Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
Yolun kenarında terk edilmiş bir araba, bir Morris Cowley, öylece duruyordu. İçinde süresi geçmiş bir ruhsat ve kıyafetler vardı. İlk bakışta şoförün başına pek de iyi şeylerin gelmediğini düşündürtüyordu. Gerçek şu ki, şoförün başına bir şeyler gelmişti ama ne o gün ne de yıllar sonra neler olduğunu birisi açıklayabilecekti.
Agatha Christie Birinci Dünya Savaşı’nın gölgesinde gençliğini geçirirken kader onun yolunu çoktan şekillendirmişti. Eczanede çalıştı bir süre; ilaçlar ve zehirler hakkında bilgi sahibi oldu. Savaş zamanında hemşirelik yaptı; yaralar ve ölüm hakkında bilgi sahibi oldu. Genç bir askerle evlendi; mutluluğun ardından gelen mutsuzluk ve aldatılma hakkında bilgi sahibi oldu.
Tek çocukları olan kızları doğduktan bir süre sonra eşi boşanmak istediğini söyledi. Agatha Christie, sebebinin bir kadın olduğunu öğrendi. Kocasının golf arkadaşı Nancy Neele’di bu kadın. Soğukkanlılıkla karşılamış görünüyordu Christie bu durumu. Ne ağladı ne de yalvardı; bildiği en iyi şeyi yaptı ve bu sefer kendisi için bir kurgu hazırladı. Üstelik kimse de bu gizemi çözemeyecekti hiçbir zaman.
Bir gezinti yapacağını söyleyip arabasına atladı. Ancak ertesi sabah yol kenarında terk edilmiş bulundu araç. Etraf arandı fakat Christie’den bir ize rastlanmadı. Hafta sonunu sevgilisiyle geçirmeye hazırlanan kocası da haberdar edildi durumdan. Programını iptal edip arama çalışmalarına katıldı. Polis, saçından kıyafetine, boyundan kilosuna kadar her şeyini anlattığı eşkâlini gazetelere taşıdı. Ülke çapında yapılan aramalar ta New York Times gazetesine kadar ulaştı. Bununla da kalmadı. Dönemin büyük yazarlarından ve Agatha Christie’nin idolü olan Sir Arthur Conan Doyle da kayıp yazarın eldivenini bir medyuma teslim ederek aramaya destek verdi. Dönem, casusların, gizemlerin ve mistik olayların dönemiydi. Medyum, durumu biraz daha karmaşık hâle getirip Christie’nin İstanbul Pera Palas’ta sıkça kaldığı odayı işaret etse de sonuç alınamadı.
Binden fazla polisin, on beş binden fazla gönüllünün katıldığı arama çalışmaları on gün sonra sonuç verdi ya da Christie kurgunun orada bitmesini istedi. Yorkshire’da bir otelde bulundu ünlü yazar. Kendi ismiyle değil uydurduğu bir adla kayıt yaptırmıştı: Mrs. Tressa Neele. Kocasının sevgilisinin soyadını kullanması tesadüf olmasa gerek.
Agatha Christie halkının ödünü kopardıktan sonra ortaya çıkmıştı ya da ailenin ifadesiyle “bulunmuştu.” Fakat on gün boyunca olanlarla ilgili ne yazar hatıralarında tek kelime edecekti ne de biyografisini yazanlar bir bilgiye ulaşabilecekti. Kısa süreli bir hafıza kaybı diyecekti doktorlar bu durum için ve olay böylece makul bir zemine taşınacaktı.
Hayatını polisiye ve gizem kurgularına adayan yazar, sonunda bir kurgunun kahramanı olmuştu. Zamanlaması eşsizdi, kullandığı takma isim eşsizdi, kayboluş süresi ve ortaya çıkış hikâyesi eşsizdi. Bugünkü bilgiler, kayboluşunun ertesi günü ünlü Harrods mağazasında çay içtiğini doğrulasa da tarih, hafızasını kaybettiğini düşünmemizi istedi. Düşünebildik mi?
Yorum Yaz