İbranice ve Siyonizm: İşgalin hikâyesi

EDEBİYAT

Yazar Taha Kılınç yeni kitabı “Dil ve İşgal: Eliezer Ben-Yehuda ve Modern İbranicenin Doğuşu” kitabını ve İbranice’nin günümüzdeki durumunu Litros Sanat’a anlattı. 

 

Taha Kılınç ile “Dil ve İşgal: Eliezer Ben-Yehuda ve Modern İbranicenin Doğuşu” kitabı üzerine gerçekleştirdiğimiz bu röportajda, Eliezer Ben-Yehuda'nın öncülüğünde İbranicenin yeniden canlandırılma sürecini ve bu sürecin modern Siyonist hareketle olan bağını ele alıyoruz; bu dönüşüm, Yahudi kimliğinin yeniden inşasında ve Filistin topraklarına yönelik işgalin oluşmasında kritik bir rol oynadı. Kılınç’ın “Dil ve İşgal: Eliezer Ben-Yehuda ve Modern İbranicenin Doğuşu” adlı eseri, İbranicenin yeniden doğuşunu sade ve akıcı bir üslupla anlatırken, fotoğraflar ve tarihi belgelerle zenginleştirilmiş olup, sonunda kısa bir albüm de sunuyor. Bu kitap, Furkan Çalışkan ile Kudüs’te yapılan bir akşam gezintisi sırasında ortaya çıkan bir fikirle yazılmış. Kitap, Eliezer Ben-Yehuda’nın İbranicenin yeniden canlandırılmasındaki rolünü sade ve akıcı bir üslupla ele alırken, modern Siyonist hareketin dil üzerindeki etkilerini de detaylandırıyor. 19. yüzyılın sonlarında Ben-Yehuda’nın öncülüğünde başlayan bu süreç, yalnızca İbranicenin yeniden doğuşunu değil, Yahudi toplumunun ideolojik ve dilsel birliğinin pekişmesini de gözler önüne seriyor. 144 sayfalık bu eser, içeriğindeki bilgileri fotoğraflar ve tarihi belgelerle destekleyerek okuyucuya sunuyor. Kitabın sonunda yer alan kısa bir albüm ise bu tarihi sürece dair görsel bir perspektif kazandırıyor.

 

Eliezer Ben-Yehuda’nın İbraniceyi günlük konuşma dili haline getirmek için kendini adamasının ardındaki motivasyon nedir? Seküler bir Yahudi ve maskil olarak neden bu kadar büyük bir çaba sarf etti? Onu bu misyona iten neydi?

 

İbranice, geçtiğimiz yüzyılın başına kadar aktif olarak konuşulan bir dil değildi. Eliezer Ben-Yehuda, ilk olarak çevresindeki şu gerçeği fark etti: Rusya'daki Yahudiler Rusça, Fransa'dakiler Fransızca, Avusturya'dakiler Almanca konuşuyordu. Dünyanın farklı bölgelerindeki Yahudi toplulukları arasında ortak bir dil olmadığı için ortak bir kültür ve bilinç de gelişmiyordu. Ben-Yehuda, küçük yaşlardan itibaren bu sorunu fark etti. Zamanla kendi kendine İbranice öğrenmeye başladı ve yakın çevresiyle İbranice konuşmayı denedi. 

 

Onun düşüncesine göre, İbraniceyi yeniden konuşulan bir dil haline getirmek, Yahudilerin birliğini sağlayacak temel unsurdu. 1881’de Kudüs’e geldiğinde, Osmanlı İmparatorluğu hâlâ ayaktaydı ve Yahudiler farklı bölgelerden Kudüs'e geliyordu. Osmanlı’nın yıkılmasının ardından başlayan işgal süreci hızlandıkça, Ben-Yehuda'nın İbranice çalışmaları da adeta bu sürecin bir "çimentosu" haline geldi.

 

Modern İbranice olmasaydı Yahudi toplumu bugün nasıl bir durumda olurdu? Kültürel ve dilsel açıdan Yahudilerin birliği nasıl etkilenirdi?

 

Bir şeyler mutlaka olurdu; bir süreç gelişirdi. Ancak Eliezer Ben-Yehuda’nın harekete geçtiği dönem, yani 1881, çok erken bir zamandı. Ben-Yehuda, henüz 20'li yaşlarındayken Kudüs’e geldi ve 1858 doğumlu olduğundan, yaklaşık 40 yıl boyunca çeşitli gazete ve kitaplar çıkardı. Seyahat rehberleri, gezi notları yazdı ve bunları yayınladı. Onun çalışmaları, 1922’deki ölümüne kadar İsrail devletinin gelecekteki altyapısını şekillendirdi. Eğer Ben-Yehuda yaşamamış ya da bu çalışmaları yapmamış olsaydı, dilsel birlik daha geç sağlanabilirdi. Ayrıca, 1900'lerin başındaki Filistin topraklarındaki Siyonist hareketin olgunlaşması da gecikebilirdi. Ben-Yehuda’nın en önemli katkısı, bu süreci hızlandırmak oldu.

 

İbranice yapay bir dil

 

Günümüzde İsrail’de İbranice dışında hangi diller kullanılıyor? İsrailliler hâlâ İbraniceyi zor mu konuşuyor?

 

İbranice, yapay bir dil olduğu için hâlâ dışarıdan müdahalelerle yeni kelimeler ekleniyor. Farklı bölgelerden gelen Yahudiler arasında dilsel ve aksansal farklılıklar bulunuyor. Doğu Avrupa’daki Yahudiler, örneğin Yidiş konuşuyor. İspanyol kökenli Yahudiler ise Ladino, yani İspanyolca ile İbranicenin karışımından oluşan bir dili kullanıyorlar. Günümüzde İsrail’de üç resmi dil var: İbranice, Arapça ve İngilizce. Bunun yanında, Yahudilerin geldikleri coğrafyalara göre aksan farklılıkları da oldukça belirgin. Sonuç olarak, İsrail'de en az üç dil aktif olarak konuşulmakta ve kültürel çeşitlilik dile de yansımaktadır.

 

Ortodoks Yahudiler, bugün Eliezer Ben-Yehuda’nın İbraniceyi modernize etmesine nasıl yaklaşıyor? Onun dil reformlarına karşı bir kabul veya pişmanlık var mı?

 

Günümüzde Eliezer Ben-Yehuda, İbraniceyi dirilten adam olarak kabul ediliyor. Kendisi, İbranice Dil Enstitüsü’nün kurucusu olarak anılıyor. Kudüs'teki bu enstitüde, Ben-Yehuda’nın yaptığı çalışmalar, kullandığı kaynaklar –Lisan-ı Arap gibi eserler– ve kendi kitaplarını yazdığı masa ve sandalye gibi eşyalar sergileniyor. Bugün İbranice, ulusal bir simge ve ortak nokta olarak görülüyor ve Yahudi toplumu, Ben-Yehuda’nın çalışmalarına büyük bir saygı duyuyor.

 

Yahudilikle ilgili pratikleri bulunmuyor 

 

Haskala ve maskil terimleri günümüz Yahudi toplumu için hâlâ geçerli mi? 

 

Haskala, Yahudi Aydınlanması anlamına gelir, maskil ise bu aydınlanmanın bir parçası olmuş, sekülerleşmiş yani laik Yahudi’yi ifade eder. Günümüzde de sekülerleşme, herkesi etkiliyor. İsrail’de, kendisini Siyonist ya da Tevrat’a bağlı olarak gören ancak dini pratikleri uygulamayan Yahudiler bulunuyor. Diğer tarafta ise tam anlamıyla seküler olan Yahudiler, toplumda yükselişe geçmiş durumda. İsrail'de nüfusun yaklaşık %50’si kendisini seküler olarak tanımlıyor. Yani Tanrı inancı ya da Yahudilikle ilgili pratikleri bulunmuyor fakat Şabat gibi kültürel geleneklere hâlâ dikkat edebiliyorlar. Tıpkı bayram namazına gitmeyen ancak bayramlarda camiye giden insanlar gibi. Bunun yanında, dindar Yahudiler ise çok farklı bir grup oluşturuyor.

 

Günümüzde Sefarad ve Aşkenaz Yahudileri, İsrail-Filistin meselesine nasıl yaklaşıyor? Görüşleri arasında farklar var mı?

 

İsrail’de, özellikle mesela Lübnan'dan bir füze atıldığında ya da Gazze'den bir saldırı gerçekleştiğinde, Yahudiler genellikle İsrail’in militarist doktrini etrafında birleşiyorlar. İsrail hükümetleri, seçim dönemlerinde bu tür saldırıların gerçekleşmesine ya göz yumarlar ya da organize ederler ki halk, düşmana karşı birlik olsun. Bu nedenle, normalde İsrail’in askeri doktrinlerine karşı olan biri bile, İsrail’e bir saldırı olduğunda eleştirilerini bir kenara bırakıp savunmaya geçiyor. Lübnan’dan her füze atıldığında, İsrail’in militarist doktrini daha da güçleniyor. Bu gerginlik, iki taraf arasındaki statükonun devam etmesine yol açıyor.

 

1.Abdülhamid, Yahudilerin Eriha bölgesinden toprak satın almasını neden engelledi? Diğer Filistin topraklarına yerleşmelerine izin verilirken, Eriha neden özel bir muamele gördü?

 

 

  • Abdülhamid tahta çıktığında, 1876 itibarıyla zaten Filistin’de, özellikle Kudüs ve çevresinde Yahudiler yerleşmişti. Ancak yalnızca Yahudiler değil, İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar, Almanlar ve Ruslar da Filistin topraklarına yerleşiyordu. O dönemde İmparatorluk devasa bir okyanus gibiydi; Filistin'deki bu yerleşimler de o okyanusta bir damla gibi görünüyordu. Ancak imparatorluk dağılmaya başlayınca bu küçük parçalar, çok daha büyük bir mesele haline geldi. Bu yüzden bugün bazıları II. Abdülhamid’in de toprak verdiğini iddia ediyor. Fakat o dönemde Yahudilere değil, diğer milletlere de bir şeyler veriliyordu, bu da dağılma döneminin klasik bir denge siyaseti olarak görülmelidir.1897’de düzenlenen I. Siyonist Kongre ile birlikte Yahudilerin Filistin’e göçlerinin farklı bir siyasi amaca hizmet ettiği anlaşıldığında, II. Abdülhamid toprak devirlerini ve mülk satışlarını engellemeye çalıştı. Eriha'nın özel bir muamele görmesi de bölgenin stratejik ve sembolik öneminden kaynaklanıyordu.

 

 

Kitapta dikkat çeken bir cümle var: "İttihat ve Terakki Partisi’nin iktidarına kadar mülk ve arazi satışları konusunda sıkı yaptırımlar uygulanırken, 1908’den itibaren bu türden işlemler tamamen serbest bırakıldı." Bu durum, Yahudilerin Filistin'deki yerleşimlerini kolaylaştıran etkenlerden biri olarak İttihat ve Terakki’nin politikalarıyla ilişkilendirilebilir mi?

 

Evet, bu durum İttihat ve Terakki'nin politikalarıyla doğrudan ilişkilendirilebilir. 1908’de İttihat ve Terakki’nin iktidara gelmesi ve 1909’da II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesiyle birlikte, Filistin’de birçok toprak elden çıkmaya başladı. II. Abdülhamid’in Yahudilere yönelik uyguladığı özel politikalar terk edildi. II. Abdülhamid’e devrildiğini bildiren heyette bir Yahudi’nin olması ve sürgün edildiği Selanik’te bir Yahudi’nin köşkünde tutulması, bu durumun bir tesadüf olmadığını gösteriyor. II. Abdülhamid devrildikten sonra, onun siyasetinden adeta bir öç alınmış gibi bir hava yaratıldı. Bu, Yahudilerin Filistin’deki yerleşimlerinin kolaylaşmasında önemli bir rol oynadı. 

 

İsrail’de süren işgal politikası hala kibutz sistemi üzerinden mi devam ediyor? Yahudi toplumunda sosyalizm düşüncesi, kibutzların kurulmasına zemin hazırlamıştı. Peki, günümüzde Yahudi toplumu içinde sosyalizm düşüncesi hala etkili mi?

 

İsrail’de sosyalizm, uzun yıllar İşçi Partisi aracılığıyla siyasette etkili oldu. Ancak 1990’lara kadar yükselişte olan İşçi Partisi, sonrasında küçük bir azınlık haline geldi. Daha radikal, barış karşıtı ve aşırı sağ akımlar siyasette baskın hale geldi. İşçi Partisi, sosyalist tabanı kullanarak iktidarda yer aldı ancak zamanla ideolojiler sağa kaydı ve İsrail'de daha oportünist ve faydacı bir siyaset anlayışı hâkim oldu. Bugün İsrail'de ideolojilerin varlığı tartışılıyor. Siyonizm’in dönüşümü de bu tartışmanın bir parçası. Örneğin, Tanrı'ya veya Tevrat’a inanmayan liderler, işgal politikalarını savunurken bu kutsal metinleri referans gösterebiliyorlar. Bu da İsrail’in içinde bulunduğu durumun  kadar karmaşık olduğunu ortaya koyuyor.

 

Süleyman Mabedi'ni kurma isteklerinden de söz ediyorlar

 

Süleyman Mabedi’ni kurmak istiyorlar, ancak bu yapıya dair inançları bile yok. İsrail'in Filistin topraklarındaki işgali sürdürmesi için bir ideolojiye ihtiyaç duyuluyor. Çünkü ideolojik bir zemine dayanmadan bu topraklarda tutunmak zor. Eğer tamamen seküler veya sosyalist bir devlet kurma iddiasında olunsa, Yahudiler bile buna sıcak bakmaz. 

 

İncil’e atıf yaparak mesajlarını yaymaya çalışıyorlar

 

TRT tarafından hazırlanan "Kutsal İşgal" belgeselinde Yahudilerin Tevrat’tan çok İncil’e atıfta bulundukları görülüyor. Bu durumun nedeni nedir?

 

Orada Tevrat’tan söz etseler, sadece kendi inançlarına ait bir kitap olduğu için bunu yaparlar. Fakat İncil’i referans göstererek, “Bakın sizin kitabınızda bile bu var” diyerek Hristiyanlara hitap etmek istiyorlar. Yani kendi kutsal kitaplarından daha fazla kabul gören İncil’e atıf yaparak, mesajlarını daha geniş bir kitleye iletmeye çalışıyorlar.

 

İbranicenin geleceği hakkında ne öngörüyorsunuz?

 

Şu anda İbranice, 20 milyondan fazla insan tarafından konuşuluyor ve dil üzerine çalışmalar sürekli devam ediyor. Kongreler düzenleniyor, romanlar, hikâyeler, tiyatrolar ve masallar yazılıyor. Ancak sadece Yahudiler tarafından konuşulması yetmiyor; İbranice, İslam dünyasında ve Batı'da da merak uyandıran bir dil haline gelmiş durumda. Yine de yüz milyonlarca insanın bu dili konuşacağını düşünmüyorum. Nihayetinde bu, bir milli dil. Bu dili konuşanlar ya o millete mensup olanlar ya da o milletin yaşadıklarına ilgi duyanlar. Dolayısıyla İbranice, mevcut seviyesinde devam edecek gibi görünüyor.

 

Yorum Yaz