İlham ile donatılmak bir nimet

GELENEKLİ SANATLAR

Geleneksel Türk İslam Sanatçısı İstanbulzâde Muhammet Kutsal: “Bizlere bahşedilen bu yetenek nimeti Allah’ın bizi kendinden ilham ile donatmasındandır.”

 

Bundan 100 yıl önce günlük kullanılan eşyalarda, Kur’an-ı Kerim nüshalarında, camilerin yapıtların çeşitli yerlerinde çizilmiş olan tezhip motifleri değerini muhafaza ediyor. Geleneksel Türk İslam Sanatlarına olan ilginin Osmanlı İmparatorluğu zamanından bugüne kadar dipdiri bir şekilde korunduğunu görüyoruz. Bu sanatı icra edenlerin gayretiyle ve devamlılığıyla bunun gerçekleştiğini söyleyebiliriz. Zamanla sanatçılarımızın sayısı azalsa da, mevcut sanatçılarımızın geleneksel motifleri bugüne taşıması ve çalışmalarını her geçen yüzyılda derinleştirmesi oldukça kıymetli. Bu sayımızda Geleneksel Türk İslam sanatçısı ve bunun özelinde tezhip sanatına yıllarını vermiş İstanbulzâde Muhammet Kutsal ile keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

 

Öncelikle mahlasınızı sormak istiyorum. İstanbulzâde isminiz nereden geliyor?

 

Bu mahlası İstanbul'a olan tutkulu sevdamdan ötürü bana hocam Mehmet Şevket Bey vermişti Allah rahmet eylesin, Allah ondan razı olsun İstanbul'un çocuğu unvanını bana uygun görmesi beni oldukça mutlu etmişti bir dönem hatta kimlik bilgilerime ekletme çabam olsa da henüz muvaffak olamadım, bu mahlasla bütünleşmek beni ziyadesiyle bahtiyar kılmıştır.

 

Sanatçı kişiliğinizin serüvenini dinlemek isteriz. Nasıl başladı, tezhiple tanışma süreciniz nasıl ilerledi?

 

Bendenizin sanat yolculuğu ilkokul yıllarında başladı. Sanata olan meylimi ilk kez ilkokul öğretmenim Cihan Şah Bey tespit etti. Ona da rahmet olsun bir gün okulda patatesi orta kısmından dörde ayıracak şekilde oyuklar çizip baskı yapmak için boyuyorduk. En temiz baskıların benim resim defterimde olduğunu görmüştü ve beni takdir etmişti. Cihan Şah Bey hep bir varak ödev isterdi, ben ise beş veya altı varak ödev yapardım boyalarla vakit geçirmek oldukça hoşuma giderdi. Kıymetli hocam o dönemlerde İstanbul Üniversitesi’nde doktora için Beyazıt’a giderdi. Beyazıt Meydanı’nda eskiden gazete ve dergi satan büfeler olurdu. Bana oradan kendi harcamalarıyla aldığı karikatür dergileri getirirdi. Bu dergileri iyice okumamı isterdi ve karikatür çizmem için beni inanılmaz teşvik ederdi. Ona sonsuz bir saygı duyuyorum, bu idealist adam tutumu bana idealistliği aşıladı ve inanılmaz idealist bir yapım vardır benim de aslında...

 

1990'lı yıllarda derslerde sulu boya çalışmaları yapmaya başlamıştım. Daha çok bulut, deniz, nehir ve kuşlar çizip boyuyordum ama içimde beni tatmin etmeyen bir arayış hep vardı. Cihan Şah Bey’in vefatı benim sanat maceramı yarım bırakmışçasına bir öksüzlük hissettirmeye başladı. Ve bu hissiyat kablel vuku olmuş, uzun bir süre benden hiç gitmemişti. Hem okuyordum hem de çalışmak için çabalıyordum. Okuldaki dersler yetmiyormuş gibi ailem evde İngilizce, müzik ve bilgisayar işletmenliği gibi özel dersleri aldırmaları beni sıkıyordu. Arkadaşımla birlikte 1999 yılında evimize çok yakın bir işyerinde Beykoz cam atölyeleri gibi çalışan bardak işlemeleri yapan bir işe girdik. Ailelerimizden gizli yaptığımız bu iş macerası, çocukluk arkadaşımın orada bulunan tüm bardaklara işlemeler yaparken kırması sonucunda nihayete ermişti. Benim yaptığım işlemeleri beğenen kalfa benim atölyede devam etmemi istese de arkadaşımın olamayışını hazmedememiştim. Sanat macerası ilk kez bendenizde bu şekilde yeşermeye başladı. 

 

Daha sonraları 2000'li yılların başlarında babam kardeşlerimi ve beni Sultanahmet Meydanı’na götürürdü burada bizimle birlikte türbeleri, camileri gezerdi mütemadiyen bunu her pazar bunu yapardık. Yine bir pazar günüydü ve biz yine Sultanahmet meydanı’ndan Topkapı Sarayı’nı ziyaret ettik. Babam rehber değildi belki ama bir rehber kadar bilgi birikimi vardı, "buralar bizim dedelerimizin, atalarımızın evi" diyerek gezdirirdi bizi, içimdeki bu uhrevi havayı size asla tarif edemezdim hala da edemem Topkapı Saray’ı benim 10’lu yaşlarımdan beridir aidiyet duyduğum tek mekândır. Bunda babamın katkısı inanılmaz etkilidir. Tabi daha sonraları bizim aile dostumuz olan Mürsel Beylerin Cağaloğlu yokuşundaki kitapçı dükkânına giderdik. Cağaloğlu’ndaki bu kitapçı dükkânının Bedir Yayınevi olduğunu çok sonraları idrak etsem de bu ziyaretler sebebiyle Mehmet Şevket Eyği ile tanışma fırsatını buldum. Şevket Bey’in yönlendirmeleriyle ilk kez Küçük Ayasofya’da hat sanatına başladım bu başlama neticesinde geleneksel Türk İslam sanatlarımıza “merhaba” demiş oldum.

 

Çok geçmeden çini sanatına olan hayranlığım beni Topkapı Sarayı’nda Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın açmış olduğu Türk tezhip sanatı kursuna meylettirdi. Çocukluk evrelerinde öksüz bırakılan sanat açlığımı burada, bu ortamda nihai varlık benliğime bürünmüş olarak buldum. Arayıştaki rotamın beni şekillendirmesi sonucu bugün Güzel Sanatlar Fakültesi’nden mezun olmuş, bir kitap yazmış ve adeta beş kız çocuğu yetiştirmiş gibi özene bezene de beş sayılı dergi yayınım olmuştur elhamdülillah. Sanat serüvenimizde rotamız belli fakat henüz o istikametimizi tamamlamış değiliz.

 

 

Aynı zamanda bir tarihi eser meraklısı olduğunuzu biliyoruz. Bize elinizdeki nadide eserlerden bahsedebilir misiniz, bunlar sizin sanatınıza dair motivasyonunuzu nasıl etkiliyor?

 

Bir kere başlı başına tarih meraklısı bir gençlik dönemi geçirdim. Tarihin içinde olup her ne kadar yaşayamasam da, tarihi yaşıyormuşçasına meraklı, ilgili bir şekilde adaptasyon süreçleri elbette geçirdim. Tarihimi çok seviyorum, onlardan bu yüzyıla bırakılan tüm izleri temaşa etmek benim merakımı cezp etmekte hayretimi telkin etmekte, hele ki onlara sahip olma duygusu beni tamamen mutmain etmektedir. Bir dönem fotoğrafçılıkla da ilgiliydim. Kendimi dinlenmek için zaman zaman fotoğraf çekimlerine çıkardım. Daha çok tabiat ekseriyetli çekimler yapsam da, insanların durdurulmuş zaman içindeki fotoğraf kareleri, geçmişte yaşanmışlıklarını hatırlattığından mıdır bilinmez ama daha çok ilgimi cezbetti. 150 ila 200 yıllık fotoğraflar ve bu fotoğraflarda yaşanmışlıkların izlerini görmek bende bir endişe bıraksa da tarihi vesikalara sahip olmanın sevinci hep var oldu benliğimde.  

 

Sanatçı denildiği zaman akla ilk gelen şarkıcı, oyuncu oluyor

 

Geleneksel Türk İslam sanatlarına olan alakayı nasıl buluyorsunuz?

 

Çoğunlukla, ilk kez tanıştığım kişilere alakadar olduğum alanlardan bahsederken genel isimlendirilmelerinden bahsederim. Örneğin Geleneksel Sanatlar veya Türk İslam Sanatları gibi. Özellikle tezhip sanatçısıyım denildiğinde tezpih sanat mıymış? Derler. Hat sanatı denildiğinde ise hat boyunda çalıştığımı zannedenler olmuştu. Yani toplumdaki sanatsal tanımlamalar ortamlara, kişilere göre değişiklik gösterse de bireylerin bilincine oturmadığı için sanatçının anlaşılması da oldukça zor oluyor tabi. Sanatçı denilince zaten ilk akla gelen şarkıcı, türkücü, oyuncu gibi statüler toplumumuzda maalesef ki daha çok yaygın durumdadır. Sanatımızı kendi cemiyetimizin içinde kabul görmüş kişilerle içtima etmek veyahut alış-veriş yapmakla yetindiğimiz aşikârdır. Toplum nezdinde, ilgi alaka özelinde, sanat ve sanatçı tanımı içinde değiliz ve maalesef ki yavaş yavaş sanatçıların sayısı da azalmaktadır.   

 

İlham gelme hali, tasavvufi rabıta sürecine benzer

 

 Sanatçı eserini oluştururken nasıl bir ruh hali içinde olur? Yaşadığınız unutulmaz bir durum oldu mu?

 

Sanatçının en yoğun duygularla meydana getirdiği eserlerinin elbette ki bir doğum sancısı vardır.  Öncelikle bu sancılar fikir olarak kafada tasarlanmaya başlar. Sanatta akıl ve mantık birlikte hareket eden iki duyumuzdur. Her yaptığımız kompozisyonu akıllıca tasarlar mantıklı bir zeminde de sanatseverine sunarız. Bu sancılar bazen ilham alınan fikirlerle aylarca çatışır. Tasarımlar belki de defalarca eskiz edilir ama emin olunuz ki bu meşakkatli yolda gönlünüze düşen o eserin en son halidir. Birçok mertebeyle hemhal olarak meydana gelmiştir, işte biz bu mertebelere ilhami sancılar deriz…

 

Bazen bir eser üç, beş ay sürer. Bazen de iki, üç hafta boyunca kalp tüm detayları tasarıma işler. İşte seyirci gördüklerine bu yüzden hayran kalır. Ya da alakası cezp olunur. İlham gelme hali, tasavvufi rabıta sürecine benzer. Bu sanatlardaki gayemiz Allah'ın vahdetini gözler önüne yine yeniden sayısızca serebilmektir. Ve bizlere bahşedilen bu yetenek nimeti Allah’ın bizi kendinden ilham ile donatmasındandır. Yani her sanatçı derviştir ama her derviş sanatçı değildir diyebilir bu hale. 

 

Nakkaşhâne isminde bir dergi çıkarıyorsunuz. Tezhip alanında çıkarılan esaslı tek dergi diyebiliriz. Üçüncü sayısı itibariyle de dergi bünyesinde “Saray Mutfağında İznik Evanileri” isminde bir sergi düzenlediniz. Bize bunlardan bahseder misiniz?

 

Evet; Nakkaşhâne geleneksel Türk İslam Sanatlarımızı anlatmayı dünde kalan üstatları hatırda tutup yad etmeyi amaçlayan bir süreli yayınımızdır. Sabır ve fevkalade bir emekle ele aldığım zengin bir geleneksel sanat içeriğine sahip sanatçı nazarıyla irdelediğim konuları, kâr amacı gütmeden, muazzam sabır ve emekle okuyucularımızla buluşturuyorum. "Dünün üstatlarını bugünün sanatçı adaylarına aktarabilmenin en veciz yoludur bu yol" düsturuyla yayınlara hazırlanıyorum. Tematik bir dergi olması günümüz modern (dijital eskiz) çizim yöntemlerine sahip olması uzun süre kalıcılığını korusa da el yazması ve nadide eserlerini konu alması bakımında da oldukça kıymetli bir sanatçı dostu eskiz arşividir. Süreli yayınlar kapsamında güzel ülkemizde tek olmanın da gururunu yaşıyoruz elbette. Tamamen okuyucu destekli olan dergimiz vecd ile sanata meyyal olan insanlara da rehber niteliği taşımaktadır. Her geçen gün yeni sayısı ve sürdürülebilir konu zenginliği ile büyüyen dergimiz, okurlarının gönlünde kurduğu taht ile de onları desteklemektedir. İlerleyen süreçte Nakkaşhâne Dergisi’nde yer alan kompozisyon ve tasarımlardan elde edilen "nakkaşhane dergi eser ve sanatçı buluşmaları sergisi" dergimizin başlıca hedefleri ve geleneksel hale getireceği sergi planları içindedir.  Saray Mutfağında İznik Evanileri sergimize değinecek olursak 16. yy Osmanlı Saray mutfağında kullanılmak üzere İznik çini atölyelerine sipariş edilen evanilerden oluşan sergimiz 18 Kasım 2023 tarihinde Taksim Camii Kültür ve Sanat Merkezi’nde sanatseverlerin huzuruna sunmuş olduk. Dergimizde de yayımlanan eserlerin birebir çalışmalarını sergi alanında temaşa etmek ve sanatseverlerin yoğun ilgisi ile karşılanmak beni ziyadesiyle mutlu etmiştir. Rabbim nicelerini de yapabilmeyi ihsan eylesin.

 

Tezhip sanatıyla ilgili şu an yürüttüğünüz bir proje var mı, ilerleyen zamanlarda neler yapmayı planlıyorsunuz?

 

Elbetteki var. İmparatorluk için 150 yıl önce İstanbul'un çok çeşitli semtlerinde çekilmiş bir fotoğraf koleksiyonuna sahibim, bu denli kıymetli koleksiyonu geleneksel sanatlarımızla icra edip sanatseverlerle buluşturmayı arzularım. Yoğun bir dönemde, üretim safhasındayım çok çeşitli sergilerimiz ve projelerimiz var. Sizlerde takdir edersiniz ki sanatı icra eden bir sanatçı için zaman kavramı çok önemlidir vakti geldiğinde sergilerimizi sanatsever dostlarımıza da duyuracağız.

 

Arzu, sabır ve saygı 

 

Tezhip sanatında çalışmalar yapmaya başlayanlara neler önerirsiniz?

 

Arzu, sabır, saygı, sükûnet bende olmazsa olmaz. Bizim sanatlarımız durgun, yorgun (geleneksel) ve bir o kadar da ihtişam isteyen sanatlardır. Neticede siz bir İmparatorluk varisisiniz, yapmış olduğunuz bu sanatlarda İmparatorluk zamanında İmparatorlar için icra edilen sanatlardır. Tabii ki de sanatçı arzuladığı kompozisyonu özgürce çalışabilmeli, onu sabırla ilmek ilmek işlemeli, sükûnetle yani. Mesajını topluma sessizce ve toplumun değerleriyle vermelidir.

 

Yorum Yaz