Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
Werther, henüz kâğıt üzerinde bir kahraman ve bütün dünya ondan habersizken Goethe bu bahtsız genç adamın nelere sebep olacağını belki de hiç düşünmemişti. Yazar, kendi iç çalkantısını ve huzursuzluğunu ona yüklerken kurmaca acıların bir neslin sesine dönüşeceğinden habersizdi. Fakat keşke sadece sesi olsaydı da bir yıkımın müsebbibi olmasaydı.
Eser yayımlanır yayımlanmaz bir “bestseller”a döndü. Edebiyatın popülizmle belki de ilk sağlıklı kesişmesiydi bu farazi mektuplar. Ama tam da bu sesi sayesinde eser samimiyet kazandı çünkü her mektubun bir alıcısı olduğundan bu mektupların alıcısı da bir yerden sonra doğrudan okur oldu. Werther her ne kadar arkadaşı Wilhelm’e bunları yazıyor görünse de muhatabı okurdur. Hayalî bir yayıncının giriş yazısı da eseri kurmacadan uzaklaştırıp gerçeğin kendisi haline getirdi. Öyle ki ilk okurlar romanın hayalî bir ürün olduğunu anlamadılar. Böylece Werther’in hüzünlü hikâyesi daha sarsıcı oldu.
Romanın arka planında dönemin birçok özelliği barınıyor olsa da görünen kısmıdır onu bugün bile gündemde tutan. Ne kadar çabalarsa çabalasın kendini hiçbir yere ait hissetmeyen bir gencin dramıdır metin en geniş anlamda. Werther bir yanlış anlaşılma yüzünden kenti terk etmiş ve Wahlheim denilen küçük bir yere gelmiştir. Bu da onu, Rousseau’nun tespit ettiği üzere kültür yüzünden hasar almış bir insana dönüştürmüştür. Dolayısıyla Werther bir “kültür insanı”dır. Oysa taşradakiler “tabiat insanı”dır. Ve yine Rousseau’nun ifadesiyle daha mutlu insanlardır çünkü kültür onları bozmamıştır. Çok daha az imkânlarla mutlu olan bu insanların arasında varlığını sürdürmeye çalışan Werther, aslında çok iyi bilmektedir asla onlardan biri olamayacağını. Ancak insan umut ve umutsuzluk arasında gidip gelen bir varlıktır.
Yanlış zamanda yanlış yerde bulunmanın adıdır aynı zamanda Werther benim için. Hoşlandığı genç kadının kız kardeşi kendisine duygusal olarak bağlanmış ama Werther’in ne böyle bir amacı olmuş ne de bu durumun vakitlice farkına varmış. Kentte kalmak artık imkânsız hâle gelmiş çünkü insanlar arkasından konuşmaya başlamış. Bir ressam da olan Werther taşraya bir anlamda sığınmıştır iyileşebilmek için. Nitekim bunu başarmak üzereydi Lotte’yle tanışmasaydı.
Aslında Lotte’yle tanışması sorun değildi, Lotte’nin nişanlı olmasına rağmen bu kadar sevecen davranmasıydı sorun. Belki taşrada “dost canlısı” denilebilirdi tavrına. Ancak Werther, her şeyin bambaşka yorumlandığı kentlilerin dünyasından geliyordu. Kısacası taşranın işaretlerini ve toplumsal kodlarını anlayamayacak durumdaydı.
Werther, Lotte’nin nişanlı olduğunu başlangıçta umursamasa da zaman içinde durum değişecekti. İşin belki de Werther için en zor yanı, Albert’in iyi bir insan olmasıydı. Kötü bir insanla mücadeleyi herkes haklı çıkarabilir ancak iyi bir insanı kimse karşısına almak istemez. Nitekim Werther genç çiftin arasına girmek için hiçbir davranışta bulunmadı, hatta Albert’i sevdi. Onun tek yaptığı, Lotte’nin sevgisini kazanmaya çalışmaktı. Fakat “bozulmamış insan” örneğiydi Lotte. İhanet etmek, insanı sırtından vurmak, sözünden dönmek gibi eylemler onun lügatında yoktu. Keşke genç bir adama boşuna umut vermek, duygular konusunda kafa karıştırmak gibi eylemler de olmasaydı lügatinde.
Umutsuz bir aşk hikâyesine düşen her insan gibi tepki verdi Werther. Baktı ki bir yere varamıyor ve genç kadına karşı duyguları her geçen gün güçleniyor, uzaklaşmakta çare aradı. Eserin ikinci bölümünde Werther başka bir yerde karşımıza çıkıyor. Kendisine görünüşte yeni bir hayat kurma çabasında olduğunu görüyoruz ama ne yaparsa yapsın talih yüzüne gülmeyecekti. Lotte’ye çokça benzeyen genç bir kızla yakınlaşmaları dedikodulara sebep olunca ve Lotte’yle Albert’in kendisine haber vermeksizin evlendiklerini öğrenince Werther’in yeni dünyası kâğıttan bir ev gibi dağıldı.
Çaresizce evine dönen Werther içindeki fırtınayla daha fazla mücadele edemeyince kısa sürede kendisini yine Lotte’nin yanında buldu. Oysa artık durum hassastı. Evli bir kadınla bekâr bir adamın böylesi yakınlığı dedikodulara karşı koyacak durumda değildi. Lotte’nin kafasını biraz daha karıştırmasıyla Werther nihai kararını verdi: İntihar edecekti.
Genç kadına bu kadar yaklaşmasının bir felakete sebep olacağını aslında biliyordu. Büyükannesinin anlattığı masal, tam da durumunu özetliyordu. Manyetik bir dağın kendisine yaklaşan gemilerin metal adına ne varsa kendisine çekmesiyle geriye bir yığın tahta enkazı bırakmasını aktarıyor Werther bir mektubunda. Werther de çok yaklaşmıştı, yok olması kaçınılmazdı.
“Birbirimizi mutlu edemeyişimiz yetmiyormuş gibi bir de birbirimizin keyfini mi kaçırmalıyız?” diye soruyor Werther romanın bir yerinde. Artık kimsenin keyfini kaçırmaya hakkı yoktu onun da çünkü görünüşe göre mutluluk yoktu kaderinde. Noel gelmeden acılarına son vermeliydi. İntiharı için Albert’ten ödünç aldığı bir silahı kullanması manidardır. Dolaylı yoldan katilinin Albert’ten başkası olmadığını böylece anlattı.
Komodinin üzerinde duran Gotthold Ephraim Lessing’in Emilia Galotti eseri başka bir işarettir. Halktan bir genç kızın ahlaksız bir yaşama zorlanması karşısında onurlu bir ölümü tercih etmesini ele alır eser. Sahnelendiği zaman yer yerinden oynamıştır çünkü ilk defa tiyatro, bir soyluyu kötü duruma düşürüp halktan bir genç kadını yüceltmiştir. Werther bu eserle bir mesaj daha vermiş oldu böylece geride kalanlara.
Eserin yayımlanmasından sonra intihar vakalarının artmasıyla Goethe zor bir durumda kalmış, romanı kilise tarafından yasaklanmıştır. Bu durum akla iki soruyu getiriyor: Eser, intiharı cazip mi göstermiştir yoksa Goethe her büyük yazar gibi çağın sesini çok iyi duyarak toplumsal çöküntünün izlerini mi taşımıştır eserine?
Geçtiğimiz aylarda Genç Werther’in Acıları beyaz perdeye aktarıldı. Werther karakterine yüklenen abartılı oyunculuk, onu sevimsiz hâle getirse de en çok filmin sonunu merak ettim çünkü ne yazık ki günümüz dünyası da intiharı “normal” hatta özgürlükçü bir tavır olarak gösterme eğiliminde. Dolayısıyla bu eylemi kutsamak, yeni bir felaketi özendirmek olacaktı. Neyse ki senaryo bu yönde ilerlemedi. Dahası Werther’e bir itibar iadesi olarak yaşamı geri verildi. Zaten günümüzde umutsuz aşk diye bir mevzu da kalmamış görünüyor çünkü duygular toplumsal ve dinî kaidelerden tamamen arındırılma gayretinde. Başka şeylerden dolayı intihar edilebilir ama bir kadın için intihar, akılcı görünmüyor günümüz dünyasında.
Yanlış zamanda, yanlış yerde, yanlış insanı sevmenin adıdır Werther. Yüzü bir türlü gülmeyen bahtsız adamın.
Yorum Yaz