İslâm'ın Beş Şartının Hikmetleri ve Liu Zhi

KİTAPLIK

Bir inancın hakikîliği çoğu zaman tercüme edilemezliğinde aranır; oysa Liu Zhi'nin bıraktığı ders tam tersini fısıldar: bir hakîkat, ancak bir başka dilin grameri içinde yeniden doğduğunda evrenselliğini ispatlar. XVII. yüzyılın sonu ile XVIII. yüzyılın başında Qing Hanedanlığı’nın gölgesinde yaşayan Çin, İslâm’ın Doğu Asya topraklarındaki varoluşsal serüveninde kritik bir dönemeç barındırır. Ming Hanedanlığı’ndan devrolan asimilasyon politikaları, Orta Asya ile kesilen coğrafi bağlarla birleşerek Çinli Müslümanları (Hui) inançlarını yerel kültürel kodlarla ifade etmeye zorlar; ne var ki bu zorunluluk, tarihin cilvesiyle bir mahkûmiyetten çok bir sıçrama tahtasına dönüşür. Liu Zhi, tam da bu sıkışmışlığın içinden doğan bir figür olarak sıradan bir çevirmenin çok ötesine geçer; İslâm’ın evrensel hakîkatlerini Konfüçyüsçü gramerle yeniden inşa eden muazzam bir medeniyet mimarı kimliğiyle belirir.

Bir hakîkat ne kadar çok dilde yankılanabiliyorsa, o denli hakîkattir. Bu vizyon, inancın kültürel sınırları aşan ontolojik gücünü ortaya koyar ve bizi Liu Zhi’nin Nanjing’in sessizliğinde biçimlenen ve ardından Çin’in dört bir yanına uzanan serüvene taşır.

Nanjing’in Sessiz Bilgesi

Liu Zhi’nin eğitim hayatı, farklı disiplinlerin aynı potada eridiği devasa bir laboratuvara benzer. 1660’lı yıllarda Nanjing’de dünyaya gelen Liu, Hanefi ve Sufi kökenli seçkin bir aileden süzülür. Babası Liu Sanjie, ona ilk hocalığı yaparak İslâm ile Konfüçyüsçülük arasındaki sentezin tohumlarını eken ilk isimdir. On iki yaşında Nanjing’deki Askerî Araştırmalar Bahçesi Camii’nde Yuan Ruqi’nin öğrenciliğine giren Liu, burada geleneksel İslamî eğitimle Çin klasiklerini kaynaştıran bir müfredatla yoğrulur.

Liu Zhi’nin vizyonu, on beşinci yaşından başlayıp-on beş yıl boyunca süren yoğun bir etüt dönemine yaslanır. Bu süreçte İslamî metinlerle sınırlı kalmaz; Budizm’i, Taoizm’i, hatta yüz otuz yedi farklı Batı klasiğini didikler. Onun en temel iddiası, "Doğu ve Batı’nın bilgelerinin öğretileri birdir" önermesinde vücut bulur. Bu doğrultuda Konfüçyüs’le Mensiyus’u "Doğu’nun Bilgeleri", Hz. Muhammed’i ise "Batı’nın Bilgesi" diye tanımlayarak karşılaştırmalı bir hikmet ontolojisi kurar. Liu, Nanjing dışına çıktığı entelektüel hicret boyunca Shandong’u, Beijing’i, Hunan’ı ve Suzhou’yu dolaşarak evrensel bir disiplin inşa etme amacını güder. Söz konusu seyahatler, onun "Bilginin Üç Ekseni" -Allah, Kozmos, İnsan- vurgusunu pişirir. Kişisel formasyonun bu zenginliği, bizi bu büyük sentezin teorik omurgasını oluşturan metafiziksel evrene taşır.

Kozmik Bir Senfoni

İslâm ontolojisi, Liu Zhi’nin kaleminde derin bir ontolojik tercüme sürecinden geçerek Konfüçyüsçü kavramlarla kucaklaşır. Tianfang Xingli (Cennetin Yönünde Doğa ve İlke) adlı eserinde Liu, Neo-Konfüçyüsçü Li (İlke) ile Qi (Hayati Enerji) kavramlarını devreye sokarak İslamî yaratılış teorisini örer. Ona göre Makrokozmos (Büyük Dünya) göksel-yerel âlemi, Mikrokozmos (Küçük Dünya) ise insanı simgeler; bu iki dünya, Allah’ın egemenliği altında "iniş ve çıkış" prensibiyle hareket eder. Liu Zhi, bu süreci "Âlem Teorisi" üzerinden kurgulayarak insanın ruhsal yolculuğunu temellendirir ve Liu Zhi’nin düşüncesinde bu kozmik şema, dört temel kavram çifti üzerinden vücuda gelir:

Tevhid, yani Allah’ın birliği ilkesi, Neo-Konfüçyüsçü düşüncede Li (Mutlak İlke) kavramıyla örtüşerek evrensel düzenin ve ahlâkın nihai kaynağını oluşturur. Yaratılış süreci, aynı çatı altında Taiji (Yüce Kutup) kavramına karşılık gelir ve varlığın potansiyelden forma geçtiği o eşiği imler. Hayat pınarı yahut ruh, Qi (Hayati Enerji) olarak yeniden adlandırılıp maddî ile manevî dönüşümün dinamik gücüne dönüşür. İnsanın hakîkati ise Xing (Asli Doğa) kavramında karşılığını bulur; ilâhî nurun insandaki ontolojik yansımasını temsil eder.

Bu sentez, Müslümanları Çin toplumunda birer yabancı konumundan çıkarıp, devletin ve toplumun temel direği sayılan Konfüçyüsçü erdemlerin koruyucusuna, yani kültürel bir paydaşa dönüştürür. Teorik metafiziğin bu gücü, ibadetin anatomisine sızarak pratik hayatı biçimler.

Beş Sütunun Anatomisi

Liu Zhi’nin başyapıtı Wugong Shiyi (Beş Sütunun Açıklaması), İslâm’ın şartlarını yeniden tanımlar. Her şartı, bir "nefs terbiyesi ve kozmik uyum" aracına dönüştürür. Eser, Hz. Muhammed’in vefat yaşına gönderme yapar; altmış üç bölümden oluşur. Liu, ritüeli bu eserde bir "Praksis Metodolojisi" olarak ele alır; yani ibadeti soyut bir inanç meselesinden çok, bedenle yapılıp yaşanan bir uygulama yöntemi olarak görür. Beş sütunun her biri kozmik bir disiplin taşır ve birbirini tamamlar.

Niân, yani Kelime-i Şehadet, kalbin aynasını parlatan bir zikir olarak başlar; kişinin "Tevhid" ilkesini (Li) idrak etmesini sağlayarak zihinsel bir berraklık yaratır. Li, namaz, insanın evrendeki konumunu bedenen teyit eder: Liu Zhi’ye göre kıyam insanın dik duruşunu, rükû hayvanların postürünü, secde ise bitkilerin ve dağların yere bağlılığını temsil ederek tüm yaratılmışlarla birleşen kozmik bir ibadete dönüşür. Zhai, oruç, arzu ve iştahı dizginleyip ruhu "ilk doğaya" (Xian tian) döndürür, bedensel hapishaneden özgürleşmenin yolunu açar. Ke, zekât, benliği unutturup evrensel merhametin (Ren) tecellisine dönüşür; Liu bu pratiği, mülkiyetin gerçek sahibi olan "Zhenzhu"ya (Gerçek Rab) bir yöneliş olarak okur. Chao, hac ise "eve dönüş" metaforuyla taçlanır; eserdeki "Hukuk Merdiveni" ve "Beş Sembol" gibi kavramlar, bu yolculuğun ruhu mutlak hakîkate taşıyan nihai kozmik birleşme olduğunu vurgular.

Ritüelin şekilsel bir uygulamadan sıyrılıp kozmik bir disipline dönüşmesi, bireysel tekâmülün doruk noktasını oluşturur. Bu derin anlam, bizi şimdi Çinli bir Müslüman kimliğinin dilsel sınırlarına taşır.

Dilin Sınırlarında

Arapça ve Farsça kavramların Çinceye taşınması, Liu Zhi’nin kaleminde bir anlam kaybı yaratmaktan uzaktır; aksine bir anlam genişlemesine yol açmıştır. Allah’ın yerini alan "Zhenzhu" (Gerçek Rab) ile Peygamber’in karşılığı sayılan "Shengren" (Bilge) terimleri, İslamî içeriği Konfüçyüsçü bir saygınlıkla kaynaştırarak teolojik bütünlüğü korur. Liu, "Sānshèng" (üç araç) terimiyle Şeriat’i, Tarikat’ı ve Hakîkat’i açıklarken terminolojik bir cesaret sergiler.

Ancak bu entelektüel başarı, sarsıcı bir izolasyonu da peşinden sürükler. Zhang Chengzhi’nin de vurguladığı üzere, Liu Zhi hayatı boyunca derin bir yalnızlığın içinde yaşamıştır. Kendi yakın çevresi bile onun bu yoğun mesaisini verimsiz bir uğraş sayarak ondan uzaklaşmıştır. Liu’nun projesi, modern Batı merkezli düşüncenin dayattığı epistemik bağımlılık karşı doğan yerli ve özgün bir cevaptır. Bu yalnızlık, hakîkati arayıp iki farklı dünya arasında köprü kurmaya çalışan bir zihnin kaçınılmaz bedeli olarak karşımıza çıkar.

Evrensel Hakîkatin Sesleniş Biçim

Liu Zhi’nin mirası, Çin Müslümanları için bir kültürel sığınak olmanın çok ötesine uzanır; o, modern dünyada farklı kültürler arasında köprü kurmaya çalışan herkes için bir deniz fenerine dönüşür. Onun çabası, kültürel bir teslimiyetten uzak durur; tam aksine, inancın özgünlüğünü başka bir medeniyetin diliyle yeniden üreten bir entelektüel egemenlik arayışına dönüşür. Liu Zhi, evrensel hakîkatin her dilde kendine has bir melodi kazanabileceğini bizlere kanıtlar.

Kendi özgünlüğümüzden taviz vermeksizin, bir başkasının kelimeleriyle hakîkati haykırmak ve kendi inanç sistemimizi başka bir dilin aynasında yeniden keşfetmek mümkün müdür? Liu Zhi’nin hayatı ve eserleri, modern insanı işte bu sarsıcı felsefî soruyla baş başa bırakarak veda eder.

 

Mehmet KIRTORUN
Mehmet KIRTORUN

Mehmet Kırtorun, İstanbul’da yaşayan bir yazar ve yöneticidir. İlgi alanları düşünce, kültür ve sivil toplum ekseninde şekillenir; çalışmalarını bu alanlarda üretmeye gayret eder. Sivil toplum alanın ...

Yorum Yaz