Yazmak yakıtını içeriden alan bir varoluş hali

EDEBİYAT

Muhabir: Latife Beyza Turgut

Genç ve yetenekli yazarlarımızdan Şeyma Samur, ilk kitabı Açık Deniz ile okurla buluştu. Kitap, toplamda on üç öyküden oluşuyor. Yazmayı “yakıtını içeriden alan bir varoluş hali” olarak gören Samur, kendisi için asıl meselenin dünyayı yazarak okumak, düşünmek ve kayda geçirmek olduğunu söylüyor. 

Türk edebiyatı genç ve yetenekli yazarlarla genişlemeye, zenginleşmeye devam ediyor. Geçtiğimiz aylarda Post Öykü, Dergâh, Mahalle Mektebi gibi dergilerde adına sıkça rastladığımız yetenekli yazar Şeyma Samur’un ilk kitabı Açık Deniz Ketebe Yayınları aracılığıyla okuyucu ile buluştu. Hayat gailesinden artırarak yazıya ayırdığı zamanın ve iç sesinin nihayet somut bir karşılık bulduğunu ifade eden Samur, “Yazı vesilesiyle bir fikrin, sezginin peşine düşüyorum. Bir süre o evrende yaşıyorum. Dış dünyanın dikkatimi dağıtmadığı zamanlar, her yazar gibi anlatının kendine has dünyasında vakit geçiriyorum” diyor. Kendisi için asıl meselenin “dünyayı yazarak okumak, düşünmek, kayda geçirmek” olduğunun altını çizen Samur, yazar olmaktan ziyade yazıyor olmayı önemsediğini belirtiyor. “Yazar olmak bir başkasının onayıyla elde edilen bir persona. Yazıyor olmaksa yakıtını içeriden alan bir varoluş hali” diye anlatıyor.

İlk öykü kitabınız Açık Deniz şimdi okurların elinde. Bu ilk temas ne hissettirdi? Size ne gibi dönüşleri oldu?

Açık Deniz, 2025 Eylül ayında yayımlandı. Elime kitabı ilk aldığımda mutluluğu ve heyecanı bir arada hissettim. Hayat gailesinden artırarak yazıya ayırdığım zaman, iç sesim, defterlere aldığım notlar, okuduğum kitaplar somut bir karşılık buldu. Öykülerimi çeşitli dergilerden takip ettiği için kitabı alanlar oldu. Bununla beraber, tanışmadığımız halde kitabı okuduktan sonra iletişim kurmaya başladığım birçok insan hayatıma girdi. Açık Deniz’de belli bir düşünsel derinliği koruyarak farklı anlatı teknikleri kullanmak istedim. Bunun okuyucuda bir karşılık bulması da beni mutlu eden şeylerden biri. Olumlu dönüş yapanların en sık vurguladığı noktalar: öykülerimde sezginin merkeze alınması ve öykülerin katmanlı oluşu. Anlatı akışında çeşitli görseller kullanılması, bazı öykülerde parçalı bir zaman akışı bulunması, birden fazla anlatıcının varlığı gibi durumların farklı bir okuma deneyimi yaşattığını ifade edenler oldu. Bununla beraber, “Cim Karnında Nokta”, “Askıda Rüyalar” gibi öykülerdeki politik damarı dikkat çekici bulduğunu söyleyen geri dönüşler aldım. Öykülerime okuru ortak etmeyi, metinlerin katmanları arasında dolaştırmayı önemsiyorum. Bu nedenle yazarken kasıt gözetmediğim bir pasajın bile yeri geldiğinde okur bakışıyla zenginleşerek yeni bir düşünce kanalı açması kıymetli geliyor.

Yazarken bir fikrin peşine düşüyorum

Kitaptaki on üç öykünün her biri birbirinden egzotik zamanlarda, mekânlarda geçiyor. Bu farklılıkların anlatının sınırlarını genişletme isteğinizden doğduğunu söyleyebilir miyiz?

Dijital dünya ile birlikte anlama ve anlatma biçimlerimiz de dönüşüm halinde. Zihnimiz hiç olmadığı kadar parçalı, sıçramalarla dolu. Bir el şıklatması kadar sürede Reels atlayabiliyoruz, sayılı dakikada onlarca farklı yaşama tanıklık ediyoruz. Bu düşünme biçimi, benim yazı yolculuğumu da etkiledi. Çoğu zaman çağrışımlarla dolu olan zihnimi geçmişi ve geleceği birlikte yoklama, hafızayı ve hayal gücünü kullanarak çeşitli atmosferler kurgulama noktasında cesaretlendirdi. Yazı vesilesiyle bir fikrin, sezginin peşine düşüyorum. Bir süre o evrende yaşıyorum. Dış dünyanın dikkatimi dağıtmadığı zamanlar, her yazar gibi anlatının kendine has dünyasında vakit geçiriyorum. Yazdığım bir metne ikna olmadığımda sürdürmem zor oluyor. Yalnızca aidiyet duyduğum, dahil olduğumu hissettiğim zamanları, mekânları yazabiliyorum. Bu bir nevi oyun alanı aslında. Öykü yazarken kurallarını gönlümce belirleyebildiğim bir oyun oynuyorum. Zamanlar arasında sıçramak da detaylarıyla bir mekân kurgulamak da bu oyunun bir parçası.

“Ne de olsa yazmakta yaşamaktan daha iyiyim” cümlesi kitaba ismini veren Açık Denizde geçiyor. Cümlenin gerçek hayatta sizdeki karşılığını merak ediyorum…

Yazmanın ve yaşamanın birbirinin karşıtı ya da ikamesi olup olmadıkları konusu sıkça konuşulur. Bu öykü bağlamında karakterime hak versem de kişisel olarak katılmıyorum. Yazmak her zaman yaşamanın bir parçası. Yaşam ise ikiliklere itirazla kuruluyor çoğunlukla. Açık Deniz öyküsü kurgusu itibarıyla kıyı ile denizin, ölüm ile yaşamın, geçmiş ile geleceğin arasındaki gerilimi konu ediniyor. Kitabın ismi de aynı amaca hizmet ediyor. Denizlere, yüksek bir dağa, güzel bir manzaraya yakınken, izlemek mi içinde bulunmak mı gerektiğine dair bir kıyaslama yapılır çoğu zaman. Öykülerim de bu çeşit bir eşikte, karşıtlıkların iç içe olduğu bir noktada konumlanıyor. Bir ayağıyla içsel çatışmalara diğer ayağıyla toplumun, mekânın hafızasına uzanan öyküler var Açık Deniz’de.

Aslolan “yazar” olmak değil yazmak

Post Öykü, Dergâh, Mahalle Mektebi gibi dergilerde daha önce öyküleriniz yayımlandı ancak ilk kitabınızın yayımlanması yazarlık algınızı değiştirdi mi?

Yazar olmaktan ziyade yazıyor olmayı önemsiyorum. Yazar olmak bir başkasının onayıyla elde edilen bir persona. Yazıyor olmaksa yakıtını içeriden alan bir varoluş hali. Kitabım çıktığında elbette edebi anlamda yetkin hissettirdiği için mutlu oldum. Fakat aslolan halenyazıyor olmak benim için. Dünyayı yazarak okumak, düşünmek, kayda geçirmek. Bu nedenle kitabımın yayımlanmasıyla yazarlık algımda büyük bir değişim olmadı.

Son olarak, yeni kuşak yazarların dil ve biçimle daha cesur deneyler yaptığı görülüyor. Sizce bugün edebiyatta asıl yenilik nerede gerçekleşiyor; anlatıda mı, dilde mi, yoksa bakış açısında mı?

Çağdaş edebiyattaki yenilikleri tek bir alana indirgemek pek mümkün görünmüyor. Dil, biçim ve anlatı zaten birbirinden bağımsız ilerleyen şeyler değil. Yine de asıl belirleyici olanın bakış açısı olduğunu düşünüyorum. Çünkü dilde ya da biçimde yapılan her yenilik, eğer yeni bir görme, kavrama biçimine yaslanmıyorsa kısa sürede kendini tekrar eden bir form haline geliyor. Konuştuğumuz cesur hamlelerin bir karşılık bulabilmesi için, metnin dünyaya nasıl baktığını da yenilemesi gerekiyor. Metin gerçekten yeni bir yerden konuşabiliyorsa, kullandığı dil de anlatı tekniği de buna göre dönüşüyor.

Yorum Yaz