Kâtipgiller familyasından Bartleby

EDEBİYAT Güncel

Nereden baksanız iki sene olmuştur, Kâtip Bartleby’nin yeni bir edisyonu için ön söz yazmam gerekmişti de aklımca bir takla düşünüp tek cümleden ibaret bir mukaddime ile kıymetli okurları selamlamak istemiştim. Gelgelelim kitabın dizgisini ve tasarımını üstlenen dostum, bu girişimi “yazardan rol çalmak” olarak değerlendirince, içimdeki muzip editör eser miktardaki ciddiyetiyle işbu plandan vazgeçti. Ön söz şöyle olacaktı: “Yazmamayı tercih ederim.” Kâtip Bartleby ile tanışma şerefine nail olan okurlar, eminim bu tercihe hak vereceklerdir.

Hak vereceklerdir zira ilk kez 1853 yılında tefrika edilen roman, isminde zikredilen Kâtip Bartleby karakterinin başına gelenlerle “tercih” kavramını irdelerken aynı zamanda (düşünün ki henüz Gandi bile dünyaya gelmemiştir) pasif direniş mefhumunu da ilk konu edinen metinlerdendir. Bartleby, ABD’nin türlü kompradorlarının cirit attığı Wall Street’te bulunan New York Eyalet Mühürdarlığı’nda bir kâtip olarak işe başlar. Anlatıcımız bu müessesenin en yetkilisi ve noteridir fakat ismini asla öğrenemeyiz. Bartleby’nin yanında çalışan mesai “arkadaşlarının” da isimlerine anlatı boyunca şahit olamayız. Tekst boyunca bu mekânda bir isme sahip olan yegâne kişi Bartleby’dir. Öyle ki, henüz Melville hayatta iken yapılan ikinci baskıda romanın ismi: Kâtip Bartleby, Bir Wall Street Hikâyesi iken Bartleby olarak değiştirilir. Bartleby tercihleriyle bir isme malik olabilen tek canlıdır; bu, tercihler yapmamak üzerine kurulmuş olsa da. Kendisine dair her konuda gayet ketum bir tavır sergileyen kâtibimiz, bize yahut iş arkadaşlarına, geçmişine dair en ufak bir bilgi kırıntısı dahi sunmaz. Ancak romanın sonunda, ona dair bir iki kırık dökük söylentiye erişebiliriz. Hayatın ona nasıl davrandığı yahut neden bu hâle geldiği her okurun kendi muhayyilesine kalmış bir ödevdir. Zira Bartleby işe başlamasından birkaç gün sonra tali işleri yapmayı reddeder. Akabinde görev tanımına giren mümeyyizliği de bırakıverir. Kendisine gelen talep ve istekleri yapmamayı tercih eder. Belki anlatıcımızı allak bullak eden ve onda merhamet uyandıran şey de tam olarak budur: Bartleby fevri yahut agresif bir tavır takınmaz. Öyle ki, kendisiyle hemen hemen aynı işleri yapan Cımbız ve Hindi lakaplı iki iş arkadaşından bile kibar ve tertiplidir. Bütün gün odasının baktığı duvarı (bu “duvar” motifi romanın sonunda da karşımıza çıkacak) seyreder, işe ilk o gelir ve en son o çıkar. Ne ki, kısa bir süre sonra tembellik hakkını fazlasıyla kullanmaya başlayacaktır. Noterin yapıcı sayılabilecek hiçbir çözüm arayışına olumlu yaklaşmaz ve romanda birkaç kez zikredilen Cicero büstü gibi sadece cismani olarak mekânda bulunur. Bir büstün arada bir tozunun alınmasından başka bir ihtiyacı olmasa gerek. Kâtip de ondan çok farklı değildir. Bir yoga gurusu misali çok az tüketerek var olur. Tek besin maddesi zencefilli çörektir. Sonradan anlaşılır ki, iş yapmamayı tercih eden Bartleby’nin gidecek bir kapısı olmadığından orada yatıp kalkar. Ve daha bin türlü gariplik. 

Dünyanın en popüler kâtibi

Romanı baştan ayağı saymak, okumayanlar meyanında pek hoş karşılanmayacağı için kurgu bahsini burada noktalandırmak isabetli bir karar olacaktır. Ama şunu söylemezsem olmaz, henüz 19. asrın ikinci yarısının başlarında böyle özgün bir kurgu evreni ve tip yaratmak ancak Melville gibi bir ustanın yapabileceği işlerdendir. Bartleby, Kafkaesk karakterlerin öncüsüdür ve bugün postmodern anlatı başlığında incelediğimiz birçok eserin meydana getirilmesinde hatırı sayılır bir paya sahiptir. Onun kaçış psikolojisi ve sakin itaatsizliği sadece modern edebiyatın değil felsefenin de üzerinde durduğu esas başlıklardan birini teşkil etmektedir. Çağdaş kapitalist sisteme getirilen en formül eleştirilerden biri olarak kabul edilen Yapmamayı tercih ederim söyleminin Wall Street’i İşgal Et platformu tarafından sahiplenilmesi bu bakımdan tesadüf değildir. Aslında bu formül kelimesi de Deleuze’e ait bir ifadedir. Deleuze, bu formülün gölgesinde Bartleby’yi otoriter normların ve beklentilerin karşısına oturtur. Bir bakıma onun pasif direnişini temellendirerek felsefi olarak kutsar. Derrida ise işi teolojik bağlamda inceleyerek olayı Hz. İbrahim ve Hz. İshak (Hristiyan ve Musevi akaidine göre kurban edilmek istenen Hz. İsmail değil, Hz. İshak’tı) arasında vuku bulan kurban diyaloğuna eriştirir ve metni tercihler minvalinde ele alır. Gördüğünüz gibi Bartleby, bir edebiyat eleştirmeni tarafından “insan ırkının en yalnızı” ilan edilmişse de bugün dünyanın en popüler kâtibi. Hatta ne yalan söylemeli, ben kapitalist aklın hâlâ Bartleby markalı zencefilli çörekler imal etmemiş olmasına şaşırıyorum.

Bartleby bilhassa dönemi için ilerici bir eser. Moby Dick gibi devasa ve klasik anlatıya uygun bir romanı kaleme alan Melville’in hayal gücünün ve sosyolojik tabanının da ne kadar geniş olduğunu ispatlar cinsten bir novelladan bahsediyoruz. Nihayetinde kahramanımız Wall Street’in ilk “sakini”. Roman benim şahsi kitaplığımda da “torpilli” bir konuma sahip velakin başıma bir şey gelmeyecekse şunu bayan etmek isterim ki, Bartleby’den bir Mesih çıkarmak bana pek makul gelmiyor. Romanı öveyim derken romandaki bir karakteri olur olmadık meziyetlerle bezemek, şeyh uçmaz mürit uçurur kavlince okurluğun şanındandır ama bazı kereler bunun ardı alınmayınca ortaya çıkan sonuçlar şapkadan deve çıkarmaya dönüyor. En başta, Bartleby büyük bir felsefeyle hareket eden entelektüel bir karakter değildir. Ondan, hâkimane tavırlı bir kanaat önderi çıkarmak onun varlığını ıskalamakla eş değerdir. Bartleby’nin cümlelerinde bunun aksini gösteren tek bir satır dahi yoktur. Hatta Bay Noter’in söylediğine itimat edeceksek (ki bir notere de güvenemeyeceksek vay halimize!) Bartleby bırakın kitap okumayı, tek nüsha olsun gazete dahi okumaz. Herhangi bir hobi yahut ilgisine dair tek bir girişim veya cümlesi bulunmaz. Kitabı bulunmayan bir yazar gibi bahsetmek de romanın genel havasına uygun düşmez zira o tam bir mümeyyizdir. Hukuki evrakları temize çeker. Bir metni kopyalamak ile onu istinsah etmek entelektüel manada da birbirinden çok farklıdır. İyi bir müstensih eserin içinde kaybolur. Müstensihin varlığı, hatalarıyla doğru orantılıdır. Bartleby de aslında akıbetiyle bir müstensih nüshasının varlığını simgeler. Nitekim romanın sonunda bir söylenti şeklinde verilen bilgi de bunu ispatlar cinstendir. Kâtip, bundan önce Washington’daki Sahipsiz Mektuplar Dairesinde küçük bir memur olarak çalışmış ve alıcısına ulaştırılamayan mektupları tasnifleyerek imha etmekle görevlendirilmiştir. Bu kısım ise hâlâ yazılmayı beklemektedir. Yazarlarımıza duyurulur.

 

Yorum Yaz