Osmanlı’nın terapi yöntemi: Filografi

Güncel GELENEKLİ SANATLAR

Osmanlı Dönemi’nin sanatla yoğrulmuş atmosferinden günümüze uzanan filografi, yalnızca bir süsleme değil; sabrın, emeğin ve içsel dinginliğin dışa vurumu. Yüzyıllar önceki ustaların elinden çıkan bu zarif sanat, günümüzde modern dokunuşlarla yeniden hayat buluyor. Biz de filografi sanatını yakından tanımak için filografi sanatçıları Recep Çiloğlu, Mustafa Tekoğul, Süleyman Özcan’la bir yolculuğa çıktık. 

Osmanlı’da her biri kendi alanında usta olan sanatçılar, gönüllerinden gelen ilhamla eserlerine can veriyor, ruhlarını ahşaba, taşa, kumaşa işliyordu. Zamanın tozlu sayfalarında kimi eserler yitip giderken, bazıları köklü bir gelenek gibi varlığını sürdürmeyi başardı. İşte o sanatlardan biri de, ahşap bir plaka üzerine çakılan çivilerin ve ince iplerin sabırla ördüğü bir zarafet: Filografi. Bir dönem saraydan atölyelere kadar uzanan bu sanat, bugün hâlâ onu yaşatan sanatçılarla birlikte geçmişin aynası olmayı sürdürüyor. Her bir ip, geçmişle bugün arasında kurulmuş görünmez bir köprü gibi… Filografi, yüzyılları aşan bu yolculuğunda, sabrın, estetiğin ve içsel huzurun sembolü olmaya devam ediyor. Biz de bu sembolü hâlâ göğsünde taşıyan onu büyüten ve geliştiren sanatçılarımız Recep Çiloğlu, Mustafa Tekoğul ve Süleyman Özcan ile bir filografinin geçmişini ve geleceğini konuştuk.

El emeği göz nuru bir sanat 

 Recep Çiloğlu: Sanat bize sabrı, sevgiyi yani aşkı öğretir; tefekkür etmeyi öğretir. Sanat insana sükunet yani huzur, gönül rahatlığını, kalbe huzuru ve sükuneti verir. Her yapılan sanat kalpten dökülen bir sevgidir, özlemdir, vuslattır; el emeği göz nurudur.

Her bir eseri ortaya çıkarırken hepsinde ayrı bir aşk vardır. Aşk denilen varlığın bir namesi vardır ki bazen gönüle düşer, bazen dile gelir, bazen söz olur yazıya dökülür. Aşk ile olunca ahşabın üzerine tel ve çivinin estetiğiyle gönülden düşen ve ortaya çıkan bir zarafettir. Filografi sanatı, geleneksel el sanatıdır. Geleneksel el sanatları özgün ve kural anlayışı ile usul ve teknikleriyle yapılırsa sanata değer katar, sanata ve sanatçıya olan saygının göstergesi olur. 

Filografi sanatı, gün geçtikçe daha fazla yaygınlaşıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından “Somut Olmayan Kültürel Miras” listesine alınan bu sanatı gençlere tanıtmak için yaptığım eserleri halka açık sergilere sunuyorum. Bazen okullarda, idarecilerin izniyle gönüllü olarak tanıtım yapıyor, eserlerimi anlatıyorum. Ayrıca, görev yaptığım yerdeki yatılı hafızlık Kur’an kursunda da gönüllü olarak filografi kursları veriyorum.

Muhakkak bir sanata gönül verin 

Gençlere tavsiyem; hangisi olduğu önemli olmaksızın muhakkak ki bir sanatı öğrenip icra etsinler. İster filografi olsun ister başka bir sanat dalı olsun ama muhakkak severek, aşkla yapabileceği sanata gönül versinler. 

Her ip her çivi hayal dünyamızı yansıtıyor

 Mustafa Tekoğul: Filografi… Bir tutkudur, bir sevgidir, bir aşktır. Bu sanatla meşgul olan insanlar, aslında ruhlarının en derin yerinde bir huzur bulurlar. Filografi ile uğraşan biri ne psikiyatriste ne de psikoloğa ihtiyaç duyar çünkü bu sanat, insana terapi gibi gelir. Bu işle uğraşanlar daima ruhen sağlıklıdır, hayata pozitif bakar, hatta alzheimer gibi hastalıklardan bile uzak kalırlar. Filografi yapan kişi adeta bu dünyadan kopar, bambaşka bir hayal alemine geçer. Her çivi, her ip, onun iç dünyasından bir parçayı yansıtır. Yaptığı her tablo, ruhunun güzelliğini dışa vurduğu bir aynadır.

İçimizdeki duyguların sessiz ifadesi 

Filografi çalışması, herkes için farklı bir anlam taşır. Ben ise; içimde yaşamak isteyip de yaşayamadığım sevgiyi, aşkı ve duyguları filografi yaparken hissediyorum. Her ip, içimdeki duyguların sessiz bir ifadesi gibi… Günümüzde ise ne yazık ki insanlar sevgisiz, ruhsuz, duygusuz… Öz değerlerini kaybetmiş bir hâlde yaşıyorlar. Sokaklar, bu duygularını yitirmiş yapay insanlarla dolu.

İşte bu yüzden filografi, benim için insanlara ulaşmanın ve onlara dokunmanın bir aracı. Pozitif düşünceyi, olumlamayı, sevgiyi bu sanat aracılığıyla aktarmak istiyorum. Çünkü ağzımızdan çıkan her söz, kalbimizden geçen her his ve kurduğumuz her hayal bir frekansla gökyüzüne yayılır ve tekrar bize döner. Bu pozitifse pozitif, negatifse negatif olarak…

Ben inanıyorum ki, gerçek eğitim okullarda verilenin ötesindedir. Gerçek eğitim; insanın ruhuna dokunan, onu güzelleştiren, üretmeye ve paylaşmaya yönlendiren etkinliklerde gizlidir. Filografi de işte tam olarak böyle bir eğitimdir. Ruhun zarafetle yoğrulduğu bir alan…

Osmanlı’da akıl hastanelerinde terapi yöntemiydi 

 Süleyman Özcan: Filografi sanatı, benim her platformda dile getirdiğim gibi tam bir sabır işi. Çünkü zaman gerekiyor, güç gerekiyor, maddiyat gerekiyor ve bunların hepsini kapsayan en güzel tabir sabır oluyor. Tabii bu süreçte o kadar güzel bir terapi oluyor ki çoğu derdi tasayı sizlere unutturuyor. Bu yüzdendir ki Osmanlı Devleti zamanın da akıl hastanelerinde terapi yöntemi olarak da kullanılmıştır. Yaptığım birçok workshopta da katılımcıların hepsinden aynı reaksiyonu almam bunu tam anlamıyla ispatladı. 

İşin başlamasından bitimine kadar her anı ayrı bir heyecan katmaktadır. Her çaktığınız çiviye anlam yüklüyorsunuz. Çünkü kullanılan her şey bir bütünün parçaları… Bir çivinin eksik olması demek sanatınızın eksik olması anlamına geliyor. Ama öyle bir an var ki en küçük çalışmamda da en büyük çalışmamda da beni benden alıyor. Çalışmam bittiğinde şövaleye koyup karşıdan izlediğim o an… Kelimelerin kifayetsiz kaldığı an ve her çalışmamda da aynı duyguları yaşamaktayım. O yüzden her çivinin de her santimetre telin de yeri önemi benim için paha biçilemez.  

Unutulmaya yüz tutmuş tüm sanatlara yönelmeli 

Malum çağımız teknoloji çağı ve bu çağa hızlı bir geçiş süreci yaşadık. İnsanlık tarihi bu gibi geçişleri uzun zamanlara yaydığı için geçişler çok daha kolay olmuştu. Fakat teknoloji çağına olan hızlı geçiş Filografi sanatı gibi unutulmaya yüz tutan el emeği sanatların durumunu olumsuz anlamda daha da hızlandırmıştır. Elbette kıymetini bilen büyük bir kitle var olmakla birlikte bir kesim de ticari olarak bakıp teknolojik ürünlerle kıyaslanıyor. Bilgisayar baskısı ile yaklaşık 30 saniye süren bir ürün ile günleri bazen haftaları alan çalışmaların kıyaslanması da bizleri üzüyor diyebilirim. Emeği yerinde ve aşamalarında gören bir kesim ise filografi sanatına büyük saygı duyuyor. Bizler de bu sanatın tanınmasına ve yayılmasına elçilik etmeye devam edeceğiz.

Genç nesil ilk başlarda tam anlamıyla değerini anlamlandıramasa da işin içine girdiğinde ve değerini gördüğünde gerekli hassasiyeti gösteriyor. Özellikle yine workshoplarda ve sergilerde sıkça karşılaştığımız gibi insanların bakışlarındaki hayranlık ifadesi bizleri çok onore ediyor. Gençler sadece filografi alanında değil tüm unutulmaya yüz tutmuş sanatlara yönelmeli. Mutlaka kendilerinin de yapabileceği bir geleneksel el sanatının olduğunu bir an evvel fark etmelidir.

Helin GÜVEN
Helin GÜVEN

  Gazeteci ve editör. 4 Temmuz 2001 yılında İstanbul’da doğdu. Lisans eğitimini İstanbul Arel Üniversitesi’nde %100 başarı bursu ile tamamladı. Yeni medya ve iletişim mezunu, sektördeki ilk staj eğit ...

Yorum Yaz