Bir direniş biçimi olarak sanat

Güncel KÜLTÜR SANAT

Gazze’de yaşanan yıkım, kuşatma ve soykırım, yalnızca politik bir kriz değil; aynı zamanda insan vicdanına açılan derin bir yara. Ancak bu yaradan filizlenen bir başka gerçek daha var: Direnişin sanata dönüşen hali ve direnişin ta kendisi! Bombaların gölgesinde büyüyen notalar, duvarlara çizilen umutlar, dizelere sızan acılar, kırmızı halılara taşan bayraklar, beyazperdeye yansıyan görüntüler ve dahası! Tüm dünyada sanat Gazze ve tüm Filistin halkı için suskunluğun değil, haykırışın dili oluyor. Yerel ve uluslararası sanatçılar, bu sessiz çığlığa kulak veren eserlerle hem tanıklık ediyor hem de direniyor.

Gazze, yıllardır sadece çatışmaların, yıkımın ve acının değil; aynı zamanda direnişin, dayanışmanın ve yaratıcılığın da mekanı. Kuşatma altındaki şehirde hayat, tüm zorluklara rağmen sürerken, sanat da sessiz bir direniş biçimi olarak öne çıkıyor. Üstelik sadece orada değil, tüm dünyada! Yerelden uluslararası bir konumda; bombaların gölgesinde doğan resimler, yerle bir olmuş sokaklara yazılan şiirler, enkazlar arasında yankılanan melodiler... Her biri, sadece yaşananları belgelemekle kalmıyor, aynı zamanda insan onurunu ve umudunu ayakta tutan bir direniş dili kuruyor. Gazze’deki sanatçılar, yaşadıkları travmaları ifade etmenin yollarını ararken, aynı zamanda dünyaya sesleniyor: “Biz buradayız, yaşıyoruz, direniyoruz.” Sanat, burada yalnızca estetik bir ifade değil; yaşamı yeniden kurmanın, belleği canlı tutmanın ve özgürlüğe olan inancı diri kılmanın bir yolu. Ve şimdi bu ses, sınırları aşıyor; dünyanın dört bir yanındaki sanatçılar, bu çağrıya kendi dilleriyle yanıt veriyor. Biz de bu direnişi ve dili Litros Sanat’ın yeni sayısında yönetmen ve festival direktörü Abdülhamit Güler, gazeteci-yazar Gülcan Tezcan, sanatçı Hülya Yazıcı, mozaik sanatçısı ve küratör Meyçem Ezengin, Filistin araştırmacısı ve yazar Peren Birsaygılı Mut, sanatçı ve sanat yönetmeni Vahhab Ayhan ve gazeteci-yazar Funda Karayel ile konuştuk.

Abdulhamit Güler: Bugüne kadar cılız ve az olan sesler çoğaldı ve yükseldi

Sinema var olduğu zamandan beri bölgesel, toplumsal ve küresel olaylardan etkilenmiştir. 7 Ekim’den sonra iki yıl boyunca aralıksız devam eden soykırım; bütün dünyada halklar, aydınlar ve sanatçılar arasında da bir uyanışa sebep oldu. Hollywood yıldızlarının başı çektiği birçok oyuncu, yönetmen, yapımcı, senarist, tiyatrocu, ressam, heykeltıraş, müzisyen ve edebiyatçı soykırıma karşı sesini yükseltti. Bugüne kadar cılız ve az olan sesler artık çoğaldı ve yükseldi. Bunların ürüne dönüşmesi için elbette zaman lazım. Birçok sanat alanında yakın zamanda çok fazla ürünle karşılaşacağımızı düşünüyorum. Bu iki yıllık süreçte bile sinema özelinde dünyada ses getiren önemli birkaç filmden bahsedebiliriz. “Hind Rajab’ın Sesi”, “Filistin 36”, “Başka Yer Yok” gibi filmler dünyanın en önemli festivalleri ve Oscar başta olmak üzere bütün organizasyonlarda ses getirdi ve ödül aldı. Hollywood’un önemli isimleri Filistin filmlerine yapımcı oldu.

İtiraz etmek direnişin başlangıç noktasıdır 

Aslında yapısı itibarıyla sanat zaten bir direniş alanıdır ve sinema da bu direniş alanının en güncel, en popüler üretim mecralarından biridir. Sinemadaki bütün kuramlar ve akımlar bir şeye itiraz olarak doğmuştur. İtiraz etmek de direnişin başlangıç noktasıdır. Herhangi bir olaya baskıya zulme haksızlığa karşı el kaldırmak, ses yükseltmek, bir şey üretmek direniş anlamına gelir. Bu açıdan baktığımızda iki yıldır giderek yükselen şekilde sinemacıların İsrail soykırımına karşı sesini yükseltmesi, Gazze’de yaşanan soykırım hakkında susmaması, Filistin’i desteklemesi direnişin başlangıç noktasıdır. Ve bu konuda filmler üretildikçe, sanatın diğer alanlarında üretimler arttıkça direniş kalıcı hale gelecek. Bir ülke düşünün ki o ülkede film çekemiyorsunuz, hiç sinema salonu yok ve o ülke adına yapılan filmleri o ülkenin dışındaki insanlar izliyor. Bu da demek oluyor ki konunun Filistin olduğu, itirazın söz konusu olduğu her türlü film, kim yapmış olursa olsun aslında Filistin için yapılmış olacaktır. Üretimler çoğaldıkça da şu an sokaklarda gördüğümüz gibi gelecek nesillerin İsrail’e ve Filistin’e bakışının değiştiğini görmüş olacağız.

Gülcan Tezcan: Gazze’deki direniş güncel sanatın içinde de yer aldı 

Gazze ile ilgili iki yıldır pek çok eser ortaya konuldu. Gazze’deki ve diasporadaki Filistinliler ve bu özgürlük mücadelesini destekleyen dünyanın farklı ülkelerinden sanatçılar dayanışma için eserler ürettiler, üretmeye de devam ediyorlar. Çok büyük ve ses getiren sokak eylemlerinde duyduğumuz, seslendirilen pek çok şarkı var özellikle yurt dışında. En bilinenlerden biri Filistinli müzisyen Llunr’un "Wake Up" şarkısı. 7 Ekim sonrası çokça belgesel, kısa film de çekildi. Güncel sanata yansımaları da oldu. Sözgelimi ünlü sokak ressamı Banksy, İngiltere Hükümeti'nin Gazze eylemlerine yönelik katı, baskıcı ve adaletsiz tutumuna tepki olarak Londra'nın merkezindeki mahkeme binasının dış duvarına bir grafiti resim yaptı. Dünyanın gözleri önünde iki yıldır devam eden katliama farklı disiplinlerdeki sanatçılar bağımsız olabildikleri ölçülerde tepki veriyor. Eserleri ile insani ve vicdani duruşlarını ortaya koyuyorlar. Türkiye’de ise sanat çevrelerinde hâlâ Gazze’ye destek verirsem Hamas yanlısı görünür müyüm endişeleri var ne yazık ki. O bakımdan Türkiye’deki sanatçılar içinde çok az isim bu anlamda eserleriyle insanlığını gösterebilecek kadar bağımsız. 

Sanat insanlar için bir direniş biçimi

Şu an dünyanın dört bir yanında sokaklarda bu kadar büyük ve ses getiren eylemler yapılıyorsa bunda Mahmud Derviş’in şiirlerinin, Naci el Ali’nin çizgilerinin, on yıllardır Filistin’de olup bitenleri sinema perdesine taşıyan yönetmenlerin, milyonların karşısında konser verirken Filistin’den, Gazze’den söz eden müzisyenlerin, Roger Waters, Susan Sarandon, Javier Bardem gibi yıllardır her platformda bu işgal rejimine ve soykırıma karşı duran sanatçıların çok büyük payı var. Bu, direnişin Gazze dışındaki fitilini ateşleyen kısım. Çünkü uzun yıllar boyunca dünya halkları Siyonist medya tarafından manipüle edildi ve işgal devleti İsrail’in yalanlarına inandırıldı. Siyonist sermayenin hakim olduğu Hollywood’da Holokost anlatısıyla İsrail’in tüm vahşetine adeta meşruiyet kazandırdı. Ancak sanatın gücü mazlumların sesini yükseltirken gerçekler ve samimiyetten beslendiği için izleyenlerde, dinleyenlerde daha kalıcı ve harekete geçirecek izler bıraktı. Bir de güvenli tek bir noktanın olmadığı, bombaların hiç durmadan can aldığı Gazze’de yoksunlukları içinde resimlerini yapan, belgeseller çeken, sesini, sözünü, çığlığını duyurmaya çalışan Filistinli sanatçılar var. Zaten Gazze’de ve Filistin’in tamamında sanat bir direniş biçimi insanlar için. Özellikle sinema bağlamında uzun metraj ve belgesellerle Filistin Sineması olarak adlandırdığımız başlık oluştu. 1948’den itibaren edebiyat, özellikle şiir, sinema, resim, karikatürler hem işgali belgeledi hem de direniş ruhunu canlı tuttu.

 

Hülya Yazıcı: Ülkemiz sanatçıları için siyasi bir durumdu

Filistin’de uzun yıllara dayanan insani zulüm, tecrit ve 7 Ekim 2024 tarihinden itibaren süren soykırım ve işgal yalnızca bir aidiyet değil insanlık sorunu olarak bütün dünya insanlığının gündemine oturmuştur. İnsan haklarının bu derece ihlali ve yok sayılması, kural ve kanun tanımazlık ve yapılan zulmün terörist devlet tarafından örtbas edilmeye çalışılması karşısında Gazze halkının tavizsiz direniş süreci; ödenen büyük bedeller karşılığını bulacaktır diye ümit ediyorum. Dünya sivil toplumun duyarlılığının ve kitlesel kararlı direnişinin ne kadar büyük bir yaptırım gücü olduğu ilk kez bu şekilde test etmiştir. Ülkemiz sanatçılarının çoğunluğu için bu bir insanlık sorunundan ziyade siyasi temelli, dünya görüşleriyle ilgili ya da maddi endişeleri nedeniyle ilgisiz kalma yolunu tercih ettikleri bir süreç olmuştur, elbette az sayıdaki istisnaları dışında tutarak ifade ediyorum.

Dilerim ki bu tavır ve iyilik için direniş çoğalarak artsın 

Sanatın ve sanatçının duruşu, gösterdiği tepki yeterli boyutta ise; toplumda ortak bir bilinç, tepki gücü ve farkındalık yaratılabilir. Aynı zamanda yaşananların unutulmaması ve tekrar etmemesi açısından ortaya çıkan iyi sanat ürünleri belgesel niteliğindedir. Son olarak şunu söylemeliyim ki sanatsal ürün yalnızca bir nesne olarak değerlendirilmiyor artık, dünyanın güzel insanları öyle müthiş bir duruş, yaratıcı performanslar, soykırımın acımasızlığını insanlara en korkunç haliyle betimlemeye çalıştılar ki bunu herhangi bir karşılık beklentisiyle değil yalnızca insan oldukları ve insan kardeşlerinin yaşadıklarını göstermek, süregiden kötülüğü durdurabilmek için yaptılar. Bu en güzel davranış biçimidir, bir yaşama biçimi olan sanat tam da bununla ilgilidir, bu tavır ve iyilik için direniş çoğalarak artsın dilerim.

Meyçem Ezengin: Gazze’deki sessizliği delen sanattır

Sanat, tarih boyunca direnişin en sessiz ama en güçlü dilidir. Sözcüklerin sustuğu, görüntülerin yasaklandığı, seslerin bastırıldığı yerlerde bile sanat, insanın onurunu, acısını ve umutlarını taşır. Gazze’de yaşananlar sadece bir coğrafyanın trajedisi değil; insanlığın vicdanına kazınan bir sessizlik sınavıdır. Bu sessizliği delen ise yine sanattır. Gazze’de yaşanan soykırım, dünyanın dört bir yanında sanatçılar için hem vicdani hem de insani bir sarsıntı yarattı. Bu acı, sanatın diline farklı biçimlerde yansıdı, bazıları protesto, bazıları anma, bazıları da insanlığın ortak vicdanına seslenen eserler aracılığıyla… Türkiye’de de bu duyarlılığı taşıyan çok sayıda sanatçı, sessiz kalmamak adına üretimlerinde bu temayı işledi ya da dayanışma temelli projelerde yer aldı.

Orada sanat, bir estetik arayıştan öte, bir varoluş direnişidir

Gazze’de sanat, yıkıntılar arasından doğan bir çiçek gibidir. Bazen bir duvarın üstüne çizilen bir çocuk yüzünde, bazen bir annenin ağıtında, bazen de bir taşın üzerine yazılan tek kelimede vücut bulur. Her renk, her çizgi, her ses, hayatta kalmanın, kimliğini korumanın ve var olmanın ifadesidir. Çünkü orada sanat, bir estetik arayıştan öte, bir varoluş direnişidir. Gazze’nin çocukları, resimlerinde gökyüzünü hâlâ mavi çizer. Oysa üstlerinden geçen uçaklar mavi değildir. Bu bile başlı başına bir direniştir; hayal gücünün ölmediğini, kalbin hâlâ umutla attığını gösterir. Sanat, Gazze’de sadece geçmişi belgeleyen bir tanık değil, aynı zamanda geleceği kurma cesaretidir. Bir tablo, bir şiir, bir ezgi… Belki dünyayı değiştiremez ama kalpleri değiştirebilir. Kalpleri değiştiren her şey de dünyayı dönüştürmeye başlar. Bu yüzden Gazze’de sanat, barut kokusuna karışan bir dua gibidir hem acının içinden yükselir hem de umudu taşır. Sanat, Gazze’de ölümü değil yaşamı anlatır. Çünkü orada sanat yapmak, nefes almak kadar cesur, umut etmek kadar devrimcidir. Sanat, doğrudan savaşları durduramaz belki ama insanın vicdanını diri tutar, unutturmamayı sağlar. Yaşanan katliamlar ve soykırımlar karşısında sanatın direniş biçimi, sessiz ama kalıcı bir tanıklıktır. Sanat; yıkıma, acıya ve haksızlığa karşı insan ruhunun ışığını koruma çabasıdır.

Peren Birsaygılı Mut: Bu eserler, sadece galerilerle sınırlı kalmadı, sokaklara da taştı

Hem Türkiye’de hem de dünyada, Gazze’de yaşanan soykırımı sanat yoluyla belgeleyen pek çok eser üretildi. Çok sayıda fotoğraf ve resim sergisi açıldı. Özellikle genç kitlenin dikkatini çeken grafiti olarak adlandırdığımız duvar boyama sanatında da Filistin yanlısı harika işler yapıldı. Yani bu eserler, sadece galerilerle sınırlı kalmadı, sokaklara da taştı. Filistin direniş tarihinin 100 yıllık hikayesine baktığımızda, dünyanın farklı yerlerinden bu denli çok sanatçının aynı anda Filistin üzerine çalıştığı başka bir dönem daha yok. Ve İsrail’in şu anda en büyük amacının Gazze Soykırımı’nın izlerini silmek olduğunu düşünürsek, hepsi de fevkalade bir önem içeriyor. Zira hem tarihe tanıklık etmiş hem de gördüklerini sanat yoluyla herkese duyurmuş oluyorlar. 

İsrail, Filistin davasını anlatan sanatçıları hep tehdit olarak gördü

Sanat ve edebiyat, bir yerde yaşanan bir haksızlığı dünyaya duyurmanın en etkili yoludur. Zira bombaların yarattığı tahribatı bir süre sonra silebilirsiniz ancak bir sanat eserinin ya da bir şiirin kalplerde bıraktığı etki, nesiller boyunca devam eder. Filistinli büyük sanatçı Naci el-Ali, Filistin’de yaşananları anlatan meşhur karikatürü Hanzala’yı 1969 senesinde çizmişti. Üzerinden neredeyse 60 sene, yani bir nesil geçmiş ancak şu anda bütün dünya hâlâ Hanzala’yı konuşuyor. Tam da bu yüzden, İsrail daima Filistin davasını anlatan sanatçıları kendisine büyük bir tehdit olarak görmüştür. Gazze’de 7 Ekim’den bu yana onlarca sanatçı ve yazar şehit edildi. Neredeyse yıkılmayan hiçbir kültür kurumu ya da sanat galerisi kalmadı. Ve hepsi de özellikle hedef alınarak bombalandı. Tesadüfen değil… Ve bu yaptıkları da anlık bir reaksiyonun sonucu değil tam aksine uzun vadeli bir planın parçasıydı. İlk olarak, soykırımı dünyaya duyuracak sanatçıları ve kültür kurumlarını hedef almaları, gayet düşünülmüş bir şeydi.

Vahhab Ayhan: Sanat hakikatin yeniden kurulma alanıdır

Sanat, yoksulların, susturulanların, dışlananların hikayelerini görünür kılar. Bu nedenle sanatın politik ama insani bir eylem olduğunun altını çizmek gerekir. Sanat iyileştirmez, acıyı dindirmez ama bir halkın acısının görülmesini, hissedilmesini sağlar. Tabii bunun için bir alan ve destek gereklidir. Çünkü İsrail’in yalnızca askeri alanda değil, sanatın tüm alanlarında da bir sansür politikası yürüttüğünü görüyoruz. Sinemada, müzikte, edebiyatta, hatta sergilerde bile “hangi hikayenin anlatılacağı”na dair bir hegemonya çabası mevcut. Kendi mağduriyet anlatısı üzerinden şekillendirdiği bu kültürel iktidar karşısında, yeni bir dil kurmak zorunludur. Sanat, yalnızca bir ifade biçimi değil, hakikatin yeniden kurulma alanıdır. Gazze bugün yalnızca İsrail devletine karşı değil, tek hakikat, tek doğru, tek yol iddiası üzerine kurulu siyonist zihniyete de karşı direnmektedir. Gazze’nin direnişi, yalnızca askeri bir direniş değil; var olma hakkının ve insan kalma ısrarının direnişidir.

Bu direnişin en güçlü biçimlerinden birini gazeteciler ve sanatçılar üstleniyor

Sanat, Gazze direnişinde etkili olmuştur. Her şeye rağmen, bu direnişin en güçlü biçimlerinden birini gazeteciler ve sanatçılar üstleniyor. Sosyal medya ve alternatif mecralarda, dünyanın susturulmaya çalışıldığı bir dönemde gerçeğin görünür kalmasını sağladılar. Gazze’de şu ana kadar 270’den fazla gazeteci yaşamını yitirdi. Bu, yalnızca bedenlerin değil, tanıklığın da hedef alındığını gösteriyor. Gazze’de yaşananlar dünya medyasında eksik veya çarpıtılmış şekilde yansıtılıyor. Ancak sanatçılar, gazeteciler ve sosyal medya aktivistleri aracılığıyla resimler, filmler, şiirler ve duvar yazıları, bu sessizliğe karşı bir tanıklık biçimi oluşturuyor. Bu sayede insanların acıyı “görmesi” ve insanlığın haksızlık karşısında susturulamayacağını hatırlaması mümkün oluyor.

Funda Karayel: Sanat her zaman bir direniş biçimi olmuştur

Gazze’de yaşanan insani felaket, yalnızca politik ya da insani bir mesele olarak değil; sanat aracılığıyla da dile getiriliyor hem bir kayıt hem de bir direniş biçimi olarak. Sanat her zaman bir direniş biçimi olmuştur. Gazze söz konusu olduğunda da durum farklı değil. Dünyanın dört bir yanında sanatçılar, kelimelerin yetmediği noktada imgelerle, seslerle, nakışlarla, performanslarla bir vicdan dili kuruyor. Öte yandan artık barış gelmeli. Bu kadar açık, bu kadar insani bir talebi hâlâ söylemek zorunda oluşumuz bile başlı başına bir trajedi. Ama yine de sanatın en güçlü yanı şu, karanlığa rağmen, insanın içindeki ışığı gösterebiliyor.

 

  • Washington, DC / Pennsylvania Avenue

Nisan 2025’te Pennsylvania Caddesi boyunca yaklaşık 17 bin çift çocuk ayakkabısı dizildi. Her biri Gazze’de hayatını kaybeden bir çocuğu simgeliyordu. Bu sessiz ama sarsıcı enstalasyon, UNICEF verilerine göre 15 bini aşkın çocuğun ölümüne dikkat çekti. Bu çalışma, aslında “sessiz tanıklığın” en güçlü örneklerinden biri oldu.

 

 

  • Amman, Ürdün – Darat al Funun / Under Fire

 

Gazze’den çıkarılan eserlerle kurulan bu sergi; defter yaprakları, tıbbi ambalajlar, çay ve nar gibi doğal boyalarla yapılmış işler içeriyordu. Sanatçılar, sınırlı kaynaklarla bile üretmeye devam ederek “kaydedilmiş soykırım sanatı” kavramını doğurdu.

 

 

  • Londra, P21 Gallery – Art of Palestine: From the River to the Sea

 

Gazze ve diasporadaki sanatçıların işlerini bir araya getiren bu sergi, Samia Halaby, Nabil Anani gibi isimlerin eserleriyle birlikte, Gazzeli çocukların çizimlerini de içeriyordu. Nakış panelleri, “Palestinian History Tapestry” projesinden bölümlerle sunuldu.

 

  • Paris – Saved Treasures of Gaza

Institut du Monde Arabe’da sergilenen bu koleksiyon, 5 bin yıllık Gazze tarihini temsil eden arkeolojik eserleriyle, kültürel belleğin yok sayılışına karşı bir direniş oluşturdu. Sergi, bu mirasın insanlığın ortak hafızasında yer alması gerektiğini hatırlatıyordu.

 

 

  • Dundee, İskoçya – V&A Dundee / Thread Memory

 

Filistin nakışlarını kültürel bir direniş biçimi olarak ele alan bu sergi, Nakba’dan bugüne uzanan 150 yıllık hikayeyi anlattı. Enkazdan çıkarılmış bir çocuk elbisesi, kültürel inancın hâlâ ayakta olduğunu gösteren en çarpıcı simgelerden biriydi.

 

 

  • Berlin – Spore Initiative

 

Neukölln’deki bu sanat alanı, İsrail-Filistin çatışmasının sansürsüz konuşulabildiği nadir mekanlardan biri. Burada ticari ya da fon bağımlılığı olmadan düzenlenen sergiler, “soykırım şiddetinin” sanatsal ifadesine alan açıyor.

 

 

  • Mazzarino, İtalya – The Gaza Genocide Farm Cultural Park

 

Palazzo Tortorici’de açılan bu sergi, videolar, tanıklıklar ve fotoğraflarla Gazze’de yaşanan yıkımı anlatıyor. Sadece bir sergi değil, kültürel bir vicdan çağrısı niteliğinde.

 

 

  • Dubai & Körfez – Reel Palestine Film Festivali

 

Filistin sinemasına alan açan bu etkinlik, bağımsız yönetmenlerin hikayelerini görünür kılıyor. Aynı zamanda el sanatları, yemek ve kitaplarla kültürel bir köprü kuruyor.

 

 

  • Venedik Film Festivali 2025

 

Venedik’te de Gazze gündemdeydi. Binlerce kişi “Free Palestine” sloganlarıyla yürüdü. Venice4Palestine oluşumu, sanat dünyasında açık bir dayanışma çağrısı yaptı. Bu protesto, sinemanın yalnızca bir sanat değil, aynı zamanda bir vicdan alanı olabileceğini yeniden hatırlattı.

Ali DEMİRTAŞ
Ali DEMİRTAŞ

Gazeteci ve film yapımcısı. 10 Nisan 1996 tarihinde Niğde’de doğdu. 1999 yılından beri İstanbul’da yaşıyor. Lisans eğitimini İstanbul Arel Üniversitesi’nde yüzde 100 başarı bursu ile Gazetecilik üzeri ...

Yorum Yaz