Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
Hatice Bildirici: “İşlenecek ham bir malzeme olarak edebî metin ele alındığında roman türündeki uyarlamalarda metne sadakat, bir meseledir. Tartışılır, değerlendirilir. Öykü söz konusu olduğunda ise sadakat, aslında istenen ve beklenen bir durum olmaktan çıkar. Çünkü öykü türü kısa sözle bir temaya yoğunlaşmayı gerektirir. Bu maddi sebep aslında uyarlamanın aynı tema etrafında yeni bir yorumu içermesini gerekli kılar. İyi bir uyarlama iyi bir yorum anlamına gelir. Yorum; sanat eseri için, sanatçı için belki de bir varoluş meselesidir.”

Hatice Bildirici’nin Eylül 2023’te yayımlanan “Perdedeki Öykü” kitabını okurken not aldığım soruları sormak için sabırsızlandım. Hatice Bildirici “Perdedeki Öykü” eseriyle Türkiye Yazarlar Birliği tarafından Yılın İnceleme Ödülü alanında (2023) yılın yazarı seçildi. Ödül töreninde Hatice Bildirici’yle sohbet etme fırsatımız oldu. Litros Sanat’ın yeni sayısı için Hatice Bildirici’yle sanat; sinema, edebiyat, türler arasında geçişkenlik gibi sanatın doğası ve “Perdedeki Öykü” kitabı hakkında konuştuk.
Edebî eserlerin sinema perdesindeki başarısını biliyoruz. Romandan sinema uyarlamaları, birbirini besliyor ve ilham olmuştur beyazperdeye. Bu bağlamda öyküden sinemaya uyarlanan filmleri yazma fikri nasıl oluştu?
Edebî eserler sinemada her zaman başarılı olmuyor. Ancak sinema var olduğundan beri edebî metinler sinemaya kaynaklık etmiş. Bu metinlerin büyük bir kısmını romanlar oluşturuyor. Ben uzun yıllardır hem öykü türü hem de sinema üzerine çalışmaktaydım. İkisinin ortak kümesi benim için ideal bir çalışma alanıydı. Öykü uyarlamalarının hem sınırlı oluşu hem de romandan daha farklı biçimlerde şekil alması da bu alanı dikkat çekici kılıyordu. Tabii böyle bir çalışmanın daha önce hiç yapılmamış olması da benim için öykü uyarlamalarını cazip hale getirdi.
Sinemaya uyarlanan eser değer kazanır
Roman ve öykünün filme uyarlanmasındaki amaç nedir? Uyarlamaların sinema sanatına fayda ve zararları nelerdir?
Romanların, öykülerin, masalların, halk hikâyelerinin ve hatta tiyatro metinlerinin sinemaya uyarlanması hem yönetmen için hazır bir fikirdir hem de izleyici için tanıdık bir hikâye içerdiği için dikkat çekicidir. Elbette yönetmen için uyarlama yapmak ciddi bir risk almaktır. Çünkü izleyiciyi hayal kırıklığına uğratma ihtimalini de beraberinde getirir. İzleyici en az edebî metinden aldığı keyfi almak ister. Bu beklentiyi tam anlamıyla karşılamak ise neredeyse imkânsızdır. Ancak çoğunluğu şaşırtmak ve memnun etmek ihtimali üzerine bu riski alır yönetmen. Bunu fayda-zarar bağlamından daha çok; güzel-çirkin, iyi-kötü bağlamlarında değerlendirebiliriz. Bu durumda da zararlı, çirkin ve kötü uyarlama yapılmış olması ile ilgili değil, işin güzel, iyi ve faydalı olmasına bağlıdır. Yani film; iyi, güzel ve/veya faydalı ise yönetmen ortaya hakikatli bir sanat eseri çıkardıysa bunun uyarlama olması hiçbir şeyi değiştirmez. Sinemaya uyarlanan eserin, kıymetinden bir şey kaybetmediği gibi büyük ihtimalle değer kazanacağını, yeni bir öz ve yeni bir söylemle filmin, edebî metnin bir uzantısı haline gelebileceğinin de altını çizmek isterim.
Sanat alanında görsel ve estetik olarak hafızamızda yer edinen disiplinlerden biri sinema. Günümüzde sinema, bilgi ve teknoloji, müzik ve edebiyatla yakın ilişki içinde. Sanatın türler arası geçişkenliği ile ilgili neler söylersiniz?
Şiirden tiyatroya, romandan sinemaya, resimden sinemaya, resimden şiire, şiirden öyküye, öyküden tiyatroya, çizgi romandan sinemaya ve öyküden sinemaya aktarımlar söz konusu. Hatta bugün yapay zekânın getirdiği imkânlarla bu aktarımların önü daha da açılacak. Türler arasındaki bu alışveriş, hakikati arayan sanatın tabiatı gereğidir. Kurmacaya dayanan, bir hikâye anlatmak suretiyle sanat eseri vücuda getiren türler arasındaki geçişler haliyle daha kolayca gerçekleşir. Elbette bu tür aktarımlarında bilhassa sinemanın kendinden önceki yapıtlara bağlanması ise daha olağan biçimde gerçekleşmektedir.
Roman ve öykünün sinemaya yansıması arasındaki farklar nelerdir?
İşlenecek ham bir malzeme olarak edebî metin ele alındığında roman türündeki uyarlamalarda metne sadakat, bir meseledir. Tartışılır, değerlendirilir. Öykü söz konusu olduğunda ise sadakat, aslında istenen ve beklenen bir durum olmaktan çıkar. Çünkü öykü türü kısa sözle bir temaya yoğunlaşmayı gerektirir. Bu maddi sebep aslında uyarlamanın aynı tema etrafında yeni bir yorumu içermesini gerekli kılar. İyi bir uyarlama iyi bir yorum anlamına gelir. Yorum; sanat eseri için, sanatçı için belki de bir varoluş meselesidir. Bu anlamda öykü türünün yoruma hatta şiirsel bir yoruma müsait oluşu, bu öykü uyarlamalarının kendine has bir cezbediciliğe sahip olmalarını beraberinde getirir. Roman ve sinema arasındaki tek yönlü etkileşim, öyküden sinemaya doğru olduğunda farklı biçimlerde çeşitlenir. Çünkü öykü, romanın bir senaryoya sunduğu imkânları sunmaz. Öykü bir âna, bir duruma genellikle bir birey üzerinden odaklanarak gerçekleştirilen anlatıdır.
Öykü uyarlamalarını 4 bölümde tasnif ediyorsunuz. Hangisi sinemada geleceğe kalır?
Evet, öykü uyarlamalarını bire bir uyarlamalar, öykünün filmde bir aşk öyküsü ile zenginleştirildiği uyarlamalar, birden fazla öykünün bir araya getirilmesi ile oluşan uyarlamalar ve bir öykünün filme kısmen kaynaklık ettiği uyarlamalar olarak dört şekilde gerçekleşiyor. Hangisinin geleceğe kalacağı ile ilgili kıstasımız yine filmin etik ve sanat değeri olacaktır. Gelecekte de başka bir sebeple bu türlerden biri diğerinin önüne geçemez kanaatimce.
Hikâyeye muhtacız
Kurgunun gücünden bahsediyorsunuz. “Buna insanın hikâyesinin diğer insanın cezbetme gücü de diyebiliriz” söylemleriniz noktasında aklıma şu soru geliyor; kurmaca sanatımızda neden bu kadar önemli?
Kurmaca ya da şimdi buna hikâye diyelim, muhatabını duyusal alandan alıp imgenin dünyasına götürür. Hikâyenin âleminde âdeta başka bir dünyada, bu dünyanın gerçekliğinden uzaklaşıp dinlenmeye, eğlenmeye, anlamlandırmaya, düşünmeye, büyümeye çekiliriz. Hikâye, insandan yola çıkar ve yine insana ulaşmayı hedefler. Bu anlamda hikâye döngüsel bir özelliğe sahiptir ve insanı iyi anlamak, sonra da insanı, yine insana iyi anlatmak görevini haizdir. Biz, erdemli olmak için kendimizi ve diğerini anlamaya muhtacız. Dolayısıyla hikâyeye muhtacız.
Görüntünün yazının önüne geçtiğiyle ilgili bir tespitiniz var. Sinemanın, değiştirme ve dönüştürmedeki etki gücü bugün edebi metinden daha yüksek midir? “Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti.” diyor Orhan Pamuk. Bu bağlamda yazının hayatımızı değiştirme, dönüştürme gücü ile ilgili neler söylersiniz?
Hem yazı hem görüntü -özellikle bir hikâyeye bürünmüşse- bizi dönüştürmeye hep devam edecek. Mesele eserin hangi formda olduğu değil, etik ve sanatsal değeridir. İyi bir sanat eseri hangi malzeme ile üretilmiş olursa olsun insanı değiştirecek ve dönüştürecektir, ilelebet.
Yorum Yaz