Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
Bir hikayeden beklentimiz nedir? Bize yeni kapılar açması mı? Kahramanın dönüşümünü takip etmek mi? Üzerine düşüneceğimiz bir şeyler bulmak mı? Aslında bir hikayeden bunları ve daha fazlasını hep bekleriz. İyi bir okursak ve biraz da kuram biliyorsak, iş biraz daha karmaşık bir hal alır. Hikaye okumak elbette bir açıdan da zihne iyi gelen bir faaliyet. Hepimiz gün içinde ya da hayat boyu bir şeyler yaşıyoruz. Biri çıkıp bunu yazdığında mutlu olmamak elde değil. Bir sevince denk gelmek, bir acıyı kanatmak, ağlamak, gülmek, düşünmek; bütün bunlar hikayenin sınırları içinde. Üstelik kelimelerle istediğiniz kadar dans etmekte özgürsünüz. Sizi sınırlayan bir şey yok.
Aynı zamanda şair olan Suavi Kemal Yazgıç’ın “Kahramanın Sonsuz Kısa Yolculuğu” kitabı üzerine bir şeyler yazmak istiyorum. Şairler elbette söz ustasıdır, her sözün özünü önümüze getirmeyi bilir. “Kahramanın Sonsuz Kısa Yolculuğu” da, kısa kısa bölümlerden oluşuyor. Burada yazarın hayatı boyunca başından geçmiş ya da aklından geçmiş olay ve olgulara tanık oluyoruz. Bu kısa anlatılar bizi bir yandan düşündürürken bir yandan da kendimize yakın olan bir tarafı var. İnsan olmanın ince nüanslarını yakalamayı ihmal etmiyor yazar.
Cortazar'ın, “Edebiyat Dersleri”ne vurgu
Yazarla birlikte çıktığımız yolculuk boyunca bazen sokağa atılan bir ayna, bazen bir cenaze, bazen bir iç okuma gibi hayata dair birçok anlatıya denk geliyoruz. Birçok yazarın ve düşünürün savunduğu gibi sanat hayattır, sanat kaynağını hayattan alır. Hayattan kaynağımızı aldıktan sonra geriye kelimelerle oynamak kalır. Ustalığımız burada ortaya çıkar. Julio Cortazar “Edebiyat” Dersleri isimli meşhur eserinde bu konuya değiniyor.
Yazar deneysel yazın anlayışı, şiirsel oyunlar, biçim ve anlatıyla ilgili sürekli bir yenilik arayışında olmasıyla ilgili kitabın bir bölümünde şunları söylüyor: “Benim içimdeki çocuk hiçbir zaman ölmedi ve özünde hiçbir şair ya da yazarın içindeki çocuğun da ölmediğine inanırım. Büyük bir oyun kapasitesini içimde her zaman muhafaza ettim ve ayrıca oyunun ciddiyeti diye adlandırdığım şey üzerine bir kuramım bile var, ona burada girmeyeceğim ama oyunun ne kadar ciddi, önemli ve belli durumlarda da ne kadar dramatik bir şey olabildiğine dair bir alıntı yapacağız. Tam da kısa metinler ve kronoplar gibi karakterlerin söz konusu olmasından ötürü, bütün o şeyler biraz farklı dönemlerin üzerinden uçuyor, gidiyor geliyor ve öykülerle romanların arasında yer alıyorlar.”
Şiir ve hikaye üzerine
Yazarın da bu oyunu ustalıkla yaptığı gözden kaçmıyor. Aynı zamanda şair olan Yazgıç’ın dört tane şiir kitabı bulunuyor. Şiir, öykü, deneme ve düz yazı gibi türlerde de çeşitli yerlerde yazılarına rastladığımız Yazgıç’ın çok yönlü olması, temas edenlerin muhayyilesini güçlendiriyor. Şair olmak ve azla kelime anlatmakta ustalaşmak sanırım hikaye yazarken de işe yarıyor. Hikaye evreni bize kendini daha özgür sunsa da, bir şiir gibi değil. Şiirde yapacağımız şeyler çok belliyken, hikayede yapabileceklerimiz hayal gücünün ve hayatın getirdiği çizgi oluyor. Şiir de insana geniş bir dünya sunuyor, şiirinde evreni hayattan besleniyor. Fakat kelimeleri seçme ustalığı ve dile getirme şiirde daha özenli olmak zorunda. Alelade seçim yapmayız, hikayenin de kendince zorlukları var fakat şiire göre daha özgür olduğumuz bir alan.
Şiir yazan biri elbette birçok türde eser verebilir, şiir yazının burcudur, şiirin makamı bütün sanatların üzerinde bir yerdedir. Yazarında buradan hareketle hikayede kendine alan açması ve bunu ustalıkla yapması, kendi açısından kolay bir uğraş olsa gerek. Şair duyarlılığı ile yazmanında ayrıca esere kattığı bir anlam oluyor. Bir cümle şiir olacakken burada hikaye olmuş diyorsunuz.
Kitabin isminin çağrışımı
Kitabın ismini seçimi de bir hayli enteresan olmuş, “Kahramanın Sonsuz Yolculuğu”, Joseph Campbell’in eserinin adı, 1950’lerde yayınlanan eser, yayınlandığı günden günümüze birçok kişiyi etkilemiş durumda. Modern öykü yazımını etki altında bırakan eser, kahraman yaratımı, olay örgüsü, mitoloji, tarih, din gibi konulardan besleniyor.
Campbell’in kitabından kısaca bahsedecek olursak; sıradan insanı kahraman yapan yolu temelde 3 aşamada inceler. İlk aşama "evden ve toplumdan ayrılma/yola çıkış"tır. Bu aşamada "macera çağrısı" ön plana çıkar. Kahraman için yapılması gereken tek şey vardır, o da bu yolculuğa çıkmak ve macerayı yaşamaktır. Daha sonra "kabul edilme töreni" diye adlandırılabilecek kısım gerçekleşir. Bu aşama zaferle sonuçlanan çeşitli denemelerden oluşur ve sonuç olarak sıradan insan kahramana dönüşür. Yani artık kahramanın "kahramanlığı" hikayedeki bir başka karakter tarafından onaylanır veya değişik sembollerle seyirciye aktarılır. En son aşama ise "geri dönüş/toplumla yeniden entegre olma" aşamasıdır. Kahraman evine geri döndüğünde eski karakterinden çok farklıdır. Hem fiziksel hem de zihinsel olarak bir değişim geçirmiş, bilinci bütünlük kazanmıştır.
Bu kitabın yazın tarihinin temel metinlerinden biri olması, Yazgıç’ın isim olarak gönderme yapması da ayrıca bir ironi olabilir. Hikayenin en temel metinlerinden biri olan esere gönderme yapmak belki de, kendi hikayelerinin kalıcı olmasını arzulama yöntemi. Kısa, içten ve samimi bu metni merak edenler bakabilir.
Yorum Yaz