendi kendine “Bu ben miyim?” diye soruyor. Bu da etkiyi kalıcı kılıyor.
Ben de bu kadim anlatım biçimini modern bir vicdan diliyle buluşturmak istedim.
Kitabınızda bencillik, nankörlük, saygısızlık, adaletsizlik ve düzen bozma gibi kavramlara dikkat çekiyorsunuz. Sizce günümüz insanının en çok hangi konuda kendini sorgulaması gerekiyor?
Bence temel mesele “Hak ve Ahlak” kavramı. Çünkü birçok sorun, başkasının hakkını görmezden gelmekle başlıyor. İnsan, kendi konforu için başkasının alanını daraltmayı normalleştirdiğinde; bencillik, adaletsizlik ve saygısızlık kaçınılmaz hale geliyor. Günümüzde “ben” odaklı bir anlayış giderek yaygınlaşıyor. Aynı zamanda ahlaki davranışlarımızın geneline sirayet ediyor. Bu da hem empatimizi hem ahlaki duruşumuzu zayıflatıyor. Oysa gerçek huzur ve düzen, ancak karşılıklı saygı ve adaletle mümkün.
Kötülükler de iyiliklerde evrensel gerçeklerdir. Ve fabllar din, dil, ırk ayrımı olmadan tüm canlılara aynı mesajı verir. Bu açıdan da değerli bir yeri var. Yanlıştan uzak dur doğruyu seç. Tüm kadim gelenekler kültür ve demografik yapılarına göre fablları şekillendirip insani ve evrensel öğretileri hatırlatır.
Kitapta hayvanlar üzerinden aslında şu soruyu da sormak istedim: “Sen de farkında olmadan böyle davranıyor olabilir misin?”
İhanet sadece kısa vadede kazanç gibi görülür
Eserinizin şiirsel bir dille yazılması oldukça dikkat çekici. “Hayat bir ahenktir, şiirsiz olmaz” düşüncesi kitabınızın dilini nasıl şekillendirdi?
Hayat düz bir anlatı değil; inişleri, çıkışları ve suskunlukları olan bir ritimdir. Bu yüzden metnin de bu ritmi taşımasını istedim. Okuduğunuz her şiir her sayfa size farklı ufuklar açıyor. Şiirsel dil benim için sadece estetik bir tercih değildi, duyguyu derinleştiren bir araçtı; şiir, eksik kalan kısmı tamamladı. “Hayat bir ahenktir, şiirsiz olmaz” düşüncesi benim için değerli. Bu dil, hem okuru metnin içine çekiyor hem de mesajı daha kalıcı hale getiriyor. Aynı zamanda hayvanların konuşmasını da doğal ve etkileyici kılıyor.
“İhaneti marifet sanıp can yakmakla barış bulunmaz” ve “Başkasının hukukuna göz dikmekle hiçbir düzen kurulmaz” sözleri özellikle güçlü mesajlar içeriyor. Bu sözlerle vermek istediğiniz temel ders nedir?
Bu sözlerin özü: “Kötülük üzerine iyilik inşa edilemez.”
İnsanlar bazen kısa vadeli kazançlar uğruna başkalarına zarar vermeyi meşru görebiliyor. Oysa bu durum, uzun vadede hem bireyin hem toplumun çöküşüne neden olur. İhanet kısa vadede bir kazanç gibi görünse de uzun vadede güvensizlik ve yalnızlık getirir. Yalan da öyle. Aynı şekilde, başkasının hakkına zarar vererek ve yalan söyleyerek kurulan hiçbir düzen kalıcı olmaz. Barış, ancak dürüstlükle; düzen ise adaletle mümkündür.
Kitabın adı olan Ormandaki Aynalar oldukça anlamlı. Okuyucunun bu aynalarda kendini görmesini mi amaçladınız? Sizce herkes bu mesajları aynı şekilde anlayabilir mi, yoksa bu biraz da okuyanın iç dünyasına mı bağlı?
Fabllar, binlerce yıldır sadece çocuklara değil, yetişkinlere de hitap eden; toplumsal ve bireysel dersler veren bir türdür. Ama en önemlisi, insana doğrudan değil, vicdanına seslenmesidir. Ormandaki Aynalar’da bu anlayışla yazıldı. Kitaptaki her karakter ve her olay aslında bir yansımadır. Ancak herkes o aynada aynı şeyi görmüyor. Çünkü insan, bir metni olduğu gibi değil; kendi hayatına, deneyimlerine ve bakış açısına göre okur. Kimi kendini bulur, kimi başkasını görür, kimi ise sadece bir hikâye okuyup geçer. Bu yüzden kitap, her okuyucuda yeniden anlam kazanır. Orman; doğallığı, saflığı ve bozulmamışlığı temsil ederken, aynalar ise insanın vicdanını simgeler. Her hikâye, okuyucuya kendi davranışlarını sorgulama ve kendisiyle yüzleşme fırsatı sunuyor.
Özellikle ortaokul ve lise çağındaki öğrenciler için bu yönünün çok daha kıymetli olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu yaşlar, insanın karakterinin şekillendiği, doğru ile yanlışı ayırt etmeyi öğrendiği bir dönemdir. Kitapta yer alan hikâyeler; adalet, saygı, empati, sorumluluk ve dürüstlük gibi temel değerlerin fark edilmesine katkı sağlamayı amaçlıyor.
Yorum Yaz