Kentin değil şehrin insanı olmak

EDEBİYAT

Dergilerin özel sayıları, Türk edebiyatında önemli bir boşluğu dolduruyor. Özenle seçilmiş konular, kavramlar ya da spesifik olarak kişileri merkeze alan bu sayılar, has okur için bazen de hem okur hem de yazarlar için mühim bir yere sahip. Yazımıza konu olan sayı ise Hece Dergisi’nin Ocak 2026 tarihli Mustafa Kutlu Özel Sayısı. 

İçimizden birini, insanın hallerini resmediyor

Mustafa Kutlu, hem içimizden biri hem de içimizden birilerini, insanın hallerini çok iyi bir biçimde resmeden bir yazar. Onunla ilk tanışıklığım üniversitede bitirme tezimi yazarken oldu. Henüz kimsenin onunla söyleşi yapamadığı yıllardı. Kendisiyle ilgili tez kapsamında bir söyleşi gerçekleştirdim. Onunla tanışmamı sağlayan Abdullah Uçman oldu. Bu söyleşiden sonra yavaş yavaş birçok kişi kendisiyle soruşturma ve röportajlar gerçekleştirmeye başladı. Bu söyleşi, onun hayatı, hikayeciliği ve tezimin konusunu oluşturan Ya Tahammül Ya Sefer kitabına dairdi. O söyleşide bu kitabı sevenler için önemli ayrıntıların, belki de bir tesellinin yer aldığını düşünüyorum. 

Bizim hikayemizi anlatıyor

Hatice Bildirici’nin genel yayın yönetmenliğini, Ömer Faruk Ergezen’in yazı işleri müdürü görevini üstlendiği Hece Dergisi’nin sunuş yazısında dosya editörleri Emin Gürdamur ve Özlem Güner’in ifade ettiği gibi Mustafa Kutlu, bu toprakların hikayecisi. 1970’lerden beri Türk hikayesine damga vuran bir yazar. Yazıda ifade edildiği gibi “Onun kaleminde memleket yalnız bir mekan değil, aynı zamanda bir bakış biçimi, bir vicdan coğrafyası, bir öze dönüş çağrısıdır.” Hem bu ifadeler hem de Kutlu’nun sosyal dönüşümün ruhunu anlatması ile ilgili vurgular bu yazıyı hayati kılıyor. Kentin değil şehrin insanı deriz ya. Kutlu, hayata böyle bir perspektiften bakıyor. Merhum Üstad Sezai Karakoç’un bakışı gibi tıpkı. 

“Türk edebiyatında, toplumcu gerçekçilerin yoksul, yobaz, geri olarak çizdiği taşra, Kutlu’da yeniden itibar kazanır.” Yine sunuş yazısından önemli bir ifade. Bu yüzden Türk hikayeciliğinin yüz akıdır Mustafa Kutlu. 

Dosya, Safiye Önal’ın Kutlu’nun hayatıyla alakalı yazısı ile açılmakta. Teorik bir hayat anlatısındansa çok çeşitli anılara ve ayrıntılara yer veriyor Önal. Halil İbrahim Özdemir, “Mustafa Kutlu’nun Erzincan’ı” yazısında hem şehre sosyolojik olarak bir bakış gerçekleştiriyor hem de Mustafa Kutlu’nun doğduğu, yaşadığı yerlerle hikayeciliği arasında bağlantı kurmamızı sağlıyor. Özdemir’in yazısında merhum hocamız Nurettin Albayrak’la ilgili de satırlar var. Kutlu’nun en has arkadaşlarından olan ve aramızdan erken ayrılan hocamıza rahmet olsun. 

Hareket Dergisi ve Nurettin Topçu

Bu noktada merhum Orhan Okay hocamızın kendisine olan ihtimamı, Hareket Dergisi yıllarının onun hayatında önemli bir dönüm noktası olduğunu söylemek de yerinde olacak. Kutlu, öğretmenliği bırakıp yayıncılık faaliyetlerine yöneldiğinde adeta onun için bir okul görevi üstleniyor Hareket Dergisi. Yeterince anlaşılmadığını düşündüğü bir isimdir Nurettin Topçu. Burada kendisinin öne çıkan eserlerini anmakta fayda var. İsyan Ahlakı, Yarınki Türkiye başta olmak üzere tüm eserlerini ezbere bilmemiz gereken bir isimdir Nurettin Topçu. Aynı zamanda Kutlu’nun Selam Olsun adlı kitabında bahsettiği de bir fikir adamıdır.  

Belki de hayatın tevafukları

Devamında İsmail Kara’nın “Hayatımın Tesadüfü” adlı yazısı karşımıza çıkıyor. 60’ların ikinci yarısından hafızlık yaptığı günlerden sesleniyor okura yazar. Hangi atmosferde Mustafa Kutlu ile tanıştığından bahsediyor. Bu yazıda nostalji ile yer ve mekanların insan hafızasındaki yeri ön planda yer alıyor. Mekanlar sadece içinde bulunulan yer değil, başkalarıyla bağ ve dostluk kurulan yerlerdir. Yalnızca dostluk değil hatta, hem İsmail Kara hem de Mustafa Kutlu birbirlerinin yazdıklarının ilk okuyucusudur. 

İsmail Kara Ya Tahammül Ya Sefer adlı eserden de bahsediyor bu yazıda. Bana kalırsa bu eserle alakalı hep değişen insan tipinden dem vuruluyor. Aslında değişime direnen karakterler de bahsedilmeyi hak ediyor. Yani hakikatten vazgeçmeyen karakterler. Yine her biri içimizden biri olan o insanların kutlu davası anlatılmayı hak ediyor. Bizler hayatımızda tesadüften çok tevafuka inanırız. Her şey olması gerektiği gibi oluyordur. Ve Allah’ın kader çerçevesi içinde yaşanıyordur. Bu yüzden “hayatın tevafukları” demek istiyorum. 

Bir karakterden fazlası olan kahramanlar

Cihan Aktaş, memleketlisi olduğu yazardan övgüyle bahsediyor. Kutlu’nun Yoksulluk İçimizde eseri ile Süheyla karakteri ile kurduğu duygudaşlıktan dem vuruyor. Bu noktada aslında Süheyla, bir karakterden çok daha fazlası belki de Aktaş için. Aynı zamanda Abbas Kiyarüstemi filmindeki sahneyle Kutlu’nun durduğu yer hakkında kurduğu bağlantı bana mühim geldi: “Kutlu, her zaman iyimser olmadığını belirtse bile “Ya Tahammül Ya Sefer” demiştir. Kiyarüstemi ise “Hayat Devam Ediyor” filmiyle, insan varlığının yeryüzü hikayesinde asla ölmeyen unsurlara çekmiştir dikkatleri.” Aynı zamanda Cihan Aktaş’a da atıfla birçok kadın hikayeci Kutlu’nun paltosunda yetişti. Nazan Bekiroğlu, Fatma Barbarosoğlu, Yıldız Ramazanoğlu, Sibel Eraslan bu isimler arasında. Yine Aktaş’ın ilk öyküleri de Dergah Dergisi’nde yayınlandığını biliyoruz.

Sabahı beklemeyen genç olmak

Hüseyin Akın’ın yazısına gelecek olursak, benim gözlerim gene Ya Tahammül Ya Sefer’le alakalı ifadelerinde duruyor. Şöyle diyor Hüseyin Akın: “Mustafa Kutlu ismi ile ilk tanışmam lise son sınıf öğrencisi iken okuduğum Ya Tahammül Ya Sefer kitabıyla olmuştur. Sadece seferi düşünen tahammül sınavından geçmemiş gençlerdik. “Kahrolsun” ile “yaşasın” arasında gelip gidiyorduk. Bu kitabın ismi Mustafa Kutlu olan yazarı sanki bizi bir çay ocağında toplamış da ısrarıyla hata edeceğimiz ve olmamamız gereken halleri anlatıp rehberlik ediyordu. Kimi zaman da Murat Hoca diye bir adam kitaptan kafasını kaldırıp tahammül gücümüzü ölçüyor gibi konuşurdu: Sabahı beklemeyiniz dostum geceden yola çıkınız. Olur ki uyuyakalırsınız. Sırtınızdaki çıkında ebedi gayenin dürülmüş azıkları varsa ne mutlu size. Gece serindir, yapraklardan süzülen yel gözlerinizdeki yaşları kuruturken ruhunuzda kainatın derin sessizliğini taşıyarak sabaha doğru yürüyüp fecri başlatınız.”

Mustafa Ruhi Şirin’in günlükleri

Mustafa Ruhi Şirin, “Günlük Sevmeyen Mustafa Kutlu İçin Günlükler” adlı yazısında Dergah Dergisi’yle ünsiyeti, Kutlu’yla alakalı dostluğuna dair içten, samimi mektuplar yazmış. Mektuplardan birindeki şu ayrıntı dikkatimi çekti: “…İlk mektup Mustafa Kutlu’dan geldi. “Keşke çocukluğumu anlatabilseydim.” diye başlıyor mektup. Çocukluk fotoğrafı olmadığını da not düşmüş. Buna rağmen kısa fakat bitince yeniden başlayan iki simitçi çocuğun insanın içini şefkatle dolduran Sevincini Bulmak hikayesini seçki için göndermiş. Resimli Alfabedir çocuk hikaye seçkisini edebiyatımıza kazandırabilmek bile tek başına mutlu olmaya yeter…”

Son olarak Hece Dergisi’nin bu özel sayısında portre ve soruşturmanın yanı sıra Mustafa Kutlu’nun hikayeciliğine dair, düşüncesinin köklerine dair bölümler de var. Necip Tosun, Mehmet Güneş, Yıldız Ramazanoğlu, Şaban Sağlık, Dursun Ali Tökel, Suavi Kemal Yazgıç, Selçuk Küpçük, Ali Sali, Ezel Erverdi, İbrahim Demirci ve daha birçok kıymetli isim dosyada yazılarıyla yer alıyorlar. Bu yüzden hikayeye kafa yoran ve Mustafa Kutlu hikayeciliğini önemseyen, onun hikayeciliğine dair iz sürmek isteyen her okur ve yazar için Hece Dergisi’nin Mustafa Kutlu Özel Sayısı başucu kitabı olma özelliğini taşıyor.

Yorum Yaz