Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
Haddinden fazla panteist bir görüş olarak tabir edilebilirse de şunu birçok tarihî vesikanın rehberliğinde ispat etmek mümkündür ki, farklı çağ ve coğrafyalarda yaşamış ve birbirinden haberi dahi olmayan birçok entelektüel zihnin ortaya koyduğu edebî eser, farklı lisanlarla kaleme alınmış olsa bile zekânın tekste yansıması açısından birbirini andırır. Belki aziz okur da bugünkü yazımızın esas konusunu teşkil eden Yedi Deliler’i okursa kurmak istediğimiz bağın organik hüviyeti hususunda fakire hak verecektir.
Roberto Arlt özel bir yazar. Bugün bunun en azından Arjantin ve ötesinde Latin Amerika farkında. Türkiye için aynı ehemmiyetin gösterildiğini henüz söyleyemeyebiliriz velakin ümitvar olmak için bazı sebepler mevcut. Türk okuru için hatırı sayılır bir yere sahip Cortazar ve Borges gibi yazarların Arlt’ın kaleminden övgüyle bahsetmesi güçlü bir referans olarak kabul edilebilir. Sözgelimi şöyle diyor Cortazar: “Arlt bana kentin, Buenos Aires’in gerçekliğiyle doğrudan temas eden bir edebiyatın yolunu gösterdi.” Belki Cortazar’ın demecine mütevazı bir katkıda bulunmak yazının seyri için faydalı olacak. Arlt hakikaten bir Buenos Aires arkeoloğudur. Şehrin en tuhaf mekânları, en irrasyonel akılları onun satırlarına konuk olur ve fakat bu misafirlik hiç sırıtmaz. Felsefi deyişle ex nihilo bir durum mevzu bahistir. Yedi Deliler’in bütün kurgusu bir hiçliğe yaslanmıştır. Şehrin gerçekliğini, saçmaya varan bir hiçlik coşkusu ve nüktedanlığıyla vermek harcıâlem bir iş değildir. Bu lüzumsuzluk destanının edebiyatımızdaki karşılığı (yahut karşılıklarından biri) Saatleri Ayarlama Enstitüsü’dür. “Yedi Deliler” ismiyle maruf tedhiş örgütü, gerçek bir toplumun içine serpiştirilen ve ancak kurmacanın işleyebileceği, “her şeyi düzeltmeye kalkışmanın yok ettiği” anti-kahramanlardır. Bu insanlar öyle absürt bir temele dayanan bir teşekkülün etrafında kenetlenirler ki, okurun aklına ister istemez o muazzam Saatleri Ayarlama Enstitüsü düşer.
İki roman da (Yedi Deliler 1929, Saatleri Ayarlama Enstitüsü ise 1954 yılında yayımlanmıştır) manevi vect ile inşa edilen inanmışlığın herhangi bir özneyi ne denli tehlikeli bir sahiciliğe kavuşturduğunun ispatıdır. Romanın büyük yükünü sırtlanan Remo Erdosain karakteri tıpkı Hayri İrdal gibi pasifist ve başarısız nitelendirilebilecek hayatını, ancak ikna kabiliyeti yüksek bir rehber eşliğinde tutunduğu ve bir bakıma sürüklendiği irrasyonel evrenle yaşanılır kılar. Burada Halit Ayarcı’nın kıymeti kendinden menkul diskurlarının muadili olarak Falcı’nın “derin” tespitleri alacaktır. İkisi de kendi dünyevi mistiğini tezviratla kurar. Zamanın somut şartlarının karşısına, aksinin ispat edilmesi neredeyse imkânsız bir belagat dikilir. Erdosain de Hayri Bey de otomasyondan etkilenen, kafaları mekaniğe meyilli tiplerdir. İki romanda da bir şekilde zuhur eden saat sevgisi aslında otomatlara duyulan bir muhabbetin alt kümesidir. Gelgelelim hayatlarında bir ritim bozukluğu yahut aksama söz konusudur. Bu, her şeye geç kalmışlığı ancak rehberin retoriğiyle alt edebilirler. Mantık, diyalektik, hermenötik gibi kavramlar aklın üstündeki zincirden özge bir şey değildir. Tevil ve tabirin ulaşabileceği noktalar okur için bile üzerine düşünülebilecek (belki de düşülebilecek) yepyeni açılımlar sağlar ki romandaki havayı teneffüs eden kahramanların bu dünyadan azade olması mümkün değildir. Hayri İrdal’a Ahmet Zamanî Efendi’nin hayatını yazdıran yahut Erdosain’i dünyayı baştan şekillendirecek kusursuz bir komploya inandıran tam da bu Freudyen tutumdur.
Bolano, Roberto Arlt’ın kendisini “bir Dostoyevski karakteri” olarak tanımlarken, Remo Erdosain’i okurken de aklına en çok Raskolnikov’un geldiğini söylermiş. Raskolnikov metceziri bol, derin bir karakter olmakla birlikte Erdosain kadar renkli sayılamayacaktır. Belki tangonun asıl neşesini Buenos Aires’te yakalayabilmesi gibi Raskolnikov da Arjantin edebiyatına Erdosain olarak hulul etmiştir. Tahsildar Erdosain’in de asıl meselesi, zimmetine geçirmek suretiyle patronundan çaldığı altı yüz pesoyu (düzeltme: altı yüz peso yedi sentavo) yerine koymaya çalışmasıyla başlar. Bu kez tefeciyi ortadan kaldırmayıp, ona olan borcunu ödemek için eşe dosta ağız eğen Erdosain bütün kapılardan boş dönecektir ki… Dönecek midir dönmeyecek midir, falı fallanmaya bırakarak romancımızın alametifarikasının bu sarkastik ve tarrakası bol evrene yerleştirilen ayarsız-tutarsız karakterlerin bezediği ‘hilkat temâşâ-hânesi’ olduğunu söyleyebiliriz. Mehmet Akif’in bir mısrasından ödünç aldığım bu benzetme “Yedi Deliler”in absürt dünyasını iki kelimeyle özetleyebilme kudretine sahiptir.
Gerçekten de Arlt’ın yazı (kazı da denilebilir) çalışması Buenos Aires ve havalisinin derinlerine inen, gerçeküstü çalışan birçok zihni dünyayı değiştirme misyonuyla hayalî bir çatının altında toplayan ve bunu yaparken de çağdaş bir portreler galerisinin sıkıcılığından uzak, tam bir hilkat temâşâ-hânesi curcunasında, okurun gözlerini sahneye dikmesini bilen müstesna bir roman. Yazar şunu iyi biliyor ki bir metropolün sınırları sadece yatay olarak ölçülemez. Bu kartografyanın bir yalanıdır ve neyse ki edebiyat, metropol-anlatıyı derinlemesine de genişleterek bu hilafı en bedii ölçülerde telafi edebilmiştir. Fuayede lafı kısa tutmak âdettendir. Uvertürü de duyduğumuza göre buyurun salona… (Meraklısı için not: Ben Yedi Deliler ismiyle İthaki Yayınları’nca basılan Ali Özçelebi tercümesini okudum. Aynı zamanda Kolektif Kitap’tan çıkan ve Saliha Nilüfer’in çevirdiği Yedi Deli Adam isimli eser de piyasada mevcut. Yedi Deliler’in devamı sayılan Alev Makinesi de yine Saliha Nilüfer tarafından tercüme edilerek aynı yayınevi tarafından yayımlanmış.)
Yorum Yaz