Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi

Yazıma, Bilge Lider Aliya İzzetbegoviç’in şu sözüyle başlamak istiyorum: “Zulmü unutmayın! Çünkü unutulan zulüm tekrarlanır.” Bu söz, Müslümanlara ve insanlığa çağlar boyu hitap eden güçlü bir uyarıdır. Ne yazık ki, zamanla bu söz de unutulmaya yüz tutuyor. Günümüzde yaşananlar, Aliya'nın sözlerini doğrular nitelikte. Özellikle Filistin’de yaşananları unutmamız mümkün değil çünkü orada yaşanan zulüm hiçbir zaman hafızalardan silinmedi. Filistin, tarihi boyunca sürekli zulüm gördü ve bu yüzden unutulacak bir geçmişi yok.
Bosna’da yaşanan zulme de zamanında kimse engel olamadı; aslında kimse engel olmak istemedi. Binlerce insan katledildi, sayısız aile parçalandı. Bugün Filistin’de benzer acılar yaşanıyor. Umuyoruz ki, bir daha bu topraklarda böyle soykırımlar yaşanmaz ve Müslümanlar geçmişten ders çıkararak birbirine daha sıkı sarılır.
Her kitabın bir kaderi vardır; “Savaş Görmüş Çocukların Şiiri” de bu kaderi paylaşan bir eserdir. Prof. Dr. Hasan Akay, bu şiir kitabının amacını “hayırda yarışma” geleneğini sürdürmek olarak ifade etmiştir.
İslâm'ın teşvik ettiği “hayırda yarışma” geleneği, müminler arasında büyük bir “hayır sevgisi” oluşturur. Bu gelenek, vakıflar kurmak ve Müslümanlara yardım amacıyla şiir yazmak gibi çeşitli yollarla kendini göstermiştir. Hasan Akay da bu geleneği sürdürmek ve “kalemi kılıç gibi kullanma” niyetiyle şiirlerini yazmıştır.
Hasan Akay, bu hayır geleneğini Ara Nesil şairlerinden Recep Vahyî’den devralmıştır. 1896 yılında, Girit Adası'nda Müslüman halkı hedef alan vahşi bir katliam gerçekleşmiştir. Bu olayın ardından Sultan II. Abdülhamid, mağdur olanlara yardım etmek amacıyla bir kampanya başlatmıştır. Recep Vahyî de bu kampanyaya destek olmak için “Minhâcü'l-Mi'râc” adlı eserini yazarak katkıda bulunmuştur.
Bu tür yardımlaşma faaliyetlerinin başka örnekleri de vardır. Örneğin, Mehmet Akif Ersoy’un Balkan Harbi, Birinci Dünya Savaşı, İstiklâl Savaşı ve Çanakkale Harbi sırasında kaleme aldığı şiirler de birer yardım çağrısı niteliğindedir. Mehmet Akif’in şiirleri, milletin birliğini ve direniş ruhunu ateşleyen, insanların vicdanına hitap eden güçlü eserlerdir. Akay da benzer bir motivasyonla, savaş mağdurlarına yardım etmek ve onların sesini duyurmak için kalemini kılıç gibi kullanmıştır.
1993 yılında Bosna-Hersek savaşı sürerken, Hasan Akay “Savaş Görmüş Çocukların Şiiri” adlı eserini kaleme almış, Prof. Dr. Metin Akar’ın isteği üzerine bu şiirler Hoca Ahmet Yesevi Vakfı (Vakıf Genel Başkanı merhum Erdoğan Aslıyüce) tarafından kitaplaştırılmıştır. Kitap satışından elde edilen tüm gelir, Bosna-Hersek'e bağışlanmıştır.
Kitabın en ilgi çekici yanı, Aliya İzzetbegoviç'e ulaşmış olmasıdır. Bosna-Hersek'ten Türkiye'ye gelen bir doçent, Hasan Akay’ın kitabını bizzat Aliya İzzetbegoviç’e elden teslim etmiştir. Bu saygıdeğer doçent, savaşa dair şunları söylemiştir: “Bizim için niye üzülüyorsunuz? Kendinize üzülün. Biz bu savaş sayesinde kendimize geldik, Müslümanlığımızı hatırladık ve ihya olduk.”
Aynı zamanda, Metin Akar da Bosna'da Türk subayları tarafından çıkarılan “Bayrak” dergisinin 42. sayısında (Ocak 2007) bu kitaba dair “Ağıtla Büyüyen Bosna Çocukları” adlı bir tanıtma yazısı yayınlamıştır. Yazı Boşnakçasıyla birlikte basılmıştır. Akar, bu kitabın Bosnalılara, İstanbul'da bir dostlarının olduğunu, acılı günlerinde onlarla manen saf tuttuğunu ve bununla yetinmeyip kalemiyle, duasıyla da onlarla bir olduğunu gösterdiğini belirtmiştir.
Hasan Akay, “Savaş Görmüş Çocukların Şiiri” kitabıyla, şüphesiz Sezai Karakoç’un “Bahçe Görmüş Çocukların Şiiri” eserine bir gönderme yapmaktadır. Sezai Karakoç, bu şiirini şu mısralarla bitirir:
“O yıllar savaş yıllarıydı geceleri karartma
Gündüzleri fırın önlerinde birikirdi halk
Biz çocuklarla büyükler arasındaki fark
Bir yanda şehir bir yanda kiraz bahçeleri”
Karakoç'un bu dizeleri, savaşın gölgesinde büyüyen çocukların masumiyetine ve hayatın zorluklarına dair derin bir tezat sunar: bir yanda savaşın acımasızlığı, diğer yanda çocukluğun umut dolu kiraz bahçeleri. Hasan Akay da kitabında benzer bir temayı ele alır; fakat bu kez, savaşın ortasında kalmış çocukların trajedisini gözler önüne serer.
Hasan Akay’ın şiirlerinde, büyük oranda Mehmet Akif Ersoy’un güçlü sesini duyarız. Bu, Akay’ın bilinçli bir tercihidir; çünkü Mehmet Akif’in şiirleri, okuyucuyu harekete geçirme, düşecek olanı omuzlarından sarsarak ayağa kaldırma işlevi görür. Akay’ın şiirleri de aynı amaçla yazılmıştır; insanları zulme karşı duyarlı olmaya çağıran ve vicdanları uyandıran bir çığlık gibidirler. Örneğin, kitabında yer alan şu dizeler bu duyguyu net bir şekilde yansıtır:
“İnsanı insanlıktan etmeye yeter diyordu herkes
bu vahşetin bir tek sahnesi!
durmuş öyle bakıyor, o da nesi?
Güvenlik imiş meğer vahşetin öz annesi!”
Bu dizelerde Akay, savaşın ve vahşetin insan ruhunda yarattığı derin yaraları ve çelişkileri sorgular. “Güvenlik imiş meğer vahşetin öz annesi!” ifadesiyle, modern dünyanın “güvenlik” bahanesiyle yaptığı zulümleri eleştirir. Şairin bu eleştirisi hem o dönemin savaşına hem de günümüzde devam eden benzer zulümlere bir göndermedir.
Kitaptaki şiirleri okuduğumda, bu acının Filistin’de yaşananlarla ne kadar benzer olduğunu düşündüm. Bu nedenle, Akay’ın şiirleri sadece Bosna-Hersek'teki savaşı değil, aynı zamanda dünyanın dört bir yanındaki zulümleri de hatırlatır. Bu kitapların sayısı gün geçtikçe artacaktır, çünkü hiçbir zulüm sessizliğe mahkûm değildir. Şiirler, tarih boyunca mazlumların sesi olmuş, zulme karşı bir direniş aracı olarak kullanılmıştır. Akay’ın şiirleri de bu geleneği sürdürüyor; zulmü unutturmamak ve insanları adalete çağırmak için kaleme alınmış birer manifesto gibi duruyor.
Yorum Yaz