Sanat kalbi olanlar içindir

EDEBİYAT

 Şair ve yazar Ali Sali, Filistin üzerine yönelttiğimiz bir soruya, “Sanat aracılığıyla başa çıkılabilir mi diyorsunuz. Hayır, sanat onlar için değil. Onlar sanatın muhatabı değiller. Sanat kalbi olanlar içindir. Lanetli kavim ancak “itlaf” edilmekten anlar. Anladığı dil budur: Hepsini itlaf etmek. Anladığı ve it gibi korktuğu dil “itlaf” olduğu için sadece bebek katletmeyi göze alabiliyor. Çocuğun bile karşısına çıkamıyor, onlara da uzaktan füze atabiliyor. Sanat değil itlaf gerekir onlara” cevabını verdi.

Re mektupları (şiir), Fatma Begüm’ün Saba Defteri (şiir), Akşam Yazıları (deneme),  Şiir Yıllığı 2020 (derleme), Şiir Yıllığı 2021 (derleme) gibi kitapların yazarı şair Ali Sali ile son kitaplarından olan Hadramut üzerine söyleşi yaptık.

Kitaba adını veren “Hadramut” bir uzun anlatı şiir. Kum, çöl ve insan; bunlar bugün bize ne söylüyor, aynı zamanda isim seçme hikâyeniz nedir?

İsim seçmek için uğraşmadım. Çünkü şiir zaten adıyla geldi. 1990 yılının 9 Mart’ını 10 Mart’a bağlayan Cuma gecesi, gece yarısını biraz geçe yakaza hâlindeyken, uyku ile uyanıklık arası “Hadramut Kalesi” diye ya bir ses duydum, ya bir içe doğuş yaşadım veya tam uykunun kollarına kendimi teslim ederken belki de bir rüya çağrısı aldım. Evdeki lügatler dâhil, bulabileceğimi zannettiğim tüm kitaplara baktım, saatlerce. Tek bir iz bile bulamadım. Ertesi gün, yani Cumartesi gün karşılaştığım her tanıdığa sordum. Bilen yoktu. Pazar günü bir tanıdığım İslâm dergisindeki İslâm Ansiklopedisine bakmamı tavsiye etti. Buldum. İlk Cümleyi okuyunca ansiklopedinin o cildi elimden düştü: Ölüm vadisi, ölüm diyarı, Yunan mitolojisindeki ölüm vadisi olduğunu anlatıyordu ilk cümle. Güneydoğu Yemen’deydi. Ad Kavminin yaşadığı ve helak edildiği topraklardı. Tarihte ilk soykırımı yapan kavim yaşamıştı orada. İlk kayadan oyma gökdelenler orada inşa edilmişti. Kur’an’da helak edilişleri anlatılır. Birkaç gün içinde şiirin Dibacesi ortaya çıktı. Asıl hikâye de ondan sonra başladı: ODTÜ’deyim o zamanlar ve kampüs jandarma bölgesinde olduğu için giriş çıkışlarda jandarmayla yüzgöz oluyorsun. İdari Bilimlerin arka kısmında çamlık bir alan var. Oradan servis araçlarının olduğu yere doğru yürüyorum. Bir silaha mermi verme şakırtısı duydum. O şakırtıyı duymasam, ardımdan seslenen jandarmaları da duymayacağım. Durdum mecburen. Jandarma arama yaptı, üstümden Hadramut’un Dibacesi çıktı. Haydi Jandarma Karakoluna. Dibace’nin o ilk nüshası dipnotlu falandı. Ad Kavmi, Hud peygamber, Bürhüd Vadisi, bu vadiyle alakalı Hz. Ali Efendimizin söyledikleri, bir İngiliz arkeolog askerin günlüğünden Hadramut’la ilgili maceralar falan var dipnotlarda. Anlayacağınız “büyük şiir”in başlangıcı! Jandarma şiirdeki “şifreleri çözmek” maksadıyla şiire el koydu. Kaçan balık büyük olur ya, onun misali, o nüsha çok iyi bir şiirdi! Şaka bir yana, Dibace’nin o hâlini bir daha yazamadım. Kitaptaki hâli ise Kayıtlar dergisinin Kasım 1990’da yayımlanan ilk sayısında okur karşısına çıktı. İsmin hikâyesi ise, işte hikâye bu. Aslında yedi bölüm olarak yazarım diye tahayyül etmiştim. Şiirin başına gelen talihsizlikler, yazılmayı geciktirdi. Geciktikçe ben Dibace’nin havasından çıktım ve bu hâliyle kaldı. Kitapta ayrı bir bölüm hâlinde bulunmasının sebeplerinden biri de “kalbimin fiilleri” tekrar Dibace havasına yönelir veya bürünürse, kalbimi bir şeyler perdelemez de aslî fiillerine dönerse, başlangıç noktasına döner ve şiiri tamamlayabilirim mazeretine sığınmak olarak gösterilebilir.

Kum, çöl bize bir şey söyler mi? Söyler, çok şey söyler de, duyacak kalbe ihtiyaç var o noktada. Kalbi olanlar tabii ki duyar kumun, çölün hem çağrısını hem söylediklerini.

Hadramut anlatısı küçük kıza ithafen, onun konuşması ve onun tasavvuru. Bir çocuğun şiir formu içinde kullanılmasına nasıl bakıyorsunuz?

Hadramut’ta olanları, yaşananları bugünün insanına hele Kur’an’daki helak ediliş sahneleriyle anlatmak muhal dışı geliyor bana. Çocuğa anlatabilirsin onları, sağlığa, temizliğe anlatabilirsin. Çocuk orada kullanılmıyor ama. Muhayyel ve temiz bir varlık olarak muhatap alınıp bir şeyler anlatılıyor. Kullanılan bir malzeme değil yani.

 “Telbis Defteri”nde bizi harfle aldatan nedir? İnsanoğlu en çok neye kanıyor?

Telbis kelimesini ister elbise / libas anlamında alın, isterseniz “ayartma” anlamında fark etmiyor: Her iki anlam da iblisi perdeleyen şey hâline geliyor. İblis “ayartır”, ama biz iblisi değil, başka bir şeyi muharrik olarak görürüz. İblis “elbise” ile kendini perdeler ve biz bir güzellik görürüz. Aslında bunu kendimiz istiyoruz, yani nefsimiz istiyor. Tabii ki insan en çok nefsinin “ayartmasına” kanıyor. Sonra da suçu başka şeylere atıyoruz.

“Tek maharetimiz kalbimiz” diyor bir şiir. Kalbimize dönerek, kalbin işlerine kulak vererek, bu çağda neyi başarabiliriz?

Beklentimiz müşahhas bir şeyse hiçbir şeyi başaramayız. Çünkü kalbin fiilleri müşahhas şeyler koymaz ortaya. Kalbin fiilleriyle ancak insan olabiliriz. İnsan olabilirsek bize hitap edilir. O hitap karşısındaki tavrımızdır bizim her şeyimizi belirleyen. Ya mükâfata ya mücazata düçar olacağız sonuçta. Bunu da kalbimizin fiilleri tayin edecek.

“Meczubin”de meczupların türküsü var. Şiir ve meczup olma arasındaki ilişki sizce nedir?

Meczupluk Allah vergisi bir hâldir. Cezbe de biliyorsunuz aynı hâlin kök fiillerinden biridir. Bazıları cezbeye kapılır ve o hâlden çıkamazlar. İşte biz onlara diyoruz meczup diye. Şiir de bir nevi cezbe hâlidir. En azından benim için.

“Gazze Defteri”nde Gazze soykırımına dair anlatılar var. Bilinene göre beş yüze yakın bebek öldürüldü, belki bilmediğimiz binlerce. Siz de bebeklerin dilinden anlatıyorsunuz. Bebek öldürmeye cesaret eden bir karanlıkla sanat aracılığıyla başa çıkılabilir mi?

Hadramut’ta yer alan üç bölümlük Gazze şiiri 2014 yılı Ramazanı’nda lanetli kavmin Gazze’de gerçekleştirdiği katliam üzerine kaleme alınmış bir şiir. Ramazan ayında ve Bayramında biran önce itlaf edilmesi gereken kavim altı yüz civarında bebek katletmişti. Katledilen bu altı yüz civarındaki bebekler arasında henüz kırkı çıkmamış bebekler de vardı. Belki hatırlarsınız, 30 Temmuz 2014 tarihinde bitmişti Ramazan Bayramı. Üç bölümlük o şiir Başbakanlık’ta Ağustos ayının ilk yarısında yazıldı. İlk bölümü de Türk Dili dergisinde okur huzuruna çıkmıştı yazıldıktan kısa bir süre sonra. Bir Devlet kurumunun dergisinde okur huzuruna çıkması şiirin yazılış gayesine matuftu aslında. Gazze Defteri’nde 7 Ekim 2023 tarihinde başlayan son soykırımla alakalı bir şeyler yok. Ama Gazze’nin / Filistin’in makus talihi her şiirde var. Soykırım katliamları başladıktan iki buçuk ay sonra Yetimler Ordusu ismini verdiğim bir kitaplık şiir yazdım 2023 yılının Aralık ayının ikinci yarısında. Yetimler Ordusu 2024 yılının Mart ayında da kitap olarak okur huzuruna çıktı. Talihsiz bir kitap diyebilirim. Kapaktaki çizimler Türkiye’nin iftihar kaynaklarından biri olan Hasan Aycın abimize ait. Dört – beş tane Gazze – Filistin çizgisi vermişti, hangilerini isterseniz kullanın diye. Ön kapak ve arka kapakta iki çizgisini kullandık Hasan abinin. Kitap hiç görülmedi. Sadece Arif Ay abi gördü kitabı. Yeni Şafak kitap ekinde de güzel bir yazı yazıp yayımladı. 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana yirmi binin üzerinde çocuk ve bebek katletti lanetli kavim. Doğum kâğıdı bile çıkartılamadan katledilmiş bebekler var aralarında. Düşünsenize bebek dünyaya gelmiş, diyelim bir iki saat içinde doğum kâğıdı çıkarılacak, ama ona fırsat olmuyor. Çünkü lanetli kavim tarafından katledilmiş ve ölüm kâğıdının çıkarılması gerekiyor. Sadece bebeklere gücü yeten lanetli bir kavim var karşımızda. İnsandan bahsetmiyorum bile. Siz “karanlık” olarak adlandırmışsınız, ama ben sadece lanetli kavim diyebiliyorum. Işıkla karanlığın koyuluğunu kırabilirsiniz, inceltebilirsiniz, ama Kur’an’da lanetlenmiş bir kavimle muhatap olmayı bile istemezsiniz. Sanat aracılığıyla başa çıkılabilir mi diyorsunuz. Hayır, sanat onlar için değil. Onlar sanatın muhatabı değiller. Sanat kalbi olanlar içindir. Lanetli kavim ancak “itlaf” edilmekten anlar. Anladığı dil budur: Hepsini itlaf etmek. Anladığı ve it gibi korktuğu dil “itlaf” olduğu için sadece bebek katletmeyi göze alabiliyor. Çocuğun bile karşısına çıkamıyor, onlara da uzaktan füze atabiliyor. Sanat değil itlaf gerekir onlara.

Yorum Yaz